Rus etkisi



02-12-2015 08:10


Ergun Çağlayan

Rusya'nın devreye aldığı yaptırımların cari açığımızı beş milyar ABD doları kadar artıracağı, dış ticaret hacmini de en az 15 milyar dolar daraltacağı hesaplanıyor. Bu daralmanın milli gelir üzerindeki baskısı daha zor bir hesap. Çünkü burada hem kayıt dışı faktörler devreye giriyor hem de yurtiçi aktivite gibi görünen ama aslında Rusya ile ortak ekonomik faaliyetin bir sonucu olan kısmın ne kadar daraltıcı bir etki yapacağı öngörülemiyor.

Örneğin ihracatın daralması nedeniyle domates fiyatlarında sert düşüş olursa, bunun bu ihracatın gelir etkisinin azalmasının etkisi yanında, Akdeniz bölgesi illerindeki yerel ticari faaliyetin yavaşlamasıyla da sonuçlanacağı çok açık. Veya turizmde kabaca yüzde 25'lik bir daralma, artan oranlarda inşaat faaliyetinde ve yaz aylarındaki geçici istihdamda azalışlara neden olabilecek. Tüm bunlar pek aşina olduğumuz “çarpan etkisi” ile büyümeyi tümüyle durduracak yeterliliğe sahip.

Diğer yanda Türk lirasının tekrar zayıflamaya başlaması da önemli bir tehdit. Bunun sonuçları daha kolay ölçülebiliyor. Enflasyonun iki basamaklı seviyelere dayanma ve belki geçme ihtimali yüksek, hem de mevcut ticari durgunluğa rağmen. İthal girdiye bağımlı sanayi üretiminin artan maliyetlerinin fiyatlara yansıması kaçınılmaz. Enflasyondaki bu yükseliş, kronik hale gelmekte olan durgunlukla birleştiğinde işsizlik ve pahalılıkta artışla sonuçlanacak stagflasyon dalgalarını bekler hale geliyoruz.

Daha da önemli bir üçüncü husus, Türkiye ekonomisinin ve dünya ekonomisinin büyük çevrimlerinde hangi safhanın içinde bulunduğumuzla ilgili. Bilindiği gibi 2008 krizine acil önlem olarak gelişmiş kapitalist ülke merkez bankaları, batmakta olan borçların yerine devlet kağıtlarının yerleştirilmesi olarak özetlenebilecek kaydi bir parasal genişleme hamlesi yaptı. Bu hamle, faizleri sıfıra yakın tutarken zincirleme batışların da önüne geçti. Krizin zincirleme tahribatı şimdilik engellenebiliyor, ama yeni bir yatırım hamlesi için her kapitalist düzenin ihtiyacı olan sermaye çöküşü ve yenilenmesi de böylelikle engellenmiş oldu.

Türkiye bu dönemi, otomotiv ve metal/makine sektörünün ihracata yönelik kısımları dışında, bir ihracat üstünlüğü yaratmak için kullanamadı. Ekonominin kaynakları, inşaat ve turizm gibi süreklilik güvencesi olmayan iki sektöre yönlendirildi. Artık bir devir kapandı.

Şimdi yeniden yükselecek global faizlerle birlikte emperyalist sermayenin para kazanmak için daha seçici olacağı bir döneme, boşa geçirilen bu on yıl sonrasında girilmekte. Bu zor dönemde, Rusya kaynaklı daralma türünden sınırlı ve bir seferlik etkileri daha fazla ağırlık taşıyan olaylar bile, bir "başlatma darbesi" rolü taşıma riskine sahip. Yani zaten biriken yapısal sorunlar, ekonomiyi duraklatan patinajlar, bu etki bir seferlik ve geçici bile olsa, zincirleme bir geriye kayma dinamiği ortaya çıkarabilir.

Bir kez bu geriye kayma hissi başladığında kapitalizmin doğası gereği her aktörün buna göre "önlemini alması" yüzünden, zincirleme geriye kayışın çığ gibi birbirini beslemesine neden olacaktır. Suriye sınırındaki kaçak ve karanlık ekonomik aktivite de bitirilmek durumunda kalındığında etki büsbütün artar. İşte Suriye - Rusya ekseninde boyundan büyük işlere kalkışan AKP iktidarı, bu muhtemel çığın müsebbibi konumuna düşmek üzere.

Bu çerçeve, geçen haftaki yazımın sonunda sorduğum sorulardan birinin bir kez daha gündeme gelmesine neden oluyor: Türkiye, görece gelişkin kapitalizmini, Ortadoğu modeli bir tek adam rejimiyle krizsiz savaşsız bir potaya sokabilir mi?

Dediğim dedik, bildiğim düdük bir sultanlık, orta gelişkinlikte bir kapitalist ülkede ne kadar hükmedebilir? Hükmedecekse ve  bu, ülkede kaçınılmaz bir ekonomik geriye gidiş anlamına gelecekse, egemen sınıfın konumlanışı ne olacaktır? “Emlak zengini olduk, bir de savaş zengini olalım” mı denecektir? Bence böyle düşünmeyeceklerinden pek emin olamayız. Basit bir örnek: Türkiye’ye cihatçıların bölgesinden en çok ne giriyor ve o girenin sektördeki en büyüğü kim?

Türkiye Solunun önüne açılacak kapıların hem büyük potansiyeli olduğu, hem de son çıkış niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Acil olarak yüklenemeyenin öbek olmakla kalmak bir yana, dergisini basamaz, konserini veremez duruma düşme ihtimali var.

@ErgunCagl

erguncaglayan@gmail.com