Reyhanlı’dan Soma’ya



15-05-2015 08:05


Kamil Tekerek

11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı katliamından 13 Mayıs 2014’taki Soma katliamına kadar yaşanan tarihsel kesit ülkemiz yakın döneminde özel bir yere oturuyor.

Bu kesitin öncesi ve sonrasında yaşananları dışarıda bırakan bir değerlendirme yapmak doğru olmaz. Örneğin Roboski katliamının AKP’nin Kürt sorununda aslında nasıl bir çözüm önerdiğini göstermesi bunlardan biriydi.  

Haziran direnişi ile birlikte ise başta Tayyip Erdoğan’ın olmak üzere gerici, işbirlikçi ve sömürücü düzenin bu ülkede dikiş tutturamayacağının tam boy açığa çıkması bu sürecin en kritik noktalarından birini oluşturdu.

Tuzla tersanelerinde ölen işçileri hatırlar mısınız? Her gün yeni bir kişiyi ekliyorduk ve hesaplarını soracağımızı söylüyorduk. Veya hala devam eden ve AKP döneminin yüz karası kadın cinayetlerini…

Bunların hepsi hafızalara kazındı. Bir de mücadele bayrağımıza yazıldı.

AKP iktidarının tırmanma ve yükseliş dönemleri halk düşmanlığı, tam boy sömürü ve zorbalık üzerine kuruluydu.

Çözülüş dönemi de aynı şekilde. Ancak temel bir farktan söz etmek durumundayız. Fark toplumun ve özellikle işçi sınıfının içinde, halkın vicdanında ve devrimcilerin mücadelesinde artık daha fazla açığa çıkmaktadır. Artık siyasi iktidara karşı pasif direniş değil karşı hamle dönemi başlamıştır. AKP iktidarının çözülüş ve yıkılış dinamiklerini işletecek temel güç buradadır.

Dolayısıyla Türkiye’de sosyalist solun temel görevi daha da belirginleşmiş ve yalınlaşmış durumdadır ve bellidir:

Halkı örgütlemek, emekçilerin taleplerinin siyasi mücadele alanında yılmaz ve şaşmaz savunucusu olmaya devam etmek, Türkiye devriminin sınıfsal özünü güçlendirmek ve toplumsal zeminini genişletmek.

Bunun üzerine bir de bugün emekçi sınıfların içerisine doğru çok güçlü uçları olan gençlik dinamizminin ve düzenle asla uzlaşmayacak olan ülkemiz kadınlarının kararlılığının örgütlü hale getirilmesini ekleyin.

Öyleyse şuradan bir yol çizmeye çalışalım.

Günümüz Türkiyesi’nde Kürt ya da Türk fark etmez, genel anlamda sosyalizm fikri ile insanların arasındaki eskiden kalma garip duvar ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla saf anlamıyla kapitalizme karşı mücadelenin adresinin sosyalizm olarak işaret edilmesi çok daha meşrudur.

Devamında özellikle Gezi direnişi ile birlikte örgütlü mücadele ile toplum arasındaki duvar yıkılmıştır diyemesek de büyük bir engel olmaktan çıkmıştır denilebilir.

İşçi sınıfının saf anlamıyla ekonomik taleplerine yanıt üretmek ve temsiliyetini üstlenmenin ötesinde sınıfa politik bilincin aşılanması kolaylaşmıştır.

Ülkemizde ilericilik gericilik kavgası toplumsal bir karakter kazanmıştır, işlenmeyi ve örgütlü hale getirilmeyi beklemektedir.

Bunları arttırabiliriz. Ancak yukarıda kısaca bahsettiğimiz bütün başlıklarda atılacak adımlar Türkiye devriminin somutlanması, sosyalizmin toplumsallaşması ve Türkiye’de devrimcilerin özneleşmesini sağlayacaktır.

Adlı adınca Türkiye’de sosyalist solun kendi alanını tanımlaması, oraya yerleşmesi ve örgütlü hale getirmesinden bahsediyoruz. Bunun rakipleri olmayacak mı? Pek tabii ki olacak… Yeni bir tür demokrasi mücadelesi, liberal ideolojinin yeni tezahürleri, düzen içine çekilmiş gericiliğin daha katlanılabilir halleri, kapitalist Türkiye’nin emperyalizme bağımlılığını daha meşru ve sevilebilir hale getiren bir milliyetçilik vb… Tabii ki bunlar şimdilik birer tahayyül. Belki hepsi olur ya da hepsinin bileşkesi bir model ortaya çıkar. Ancak şu kesindir ki, sosyalist solun kendini tahkim ettiği alan rakiplerine karşı geçmişe göre çok daha güçlü olacak.

Bitirirken yazımızın özüne dönelim.

Reyhanlı, kardeşlerimizin ölüleri üzerinde yükseldi. AKP iktidarının ülke dışı heveslerinin sonu oldu. Soma, maden işçisi kardeşlerimizin ölü bedenleri üzerine yükseldi. Gerici ve sömürücü düzenin ülke içindeki istikrar söylemine en büyük darbelerden biri oldu.

Ölümlerle başlayan bir kesit, ölümlerle kapandı. Hesabı mutlaka sorulacak kimsenin şüphesi olmasın…

Ancak bu kesitin Türkiye gericiliğinin ve sömürgenliğinin ölüm döneminin kapısını da araladığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Onların hesabını soran olmayacak, cenazelerinde ise “Haram olsun. Kötü bilirdik.” sesleri yükselecektir.