Rehine krizinin ötesi...



22-09-2014 10:46


Erdoğan Gün

Bugün Türk basınında çıkan üç yazının dikkatlice okunması gerekiyor.


Birincisi Abdülkadir Selvi'nin Yeni Şafak'taki "Takas oldu mu?" başlıklı yazısı. AKP'nin medya sorumlularından Selvi'nin, rehine kriziyle ilgili "IŞİD için çok ama çok önemli olan birkaç isim takasta kullanılmış" sözleri gündeme damgasını vurdu. IŞİD'in kilit isimlerinin teslim edilmesi elbette çok önemli... Öte yandan Selvi'nin şu sözleri yazımız için daha büyük öneme sahip:

"ABD gidecek, biz bu coğrafyada yaşamaya devam edeceğiz. Türkiye, tampon bölge gibi tedbirlere var. Ama kara gücü olmak ya da İncirlik Üssü'nü kullandırmak gibi operasyonlarda ise yok. İslam dünyasına yönelik operasyonlarda yer almak demek, Türkiye'nin Ortadoğu vizyonunun çökmesi demektir."

Dikkat çekmek istediğimiz bir diğer yazı, Hürriyet'ten Tolga Tanış'ın Pentagon Sözcüsü Tuğamiral John Kirby ile yaptığı mülakat. Kirby, Türkiye’nin ABD'nin IŞİD’e karşı çabalarındaki rolüyle ilgili şunları söylüyor: "Bir ortaktır, ortak olacak ve ortak olmak zorundadır." Söz konusu çabanın bölgesel, politik, ekonomik ve askeri yanları olan geniş kapsamlı bir yaklaşım olduğunu söyleyen Kirby, bu yaklaşımla ilgili "Türkiye’nin katkı sağlayacağını kesinlikle bekliyoruz. Öyle ya da böyle" diyor. Suriye'de ılımlı muhaliflerin eğitimi konusunda Türklerle değil Suudilerle çalışacaklarını söyleyen Pentagon sözcüsü, Türkiye'nin gündeminde olan tampon bölge konusunda da mesafeli konuşuyor. Kirby, Erbil ve Bağdat odaklı operasyon merkezlerini önemsediklerini belirtiyor.

Ve son olarak, emekli Orgeneral Edip Başer'in Hürriyet'ten Cansu Çamlıbel'le yaptığı mülakat... 2006 yılında PKK ile mücadelede ABD ile yapılan pazarlıklarda özel temsilci olarak görev yapan Başer, 2006 yılında ABD ordusu tarafından hazırlanan ve Türkiye de dahil olmak üzere birçok bölge ülkesinin sınırlarının değiştiğini gösteren haritanın devrede olduğunu ve İsrail'in güvenliği için Kürdistan projesinin ABD için önemli olduğunu belirtiyor.

Uzun bir giriş yaptık... 15 Eylül tarihli "Atılım için..." başlıklı yazımızda "Kararsızlık dönemlerinde, kararlı bir projeye sahip olanlar kazanır" demiştik ve Türkiye dahil bölge aktörlerinin kendi iddia ve projeleri için hesap yapacağını söylemiştik.

Abdülkadir Selvi'nin, "İslam dünyasına yönelik operasyonlarda yer almak demek, Türkiye'nin Ortadoğu vizyonunun çökmesi demektir" ifadesi bu bakış açısının ürünü... Saydığımız diğer yazılarla birlikte şu bir kez daha teyit ediliyor: 
Bölgeye dönük ABD'nin bir yaklaşımı olduğu kesin... Farklı senaryolara açık bu yaklaşımın köşe taşlarını enerji kaynakları, Rusya ve Çin faktörlerine bariyer çekilmesi, İsrail'in güvenliği ve bölgenin dini-mezhepsel dizaynı oluşturuyor. 

Türkiye'de sermaye düzeninin bu yaklaşımla tarihsel bir hesaplaşmaya gitme şansı bulunmuyor. Ve tam da bu nedenle, Türkiye'nin geleceğinin siyasi ve ideolojik krizlerle malul olduğu söylenmeli... Bölge halkları açısından da yıkım anlamına gelen bu yaklaşım, bir bölge krizine işaret ediyor. 

AKP ise, tam da Selvi'nin söylemeye çalıştığı gibi, ancak bölgede bir gerçeklik haline gelebildiğinde -ki bu bugün görece bağımsız davranmak anlamına geliyor-, gelecekte bir yerini olabileceğini hesaplıyor. 

IŞİD'le pazarlıkçı tavır, kara operasyonlarının bir parçası olmama kararı vb. bölgede Sünni İslamcılığın hamisi pozisyonunun devamlılığını sağlamak için alınıyor.

Bu tavrın ne kadar kararlı olabileceğini, ABD'nin, Türkiye gibi büyük bir ülkenin bu tavrı sürdürmesine ne kadar dayanabileceğini, dayanamasa da değiştirmek için gücünün yetip yetmeyeceğini, AKP içinden bu tavrı sorgulayacak yeni bir yaklaşım çıkıp çıkmayacağını, sermaye düzeni açısından CHP-HDP ekseninin yeni bir tavır geliştirmek için uygun olup olmadığını göreceğiz.

Şunu bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Bölge olarak, Türkiye olarak ya düşeceğiz ya çok şanlı bir diriliş yaşayacağız. 

Ya bölgedeki din eksenli şekillenişi reddedeceğiz ya barbarlığa mahkum olacağız. 

Ya enerji kaynakları ve zenginlikleri kimseyle paylaşmayacağız ya o kuyulara her gün yeni cesetler atılacak.

Kürtler, özellikle de Türkiye Kürtleri, yüzlerini ya Türkiye'nin emekçilerine ve bölgenin yurtsever ve ilerici dinamiklerine dönecek ya sonsuza dek başka yönlere bakacağız.

Bölge için ve Türkiye için laiklik talebiyle yurtsever karakter birleşecek veya tükeneceğiz...