Reha Erdem’in Koca Dünya’sı



08-04-2017 09:46


Kaya Özkaracalar

Sinemamızın en önde gelen ve en kendine özgü yönetmenlerinden Reha Erdem’in yeni filmi Koca Dünya’yı ülkemizde ilk kez izleyici karşısına çıktığı geçen yılki Adana Film Festivali’ne dair o dönemki genel değerlendirme yazımda kısaca ele almıştım. Venedik Film Festivali’nin ‘Ufuklar’ bölümünde Jüri Özel Ödülü kazanmış olmanın yanısıra Adana’da En İyi Film seçilen Koca Dünya’yı dün Başka Sinema zinciri üzerinden beş şehirde toplam 15 salonda vizyona girmesi vesilesiyle tekrar, bu kez daha yakından ele almak ve özellikle önceki yazımda üstü kapalı geçtiğim bir konuyu açımlamak istiyorum.

Ama öncelikle yineleyecek olursam Koca Dünya, oyuncu yönetimi, oyunculuk performansları, görüntü yönetimi, ses tasarımı ve uygulaması gibi alanlarda mükemmellik düzeyini yakalayan, çok ‘iyi yapılmış’, seyretmesi, özellikle sinema ortamında seyretmesi yer yer büyüleyici bir seyir deneyimi yaratan bir film. Ancak filmin toplamda dört dörtlük bir ürün olmasına set vuran bazı tali defoları da yok değil. Önceki yazımda da vurguladığım gibi, yönetmenin önceki filmlerindeki kimi figürlerin bu öyküye pek bir şey katmadan, biraz fazlalık gibi dururcasına filme dahil edilmiş olup hiç gerek yokken Erdem’in yaratıcılık krizinde olduğu izlenimi vermeleri sözkonusu; örneğin, Jin’deki (2013) geyiğin muadiliymişçesine Koca Dünya’ya bir keçi koymak, tutarlılık ve süreklilikten ziyade bir taklit hissi yaratıyor.

Sözkonusu keçi örneği üzerinde biraz daha durursak, bu figürün filmin büyüsünü bozucu yönü yalnızca Jin’e dair taklit hissi yaratması değil, filmin kurgusal evreni içinde temel karakterlerin ona gösterdiği tepkinin anlamlandırılmasını takviye edecek herhangi bir başka anlatı unsuru olmadığı için havada kalması, zaten keçi bu yüzden yalnızca bir taklit figür gibi iğreti duruyor. Bir ormana kaçmış iki öksüz çocuğun öyküsünün perdeye geldiği Koca Dünya’da çocukların bu keçiye çaresizlik içinde “baba!” diye hitabederek feryat etmeleri, filmin meselesinin ya da meselelerinden birinin babasızlık olduğunu kaçınılmaz olarak imliyor ama bu teorik olarak ağır meselenin (ağır, çünkü, örneğin neden yokluğuna vurgu yapılan ebeveyn anne değil de baba?) mesele edildiğine dair başka emare yok film boyunca. Keza ormanda dolaşan ve zaman zaman çocukları uzaktan da olsa rahatsız eden meczup çobanın varlığı anlatıda neye hizmet ediyor meçhul. Yanlış anlaşılmasın, kurgusal bir anlatıdaki her bir unsurun, bir bulmacanın parçaları gibi birbirlerini tamamlamaları gereği yoktur, özellikle sinema gibi görsel-işitsel bir mecrada perdeye gelen motifler kendilerinden menkul bir duygulanım yaratma güçleri üzerinden de (ki, örneğin, fetiş değeri olan imgeler böyledir) meşru bir varlık taşıyabilirler. Ancak Koca Dünya’daki keçi, meczup çoban gibi figürler izleyicide kendilerinden menkul bir duygulanım yaratma gücüne de sahip değiller.

Buradan Koca Dünya’nın bence asıl çarpıcı özelliğine geçebilirim. Koca Dünya, bir ormana kaçmış iki öksüz çocuğun öyküsünü perdeye getiriyor. Zühal ve Ali adlı bu biri kız, diğeri erkek iki çocuk birbirlerini yetimhane yıllarından kardeş olarak bellemişlerdir (öte yandan Zühal’i evlat edinmiş olan evli adam onların kardeş olduğunu dair hiçbir resmi belge olmadığını söylemektedir). Zühal’in üvey babasının onunla imam nikahı kıymayı planladığını öğrenen Ali, Zühal’in üvey ailesini filmin başında öldürür ve iki çocuk bir ormana kaçarak burada kendi kurdukları derme çatma bir çadır-kulübede yaşamaya başlarlar. Ali, gündüzleri yakınlardaki bir kasabada tamircilik yapsa da akşamları Zühal’in yanına dönmektedir. Bu konu özetinden anlaşılacağı üzere Koca Dünya, Erdem’in önceki pek çok filminde olduğu gibi, genç bir bireyin kendisini kıstıran bir ortamın dışına kaçısını öykülüyor. Ancak Reha Erdem filmlerinin çoğunun önemli bir diğer ortak paydasının, kıstırılmışlıktan kaçış içindeki bireyin küçük kızlar / genç kadınlar olduğunu da anımsamak gerek (ve bu kural aslında Koca Dünya’da da bozulmuyor: Filmdeki diğer temel karakter Ali olsa da Zühal’in başına gelenler olmasa Ali’nin kendi bulunduğu ortamdan kaçmak gibi bir derdi yok). Koca Dünya’daki Zühal, yetişkin bir erkeğin tacizine ve muhtemel tecavüzüne uğramış bir birey; Zühal’in Hayat Var’daki muadilinin de yine yetişkin bir erkeğin tacizine uğramasına tanık oluyorduk, Jin’de de bir tecavüz girişimi perdeye geliyordu. Öte yandan Koca Dünya’da ise Zühal’in, gündüzleri çalıştığı kasabadaki bir kadınla yakınlaştığını anladığı Ali’nin bu ilişkisinden hoşnutsuz olması da bu filmin anlatısının bir unsuru. Ayrıca film boyunca kimi mizansenlerde Ali ve Zühal’in fiziki yakınlıkları, birbirlerini kardeş bilmeseler ve biz izleyiciler de öyle kabullenmiş olmasak, sanki iki genç sevgilinin yakınlaşmalarına dair sahneler olarak da görülebilecek sahneler. Dolayısıyla Koca Dünya’yı yetişkin/erkek-egemen dünyanın karşısına dikotomotik olarak çocukluğun ‘masumluğunun’ konumlandırıldığı bir film olarak görmek eksik veya eksikliğinden dolayı yanlış olacak gibi. Koca Dünya, çocukluktan genç kadınlığa geçiş arifesindeki / aşamasındaki dişil bireyin, yetişkin/eril dünyanın tahakkümü karşısında gördüğü zulmü, eril iktidarın onu zorladığı ‘kadınlığı’, öykülemekle birlikte bununla kalmıyor gibi. Filme atıfla biraz daha somutlayacak olursam, Zühal kendi iradesi dışında ‘kadınlığa’ zorlanmış bir birey ve Koca Dünya bunu sanki ‘Zühal’in çocukluğunu yaşayamamasının müsebbibi eril iktidar’ kolaycı basitliğinde değil de şöyle ifade etmek istiyor: Zühal’in bilahare çocukluğun sonrasına özgürce ve doğalca geçmesinin koşullarının zorlaşmasının / ortadan kalkmasının sebebi eril iktidar.

Mustafa Kara’nın e-mektubu

Geçtğimiz SİYAD ödül töreninin ardından bu köşede yayımlanan yazımda Kalandar Soğuğu film ekibinden kimsenin törene gelmemesine dikkat çekerek “Törene ekip olarak katılacaklarını bildirmiş olan Kalandar Soğuğu’nun beklenmedik noksanlığı […] ister istemez akıllara TRT yapımı [*] bu filmin ‘SİYAD’la birlikte anılmaktan’ son anda cayıp caymadığı, hatta son anda caydırılıp caydırılmadığı sorusunu getirdi” diye yazmıştım. Sözkonusu filmin yönetmeni Mustafa Kara’nın, SİYAD YK Başkanlığına gönderdiği bir e-mektupta bu önermeyi “kabul edemeyeceğimiz bazı iddialar” ve “yersiz iddialar” olarak nitelendirdiğini cevap hakkı bağlamında kaydediyorum.

(*) Bu arada sehven kısaca “TRT yapımı” diye yazmışım; Kalandar Soğuğu, TRT’nin ortak yapımcı olduğu bir film (bkz: http://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/kalandar-sogugu-vizyona-girdi-271862.html)