Referandum sonrası açık oturum



07-03-2017 06:22


Metin Çulhaoğlu

MODERATÖR: Değerli izleyiciler, Türkiye’nin soluğunu tutarak beklediği referandum sonuçları dün gece geç saatlerde kesinleşti: Hayır yüzde 56, evet ise yüzde 44 çıktı. Ülkemiz bu sonuçla kritik bir eşiğe gelmiş oldu. Bundan sonrası için düşünülebilecek senaryolar neler? Referandumun kazananları ve kaybedenleri sonucu nasıl okuyacaklar? Bizi bekleyen, mevcut kutuplaşmanın daha da derinleşmesi mi olacak yoksa bu sonuç epeydir özlemini duyduğumuz diyalog ve mutabakat zemini için vesile mi oluşturacak?

İşte bu soruları tartışmak ve yanıt aramak üzere değerli konuklarımızla birlikteyiz: Sayın Ziya İrşat, Sayın Baha Tekyol hoş geldiniz…

Ziya bey, sizinle başlasak…

ZİYA İRŞAT: En başta belirtmek gerekirse, bu referandumun kaybedeni yoktur. Denecektir ki “evet isteyenler kaybetti”; ancak büyük resme baktığımızda farklı bir durum görürüz. Referandumu kaybetmiş görünen AK Parti sonuçtan elbette gerekli dersleri çıkaracak, fabrika ayarlarından uzaklaşmanın bedelini görmüş olacaktır. Bu sonucun iktidarın eski mutedil çizgisine dönmesine vesile olacağına inanıyorum. AK Parti’nin bunu hiç göremediğini düşünmek mümkün değil. O kadar ki bildiğimiz ve tanıdığımız Sayın Erdoğan’ın “hayır” sonucunun vesile olacağı hayırları önceden görüp bizzat kendisinin “hayır” oyu kullanmış olması da güçlü bir olasılıktır.   

MODERATÖR: İlginç bir yaklaşım, ama neden olmasın? Peki, bu referandum sonucuyla sizce halk hangi mesajı vermiş oldu?

ZİYA İRŞAT: İlk bakışta halk “getirilmek istenen sistemi istemiyorum” mesajını vermiş gibi görünüyor. Ancak bence mesele bu kadar basit değil. “Hayır” sonucunun koordinatlarını belirleyip şifrelerini çözersek halkın bu referandum için titiz bir işbölümü yapmış olduğunu görürüz. Halk kendi içinden yüzde 44’lük bir kesimi “evet” demekle görevlendirmiş, “hayır”ı yüzde 56’da tutmayı münasip görmüştür. Muhalefete demektedir ki “Hayır istedin, tamam dedik, ama şımarmak yok, en ufak bir hatanda cezayı keserim…” AKP’ye iletilen mesaj ise şöyle okunmalıdır: “Evet çıkaramadım diye üzülme, bak elinde yüzde 44 var, doğru düzgün gidersen bu referandumda kaybettiğini düşündüklerini genel seçimlerde fazlasıyla geri alabilirsin…”

MODERATÖR: İzninizle araya gireceğim… Zaten kendi köklü geleneklerimizde de böyle değil mi? Kırkpınar güreşlerindeki cazgır salavatnamesi pehlivanlara ne der? “Üste çıktım diye sevinme/alta düştüm diye yerinme…”

ZİYA İRŞAT: Doğru, ama onun bir de sonrası vardır ve orada “üste çıkarsan apış/alta düşersen yapış” der. İlk kısmın hatırlanmasında sayılamayacak kadar fayda vardır. Ama devamını da getirirlerse, yani üste çıkanın apışıp altta kalanın yapışması ahvalinde ülkede gerginlik ve kutuplaşmalar daha da artacak, dünyanın ve bölgenin bu kritik durumunda ülke sonu belirsiz mecralara sürüklenecektir. Umarız siyasal partilerimiz bu Kırkpınar tekerlemesinin ilk kısmını kafi görüp ikinci kısmına itibar etmezler…

MODERATÖR: Baha Bey, size gelelim…

BAHA TEKYOL: Sigmund Theodor Ranshoffer’in son kitabını yeni bitirdim. “Postmodern ve Postgerçek İkileminde Biriktirdiklerini Gündelik Tüketen Dünya” adlı bu kitabında Ranshoffer ilginç bir metafora başvuruyor. Diyor ki küreselleşmeyi ve demokrasiyi ulu bir çınar olarak görürsek, otoriteryan popülizm bu çınarın dalına salıncak kurmuş sallanmaktadır… Yani ağacı koruyalım, dalını kesmeyelim, sadece salıncağı oradan indirelim diyor…

MODERATÖR: Güzel, ama bu nasıl olacak?

BAHA TEKYOL: Bakınız… Bence burada asılvazife ve mesuliyet “hayır” cephesine düşüyor. Ziya beyin isabetle buyurduğu gibi muhalefet zafer sarhoşluğuna kapılmamalıdır. Hatta daha ilerisini söyleyeyim: İyi niyet ve yapıcılık işareti olarak referandumdan geçmeyen yetkilerden hiç olmazsa bazılarını Sayın Cumhurbaşkanına vermek için iktidarla masaya oturmalıdır.  Şahsen ben Sayın Kılıçdaroğlu’nda böyle bir yapıcılık ve siyasal olgunluğun olduğunu düşünüyorum…

MODERATÖR: Şimdi kısa bir reklam arası, ardından devam edeceğiz…

_________________________________________________________________________

Not: Bu hayali açık oturumun bir Fellini filmi gibi düşünülmesini öneriyoruz.  Oturum, panayır/lunapark gibi bir yerin ortasında, Nino Rota müziği (örneğin “Sekiz Buçuk” filminin müziği) eşliğinde gerçekleşmektedir.