Reelpolitik: AKP, seçimler, Kürt sorunu ve sonrası için kestirimler



13-09-2015 09:24


Ercan Gündoğan

Gün be gün ne olduğuna bakıyoruz, tarih nasıl ilerleyecek, anlamaya çalışıyoruz. 7 Haziran 2015'ten bu güne olanlar, son bir hafta içinde Cizre özelinde yaşananlara bakıyoruz..1 Kasım genel seçimleri ve sonrasını tahmin etmeye çalışıyruz ... Konumuz yine AKP, hükümet sorunu, Kürt sorunu...Bu yazıda, ayrıca bir de “reelpolitik” sorunumuz bulunuyor.

Kürt sorunu bölgesel, hatta uluslararası bir sorun, bunu artık herkes görmeye başladı...Sadece Türkiye içi bir demokrasi sorunu, ya da Kürt halkının bir Türkiye içi bir “kendi kaderini tayin” sorunu değildir. Bu sorun Türkiye yanında en azından bölge içinde, Suriye, Irak ve İran'ı doğrudan ilgilendirmektedir. İran bu konuda şimdilik sorunu yokmuş gibi görünmektedir. Ama sadece şimdilik.

Kürt sorunu, tarihsel ve en genel anlamıyla bir demokrasi sorunuydu, sadece demokratikleşme sorunu değildi... Bu şekilde algılayanların başında CHP geliyordu. Daha önce yazdıkları raporlarda, sorunu sadece 12 Eylül zulmüne bağlıyorlardı.

Kürt sorunu, emperyalist ülkelerin de dahil olduğu bir sorundur. Bu nedenle, herhangi bir bölgesel ya da küresel güç için, her zaman “araç” işlevi de görmüştür, görüyor da. Ancak, Kürtler, Ortadoğu'nun ortasında, emperyalistlerle ilişki içine girmeden, isteseler de politika yapamazlar. Kürt nüfusu olan Türkiye, Suriye, Irak ve İran yanında, ya İsrail, ya İngiltere, ya ABD, ya da AB bir bütün olarak, Kürtleri ve Kürt sorununu kendilerince “araç” olarak, gördüler, görüyorlar....Kürtler elbette bunun bilincindedir. Kusura bakmasınlar, bilinçleri de her zaman yeterli olmuyor. Bu Kürt sorunun, Kürt hareketinin “reelpolitik” gerçeğidir.

Kürtler, PKK ve HDP özelinde, belli bir aşamada, Kürt sorununu devlete kabul ettirdiler. Daha fazlası, masaya oturabildiler. Ancak, masada bulunan en önemli sandalyelerden birinde “mahpus” Abdullah Öcalan oturmaktadır. Bir “mahpus” da ancak “reelpolitik” açıdan önemli olabilir. Reelpolitik değiştiğinde, o mahpusun eski değeri ya kalmaz, ya da, ancak başka amaçlara hizmet eder hale gelir. Bir mahpusun, müzakere çerçevesinde bu denli ön planda olması da kendi başına bir sorundur elbette. Ancak konumuzun şimdilik dışındadır.

Kürt hareketi, yeteri kadar “reelpolitiker”, ama, bu durum diğer güçlerin “reelpolitiği” tarafından belirlenir, kısıtlanır. Türkiye'de elde edilen seçim başarısı, Türkiyelileşme, tekrar bölgeselleşmeye sıkışabilir. Türkiye de, devlet olarak, başka “reelpolitik” girişimlerde bulunabilir, bulunmaktadır. Bu da her şeyden önce, devletin “reelpolitiği”dir. Devlet, bir gün ödün verirken, diğer gün, “ezme”, diğer gün de “yok etme” politikasını benimseyebilir, benimsemektedir. Ya da, tekrar masayı tercih edebilecektir. Bunun için, devletin ve hükümetin, kendini rahat ve güvende hissetmesi, bir de, daha önemli olmak üzere, bir kazanç elde etmesini gerektirir. Devlet açısından, masanın büyük bir getirisi olmalıdır. Kürtler sanıyorum itiraz etmezler. Daha önce kurulan masa, pek çok işlevinden önce, AKP hükümetini güçlendiren bir işleve sahipti. İki taraf için de bir “kazan-kazan” mantığı söz konusuydu. 7 Haziran seçim sonuçları, bu mantığı hükümet aleyhine bozdu.

***

Hemen diğer güçlerin kendi “reelpolitiğine” bakalım. Esad Suriyesi, Rus ve İran desteğiyle, küçülerek bile olsa, devam edebilir. Hatta, daha da ilerleyip, sadece IŞİD'i değil, Kürt kantonlarını da ezebilir. Ya da, ara bir çözümle, Kürtleri yanına alarak, IŞİD'siz bir Suriye de yaratabilir. Ya da, bir gün kendini toparlamış Suriye, Türkiye'yle birlikte, sadece IŞİD ve diğer güçlerin değil, Kürtler'in de üzerine yürüyebilir.

Bilemeyiz, ama, olanak dahilindedir. Çünkü böyle bir tarihi coğrafyada, sık sık ve her türden, kısa ömürlü ittifaklar kurulabilmektedir. IŞİD'siz bir Suriye-Irak düşünelim tekrar. Ya da, diğer aktörlerin yerinde durduğu, ama Esad Suriyesi'nin tümüyle tarihe karıştığı bir bölge... Erdoğan'sız bir Türkiye, bir AKP, ya da küçülmüş, parçalanmış bir AKP düşünelim... Böylelikle, Türkiye'nin Suriye politikasının, Kürt politikasının tekrar değiştiğini...

***

Türkiye 1 Kasım 2015 seçimleriyle sadece yeni bir hükümet sorunuyla değil, yeni bir aşamaya yükselmiş yeni bir Kürt sorunuyla da karşılacaktır.

Bu seçimlerden sonra da benzer bir oy dağılımı olacağını, AKP'li bir koalisyon dönemine gidileceğini varsayalım: Ama, AKP ile hangi parti yanyana gelecek? CHP mi, MHP mi, barajı tekrar geçeceği anlaşılan HDP mi? Seçenekler genel hatlarıyla şöyledir:

1) AKP, CHP ile, restorasyona razı olur. Piyasa rahatlar, yavaşlayan ekonomiyi tekrar hızlandırmak için gerekli sınırlı reformları yapar. Elbette, Kürt sorununun köklü çözümü yeni bir bahara ertelenir, meclisin daha fazla dahil olacağı bir tartışma ve müzakere sürecine girilir. Sorun, demokratikleşme, anayasal vatandaşlık ve “yerel yönetimler özerkliği” kapsamında ele alınır. Demokratik bir öteleme stratejisi benimsenir.

2) AKP, MHP ile yanyana gelir. Kuzey Irak'a, Suriye'ye doğrudan müdahale eder. Hem PKK'yı, hem PYD'yi ezmeye çalışır. İç savaşı göze alan Türkiye, içeride sıkıyönetim ve olağanüstü hal uygulamalarıyla, her türden askeri ve polisiye tedbirlere başvurmak zorunda kalır. Hukuk devleti biter, Türkiye dünyadan dışlanmayı göze alır.

Ancak, yeni bir “faşizm” olanaklı görünmüyor. Maliyeti yüksektir. İç savaş da, sürdürülemez bir seçenektir. İntihardır. Bazı “plebyen” unsurların solculara, demokratlara, Aleviler'e, Kürtler'e karşı harekete geçirilmesi geçmişte olmuştur, bugün olmaktadır, gelecekte de olacaktır. Ancak, bugün itibarıyla, bu türden hareketlenmelerin her görüldüğü an ve yerde, 1920'lerin İtalyası'nı, 1930'ların, 1940'ların Almanyası'nı düşünmek, teorik tembellik, teorik şablonculuktur. Daha da kötüsü, “sosyoloji” yapmaktır. Türkiye'nin yaşadığı her şeyden önce bir AKP sorunu, ondan da önce ve sonra, Kürt sorunudur. Türkiye, henüz güçlü bir sosyalist işçi sınıfı hareketiyle, sosyalizmin yarattığı güçlü bir korku ve tehditle karşı kaşıya değildir. Korku bir tarafta AKP'nin bizzat kendisinin yaşadığı iktidardan uzaklaşma, düşme korkusu, diğer tarafta ise, bölgesel olarak güçlenen Kürt hareketininin yarattığı genel sistemik bir korkudur. Bu korkunun, AKP ve onunla birlikte hükümet eden devlet kesimi ile MHP gibi partilerin tabanınca yaşanması, elbette, geçmişte olduğı gibi, devlet terörüne, sokak hareketlenmelerine yol açar. Ancak, faşizm de, iç savaş da, daha fazlasını gerektirir. Daha fazlası nedir sorusunun yanıtı ise, daha fazla yazmayı gerektirir ve bu gazete yazısının kapsamını aşar.

3) AKP, HDP ile koalisyon kurar. Anayasayı değiştirip, Kürt sorununu çözmeye çalışır. Kürt açılımı çok daha ileri bir aşamaya geçer. Ancak, bu seçenek HDP'nin, AKP aleyhine daha da güçlenmesine yol açar. AKP açısından kabul edilebilir değildir.

4) CHP-MHP koalisyonu kurulur. Destek ya AKP'yi terkedenlerden, ya da HDP'lilerden sağlanır. Bu seçenek, orta vadede, CHP ile MHP'nin dışarıdan desteğe ihtiyaç duymayacakları kadar güçlendirilmesi stratejisine yol açabilir. CHP'nin Kürtleşmesini, MHP'nin AKP'lileşmesini, daha fazla İslamlaşmasını gerektirir. Ancak, böyle bir CHP, böyle bir MHP ile fazla evli kalamaz.

5) Hükümet kurulamaz, geçici hükümetle, ya da seçim hükümetiyle tekrar seçime gidilir. Bu durumda AKP herhangi bir partiyle hükümet durumunu sürdürmeye çalışır. 7 Haziran sonrası olduğu gibi, yine fiili hükümet durumu yaratılır. Hükümet bunalımı devam eder. Bu tür durumlarda, “stepnelerin” devreye girmesi ve bazı partilerin “elini taşın altına koyması” beklenir. Yeni partiler, yeni birleşmeler, yeni seçim ittifaları görülebilecektir. AKP'nin özellikle Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi ile ittifak kurabileceğini, yetmezse, diğer partilerden parça koparmaya çalışacağını tahmin edebiliriz.

Tek parti hükümet olanağını tümüyle kaybedecek bir AKP'nin, Demirel'in sözüyle, “millet bize muhalefet görevi verdi” demesi, ya da bu partiyi barındırmayan bir hükümet olanaklı mıdır?

AKP seçim sonuçları ne olursa olsun, diretecek, çeşitli hükümet yolları arayacaktır. Bu parti kurulduktan kısa bir süre sonra hükümet olmuş, hükümet partisi olarak bu güne kadar gelebilmiştir. Devamı için iktidara muhtaçtır. İktidar dışında bir AKP, sudan çıkmış balık reaksiyonlarını gösterecektir. Hükümet döneminde işleyen “mekanik dayanışma”, ya da, çıkar birliği biteceğinden, Güllü, Gülsüz, seçenekler devreye sokulacaktır.

Yukarıda saydığımız bu olasıkların, seçeneklerin hepsi, Kürt hareketiyle ilişki içinde düşünülmelidir. Her hangi bir hükümet seçeneği, içeride ve dışarıda, Kürt Sorunu ile karşı karşıyadır. AKP'li hükümet seçeneğine göre şu soruları soralım:

Kürt hareketi hem Türkiye'de, PKK ve HDP olarak, hem Suriye'de, PYD olarak, aynı anda gerileyebilir mi?

Bu gerileme için, AKP'nin Esad ve müttefikleriyle tekrar dost olup, birlikte hem Kürtler'e hem de IŞİD'e saldırmasıyla olanaklıdır. Ama Erdoğan, Esad'la tekrar tatile çıkamaz.

Suriye Kürtleri'nin hareketini bitirmek için Esad değil de IŞİD tercih edilirse, Türkiye hem Kürtler ile, hem de ABD ile karşı karşıya gelmek durumundadır. Bu politikanın gerçekleşme olasılığı düşüktür.

Bir başka olasılık, seçenek, Türkiye'nin, AKP yönetiminde, Kürtler'le birlik olup, IŞİD'e, saldırmasıdır. Bu seçenek, hem Kürtler'in, hem de Esad'ın güçlenmesine yol açacağından, yine pek olası değildir.

***

“Kazan-kazan” ilişkisi, AKP ile Kürtler arasında artık geçerli görünmüyor. Biri kazandığında diğeri kaybetmektedir. İçeride de, dışarıda da....

Türkiye, AKP ile birlikte, “reelpolitika” yapma yeteneğini kaybetmiştir, denebilir.

***

Dikkate alınmayan seçenekler var mıdır? Elbette vardır. Belki de olasılığı en yüksek seçenek, şudur:

Türkiye, hükümet bunalımlarıyla Erdoğan'ın “cumhurbaşkanlığı” dönemini bitirip, tarihe karışmış, değişmiş, ya da küçülmüş bir AKP ile birlikte, dört yıl sonra tekrar başa dönebilir. Ancak ne olursa olsun, yeni Türkiye de, Kürt sorunu o anda ne aşamada olacaksa, oradan yoluna devam eder. O sırada belki Esat olmaz, IŞİD olmaz, Erdoğan olmaz. Bu durumda;

Kürtler Suriye'de, Barzani ülkesinin sol versiyonu bir Rojava içinde yollarına devam ederler;

Türkiye'de ise, yerel yönetim özerkliğini arttıran yeni bir anayasal düzenleme yapılır. “demokrasiye razı”, “demokrasiyle tatmin olmuş” halde, yollarına devam ederler. Solcu, Maocu Kürtler, en azından Kandil böyledir, demokrat Kürtler olarak, yerel özerklikleri arttırılmış, anayasal düzeyde kimlikleri tanınmış vaziyette, Türkler ve diğer etnik kimliklerle mutlu, mesut ve bahtiyar şekilde yaşarlar. Taa bir sonraki “aşamaya” kadar.

Olasılığı en yüksek seçenek bu mudur? Türkiye yüzünü tekrar Avrupa'ya, AB'ye çevirirse, CHP AKP'nin yerine geçerse, öyle görünüyor.

***

Hiç bahsetmediğimiz başka bir seçenek daha vardır elbette. Şimdilik olasılığı azdır. Yaratılması için uzun bir çaba gerektirir. Bu da, bölgesel, sosyalist, bir birliktir. Bu seçenek, daha önceki yazılarda soyut biçimde ele alınmıştı.

İleri'de bu konuda daha çok yazmak gerekiyor...