Parantez içinde parantez!



18-01-2015 09:19


Ercan Gündoğan

Askerler kırıp döküyor, fiziki şiddet uyguluyorlardı. İslamcılar, zehirleyip, çürütüyorlar.

Askerin yaptığı kol, bacak, kafa kırmaya benziyordu. Kırılan kemikler tekrar kaynayabiliyordu.

İslamcılar daha kimyasal, daha biyolojik silahlarla, zehirlemeye, çürütmeye çalışıyorlar.

Tedavisi çok daha zordur. Politik ve ideolojik antibiyotiklere ihtiyaç vardır.

Ama, asker kırarken, belli ki, kana da bir şeyler karıştırıyordu.

Kana mikrop ve virüs zerkedilirken, en çok hangi aletleri kullandılar acaba? İmam Hatipler, camiler, tarikatlar, Diyanet İşleri, tüm iç ve dış bağlantıları ve vakıflarıyla, oldukça başarılı olmuşa benziyor. İlk başta TRT, sonrasında özel televizyonlar. Buna devlet dairelerini, üniversiteleri de ekleyelim.

Asker araziyi temizliyor, İslamcılar inşaat yapıyorlardı. Şimdi karşımızda sayısız küçüklü büyüklü, Ak-Saray vardır.

Tüm bu küçüklü büyüklü Ak-Saraylarda, Ama-yasanın en çok “ama” kısmı işletilmiş, sonunda Cumhuiyetin bir parantez olduğunun ilanına kadar gelinmiştir. Cumhuriyet parantez ise, laiklik ve hukuk, birey ve özgürlük de parantezdir. Onlar parantezse, aslında son 180 yıl sıfırlanmak istenmektedir.

Son yüzseksen yıl pek de sıfırlanabilecek, parantez görülebilecek kadar kısa, yüzeysel, etkisiz bir dönem değildir elbette. Hem çok uzundur, hem de, geçici bir sapma değildir.

II. Mahmud’tan Mustafa Kemal’e tüm dağınıklığı içinde, bir alt yapı kurulmuştu. Mustafa Kemal ve sonrasında, daha sistemli (şümullu) bir düzenlemeye gidilmiştir. Tüm başarılara rağmen, eksik ve sorunlu dönemlerdir. Ama, nasıl ki Mustafa Kemal Tanzimat’ın ilerisine geçtiyse, 1960 sonrası da, Mustafa Kemal’in ötesine geçiş mücadelesi vermişti. Yine aynı şekilde, 1960 sonrası da, Mustafa Kemal’in çok ötesine geçmişti.

Modern Türkiye tarihinde bir parantez varsa, bu, 1980 ile 2013 arasındadır. Bu parantez kaldırıldığında, tarih 11 Eylül 1980’den itibaren tekrar, ama çok daha üst bir seviyeden, başlayacaktır.

1980-2013 parantezi bir mola değil, zehirlenmeye, çürümeye karşı bir mücadele dönemiydi. 2013 ve sonrası ise, artık hastalıktan çıkıldığını gösteren gelişmelerle doludur.

Bu gelişmeler, kendini tuhaflıklarla gösteriyor. Bir hükümet düşünelim... Oyu arttıkça zayıflıyor. Oyu arttıkça daha fazla şiddete, gericiliğe başvuruyor. İlginç bir gelişmedir. Güçlendikçe korkuya kapılmak, sertleşmek. Gittikçe hızlanıyor, ama, duvara doğru. Aslında görüyor da duvarı, ama, yavaşlayamıyor.

Kamyon şoförümüz ehliyetini torpille almış, normal yükünün üzerinde kaçak mal yüklemiş, frenlerini de oldukça hoyrat kullanmıştır. Zaten hiçbir trafik tabelasına da dikkat etmemektedir. Virajlı dağ yamaçlarından hızlanarak geçmeye çalışmakta, gittiği yolu düz duble yolu sanmaktadır.

Ama yine de, büyük başarıdır. Parantezin içinde parantez açmışlar, toplumun sağlıklı hücrelerine epey miktarda zehir şırınga etmişlerdir. Öyle bir zehirlenmedir ki, kadınların başından başlayıp rahmine kadar gitmişler, kız çocuklarının evlenme yaşları üzerine televizyon programları yapar hale gelmişlerdir. 

Ama, 1980 sonrası açılan parantezin içinde sadece bir parantezdirler. Türkiye solu, bu süre içinde yeteri kadar antikor üretmiş, sağlıklı hücrelerini daha da güçlendirmiştir.