Pandemi: 'Bilinç, sınıf, eşitsizlik'



24-09-2020 08:22


Nurettin Abacıoğlu

Bir duvar yazısında, şöyle yazıyordu!

“Kovid bir virüstür; pandemik olan kapitalizmdir!”

Dünya, siyasi ve iktisadi sistem olarak, yaygın bir kapitalist ülkeler bileşkesinden oluşuyor…

Pandemi de işte böylesi bir dünyada hüküm sürüyor. Toplumları, can damarlarından vurmaya devam ediyor ve kapitalizmin hükümranlığındaki toplumlar içinde yaşayan halklar, başta sağlık hizmetleri olmak üzere, gündelik yaşamı idame ettirmeye yardımcı olacak pek çok hizmete erişememe ve asgari ölçüde var olanları bile, büyük ölçüde kaybetme sorunu ile karşı karşıya bulunuyor.

Yeni bilinç aşılaması…

Soru şudur: Pandemik olan, neden kapitalizmdir? Nasıl bir bilinç çarpıtması ile salgının kendisi olma özelliğini korumaktadır?

Kapitalizm, sadece iktisadi düzenlemeler içeren bir manipülasyon sistemi değil, siyasi, kültürel, askeri ve benzeri ögeleri içinde barındıran sınıfsal bir düzendir. Düzen sınıfsal bir öze dayalı olunca, hükümran sınıfın çıkarlarını önceleyecek toplumsal düzenlemeler de onunla koşut olarak şekil bulmaktadır.

Kapitalizmin günümüz düzenleyici biçimi ise, neoliberal sistem olarak tanımlanmaktadır. Kısaca, düzenin üzerini örten birincil bilinç aşılaması, bu noktadan başlamaktadır. Kapitalizmin adından hiç bahsedilmezken, neoliberal sistemin revize edilmesi önerileri, “dünya eskisi gibi olmayacak” biçimindeki, bir yeni bilinç aşılamasının mottosu haline gelebiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bünyesinde, 2005 yılında kurulan “Sağlığın Sosyal Belirleyicileri Komisyonu’nun (SSBK)” 2008 yılında yayımladığı rapor, sağlıktaki eşitsizlikleri, düzenin, yani kapitalizmin güç, para ya da mülkiyet ve kaynakların kullanım, yararlanım ve dağıtımında yarattığı toplumsal eşitsizliklerin bir sonucu olduğuna bağlıyor.

Okuyunca, tamam işte dedirten cinsten bir saptama…

Ne ki, raporun içeriğinde, sonraları varılan nokta, bu toplumsal eşitsizliği, sınıfsal temel üzerinden silkeleyip değiştirecek bir sonuca bağlama düzleminden de uzak kalıyor. Raporda, yeni bir toplumsal sözleşmeyle, yeni bir refah devleti konsolidasyonuna varacak bir düzen temennisinin izleri okunuyor. Özet olarak, ikincil bir bilinç aşılaması da böylece bilinçaltına şırınga edilmiş oluyor.

Pandeminin getirisi, yeni bir toplumsal bilinç aşılamasının olduğudur. Bu aşılama hem tutturulmak durumundadır hem de sistemin doğasından kaynaklanan bir yığın zoru da içermektedir.

Temel belgiler nedir sorusu, her gün basın yayın organlarında bir biçimde karşılığını buluyor. Ağırlık merkezini, sosyal mesafe ve izolasyon oluşturmakta. Bu öneri, ilk başta samimi geliyor ve bireyi kendi yalnızlığı ile kavrayan, yumuşak ve evcil bir sloganla bitişiyor: “Evde hayat var…”

Evet, evde hep hayat vardı; ne ki pandemi ile beraber toplumsal yaşam motifleri sadece evde yalıtılmış bir hayatın yegâne koruma tedbiri olarak vazedildiği, yeni bir bilinç durumunu kalıcı kılan bir sürece girmiş bulunuyor…

Bu da yeni bilinç düzeyimizin oluşturulmasına üçüncül bir örnek sayılsın…

Sınıf ve eşitsizlik…   

Kapitalizmin iktisadi sistem olarak merkez ülkeleri var ve bir de bu merkez etrafında çevreye konuşlanmış olanlar. Yani, pek çok varyant özelliklerini içinde barındıran kabaca iki halkalı bir sistemden bahsetmek mümkün.

Pandeminin dışarıdan görüntüsü, adeta şaşırtıcı. İlk olarak başta ABD olmak üzere, bu merkez ekonomileri vuruyor. Yani merkezi kapitalizmin doğasından kaynaklanan bu savrulma içinde ve ülke örneklerine baktığımızda o ülkedeki hangi sınıflar pandeminin ölümcül, yıkıcı darbelerinden etkileniyor sorusu gündeme geliyor. Elbette, o ülkelerin yoksulları, işsizleri, evsizleri, barksızları, sağlık hizmet alım güvencesi olmayan kesimleri ve doğal olarak da emekçileri…

Varsıllar ise, kendi varsıllıklarının güvencesi altında, yaşamlarını kaldıkları yerden sürdürebilme yeteneklerini koruyup gidiyor…

Öyleyse, sistematik olarak söz konusu olan eşitsizliğin, merkez kapitalizmde dahi, içsel ve sınıfsal bir karakter içerdiğini kolaylıkla saptayabiliyoruz.

Sağlığın belirlenim özellikleri…

Sağlığın belirlenim özelliklerine faktöriyel olarak bakacak olursak, iki ana damar görebiliriz. İlki tıbbi belirlenim faktörleri ve ikincisi de sosyal ya da toplumsal belirlenim faktörleri…

Kasım 2019’da, Çin merkezli salgının dünya ölçeğinde pandemiye dönüşmesi, şimdilik altı veya yedinci ayında. Pandemiyi, var olan kapitalist sistem içinde alt etme çalışmaları da o günden bugüne tüm hızıyla sürüp gidiyor.

İşin bilimsel cephesinde yapılan araştırmalara bakacak olursak, ağırlığın tüme yakını, pandeminin tıbbi belirlenim faktörlerini aydınlatmaya yönelik bir düzlemde…

Örneğin, hasta nüfusunun yaş dilimlerine göre dağılımı, önce “65 +” yaş dilimini, en ölümcül risk grubu olarak saptadı. Şimdilerde, çocuk yaşlar dâhil, tutulum riskinin bütün yaş gruplarına dağıldığı gerçeği ile karşı karşıyayız.

Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklara sahip nüfusun hastalık tutulumunda birincil risk oluşturduğu ve sağaltım önceliklerine de sahip olduğuna ilişkin devasa bir çalışma portföyü, tıp literatürünün içine girdi. Beslenmeye ilişkin çalışmalar, önemli bir ağırlık taşıyor. Tedavide yararlı olması umut edilen konvansiyonel ilaçlarla, yeni ilaç keşiflerine ilişkin hummalı çalışmalar, paralel yürütülmekte. Aşı keşfi, yeni araştırmaların merkezi odağını oluşturur durumda. Velhasıl, pandeminin nedenlerini araştıran çalışmaların tüme yakını, tıbbi belirlenim odaklı bir süreçte devam ediyor.

Diğerine atlama yapacak olursak, neredeyse toplumsal belirlenim faktörleri konusunda toplumun farkında olmadığı cılız çalışmaların, toplum katlarında esamesi dahi okunmaz vaziyette…

Öyle ya, bu çalışmaların teşvik edilmesinden çok, sesinin duyulmasını adeta perdeleyen bir sis bulutu var. Neden mi?

Toplumsal kesit içinde hastalık tutulumunun sınıfsal dağılımından söz edilecek olsa, karşımıza toplumsal tepkiyi tetikleyebilecek göstergelerin çıkma ihtimali hayli yüksek.

Türkiye ve Ankara ölçeğinden düşünecek olursak, pandemi haritası, neredeyse bütün kenti kırmızıya boyamış durumda…

Oysa bayram öncesine değin, kırmızı odak noktaları, kentin yoksul mahalleleri, varoşları denilen semtlerde pik yapıyordu…

O yörelerde, yoksulluğun hüküm sürdüğünü, sağlıklı yaşam koşulları düzeyinin düşük olduğunu, beslenme yetersizliklerinin hüküm sürdüğünü bilmek için de müneccim olmak gerekmiyordu…

En güvenli kentlerin başında gelirken, birden Ankara, pandeminin başkenti haline de geliverdi…

İstanbul keza aynı düzlemde…

Kovid hükümranlığı, on sekiz milyonluk mega-giga kentin yoksul mahallelerinden, sağlık-okur yazarlığının en düşük düzeyde seyreden kesimlerinden, şimdilerde kentin varsıl mahallelerine doğru, adeta maraton koşusu yapıyor.

Bunları toplumsal perspektifi ile analiz eden akademik çalışma neredeyse yok ve açık bilgi diye sunulanların içerisinde, buna dair somut bir veri de yok.

Hakkını yemiş olmamak için, şuna da vurgu yapmak gerek: Şer yuvası nitelenmesiyle, kapatılması, dağıtılması istenen Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 17 Eylül’de yayımlanan 6. Kovid raporunda, bu söylediğim türden çalışmaların rapor edildiğini vurgulamak gerek…

Yani, TTB’nin ironik günahları, saymakla bitmez…

Kovid, sınıfsal ve toplumsal eşitsizliğin yaygın hüküm sürdüğü toplum katlarında, öncelikli tutulum oluşturmakta ve sonrasında da toplumun her kesimindeki bireye bulaşta, ironik bir eşitlik gözeterek yaygınlık sağlamakta.

“Dünya eskisi gibi olmayacak…”

Başta da bu mottoya vurgu yapmıştım. Adeta kulağa, bir düzen değişikliği çağrısı gibi geliyor. Oysa toplumun gazını almak için adeta bilinçle piyasaya sürülmüş bir slogan…

Dünyanın eskisi gibi olmaması için, sınıfsal eşitsizliklerin ortadan kalkması gerek. Ancak hem sınıf ve hem de eşitlik beraber mümkün olamayacağına göre, esasen sınıflı toplum yapısının ortadan kalkması gerek.

Bunun bilinçli iradesi var mı? Ne yazık ki bu soruya karşılık gelen bir cevap henüz ortada bulunmuyor…

Zira bilincin açığa çıkacağı “toplumsallaşma”, bu pandemi süreciyle ve kuşkusuz tıbbi nedenlerle, büyük bir akamete uğradı. Yalnızlaşan, aynı evin içinde bireylerin birbirinden yalıtıldığı bir kimsesizlik dünyasında, şimdilik “başka bir dünya mümkündür” ülküsünü hayata geçirecek bir toplumsallaşmanın silindiği bu evrede, kapitalist hegemonyanın, sistemin revizyonist düzenlemelerine dahi tahammüllü olamayacaktır.

İnsanlık, farkında olan ve olmayanıyla, gerçekten yeni bir toplumsal düzen ihtiyacı ile kıvranmaktadır.

Şimdilik, Kovid o nedenle bir virüstür ve kapitalizm de bundan pandemiktir…

nuriabaci@gmail.com