Örgüt, siyaset, örgütlü siyaset



20-05-2015 10:10


Erkan Baş

Burjuva siyaseti ile devrimci siyaset arasındaki temel farkların başında, birincisi için insanın araç ikincisi içinse amaç olması gelir.

İdealist değiliz, dolayısıyla içinden geçtiğimiz karanlık dönemin, herkes gibi, en gelişkin insani özellikleri taşıması gereken devrimcileri de belli bir düzeyde etkilediğini kabul etmek zorundayız.

“En kötü” devrimcinin bile burjuva siyasetçileri ile mukayese kabul etmeyecek kadar değerli bir kimlik taşıdığını ise ekleyelim.

Buna rağmen konunun yeniden gündeme getirilmesi, Türkiye solunun içinden geçtiğimiz dönemin hakkını verecek bir silkinişi gerçekleştirmesi için bir zorunluluk.

Siyasetsiz “örgüt” (Dünyasız Kafa)

Marx’ın da kullandığı, iddiaya göre Kartacalı Şair Terentius’a ait olan “insani olan hiç bir şey bana yabancı değildir” sözünün arkasına ihtiyaca göre pek çok  cümle ekleniyor. Solun içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde, en uygun eklerden biri şu olsa gerek “küçük örgüt oyunları ile büyük adam olanlar (sanılanlar) hariç!”

Türkiye’de solun uzun yıllar yenilgici-savunmacı bir evrede sıkışmasının en önemli bozucu etkisi çok sayıda apolitik örgüt yaratmış olmasıdır.

Şu sorulabilir, “örgütün kendisi zaten siyasal bir organizma iken, bu nasıl olur?”

Apolitikliğin çeşitli biçimleri var. Örneğin adına siyaset de denilen bir uğraşın, gerçek toplumsal ilişkiler üzerinden değil, küçük ve kendi dışıyla etkileşime kapalı topluluklar içinde yeniden ve yeniden sergilenmesi bunun bir biçimidir.

Yıllar süren dışarıda etkili olamama halinin etkisiyle oluşan ve gittikçe derinleşen iç dünyaların tek belirleyici olduğu bir oyundur bu. Zamanla dışarıyla olan bütün bağların kopmasına neden olduğu için belli bir süreyi aştıktan sonra tedavisi de imkansızlaşıyor.

Bir konunun net olması gerek, buralardan üreyen “örgütçülük” algısının belirlediği bir sol hareketin geleceği olamaz.

20 yıla yakın örgütlü yaşamın ve bu süreçte pek çok farklı örgütten, sayısız insanla ilişki içinde olmanın tecrübesiyle bir uyarı yapmam gerekiyor.

En büyük tehlike, bu tarzının taşıyıcılarının başlarda son derece sempatik, sevimli hatta saygı duyulacak bir görüntü vermesidir. Birazdan ele alacağız, çok konuşup az emek verenlerin bol olduğu dünyamızda, bu tarz bir “örgütçülük” başta emekçi bir karakteri olduğu izlenimi verir. Ancak örgütün, en önemli siyasal hamle olan devrim için, bir araç olduğu unutulup amaçlaştırıldığı ölçüde zihinsel tembellik başlar. Düşünsel tembelliğin insanı bir bütün olarak tembelleştirmesi için kaçınılmazdır. Tüm örneklerde test edilmiş kesin sonuç şudur, bir süre sonra sürekli çok çalışıyormuş gibi görünmelerine rağmen neredeyse bir tek gerçek iş üstlenmemeyenler, bu tarz siyasetsiz ortamlarda çok kolaylıkla var olur.

Çünkü, sonuçta amaç bir yürüyüşü örgütlemek değil, duruşu, hareketsizliği teorize etmektir.

Örgütün, esas olarak "kendisi için" örgüt haline gelmeye başlaması siyasal üretimin, gerçek mücadelenin bittiği andır. Bundan daha kötü tek bir şey olabilir, örgütün birisi veya birileri tarafından "kendileri için" örgüt, bir nevi yaşam alanı haline getirilmesidir. Bundan sonrası artık dipsiz bir kuyu...

Siyasetsiz bir örgütçülüğün sol harekete katabileceği bir şey yok.

Sevindirici olan sol bunlar olmadan pek ala var olabilir ve yol alabilirken, bu tiplerin sol hareket, daha özel olarak da örgütleri yoksa var olma şansları olmamasıdır.

Örgütsüz Siyaset (Kafasız Dünya)

Siyaseti zaman zaman satranca benzetirler, örgütsüz siyasetçileri de satranç oyuncusuna benzetebiliriz.

İlk söylenmesi gereken kesinlikle keyifli bir uğraş olduğudur!

Kendiniz dışarıdasınız, sırtınızda yumurta küfesi yok, herhangi bir risk almıyorsunuz, öte yandan sürekli kafanızın içinde oyunlar kuruyor, olmazsa yeniden kuruyor, sonra bozuyorsunuz.

Bu tarz siyasetçiler genelde kendilerini de bir nevi üst-akıl olarak gördüğünden olsa gerek, sürekli büyük güçlerin planlarını en iyi okuyan, hiç oyuna gelmeyen, her şeyi her zaman en doğru biçimde gören üstün siyasetçilerdir.

Bu bakışa göre siyaset emek isteyen teorik temelli bir eylemden ziyade, etkili olabilme sanatıdır. Bazen söz, bazen yazı, bazen şık bir eylem ile kendini ifade etmek yeterlidir.

Meselenin esası sadece görünür olmaktır, gerçek ve somut sonuçları olacak mücadelelerden ziyade akıl, fikir sergilemektir önemli olan. Eğer ortada, görüntü veya poz verecek bir alet, kendini (veya aklını!) gösterebileceği önemli birileri yoksa zaman harcanmasına da gerek yoktur.

Güncel gelişmeler karşısında, müdahale arayışında olmaya, ortaya çıkan olanaklardan faydalanarak uzun soluklu kazanımlar elde etmek için çaba harcamaya ne gerek var?

Kendilerini çok önemli gördüklerinden olsa gerek kendilerinden başka kimseye değer vermezler, hatta insan sevmezler. İnsanlar, örgütler siyasette kullanılacak basit figürlerdir ve siyasal analizin bir konusu olmanın ötesinde anlam taşımazlar.

Matematik bir denklem kesinliği ile ifade edelim, örgüte, örgütlü mücadeleye verilen değer azaldıkça ülkeyi ve dünyayı dönüştürme mücadelesinin başarı ihtimali de azalır, siyasal mücadelenin dışına düşme olasılığı ise kesin olarak artar.

Örgütlü siyaset için ileri...

Daha önce milyonlarca kez söylendiği gibi, eşitlik ve özgürlük kavgası ancak örgütle süreklilik kazanabilen ve zafere ulaşabilen bir politik kavgadır. Örgütlü güçlerin siyasetten, siyasal unsurların örgütlenmekten uzak duruşunun tek gerçek sonucu hareketsizliktir.

Kuşkusuz her iki taraf açısından da mevcut durumu değiştirme, en azından kabul etmeme iradesine sahip kesimler var ve bizim için sevindirici olan bu.

Türkiye’de bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey, başta devrimci kadrolar ve örgütlü bireyler olmak üzere Türkiye emekçi halkının mümkün olan en geniş kesimlerini örgütlü siyasetin parçası haline getirmektir.

Daha önce Metin Çulhaoğlu tarafından yapılan bir değerlendirmeyi hatırlayabildiğim kadarıyla aktarmak istiyorum. Çulhaoğlu 60’lar ile günümüz arasında bağlanma kerteleri açısından bir mukayese yapmıştı. Bağlanmanın, toplumsal, siyasal ve örgütsel olarak üç aşamasından söz etmiş, 60’lı yıllarda bu üçü arasındaki mesafenin görece kısa olduğunu vurgulamıştı. Günümüzde ise toplumsal bağlanma kertesinde sorun daha az iken, bunun politik ve örgütsel bağlanmaya doğru gittikçe daralıp, zorlaşan bir seyir izlemesi önemlidir.

Sol açısından belirli olanakların biriktiği bir dönemden söz ediyorsak, toplumsal bağlanma kertesine görece kolay varılıyor olması önemli. Bunun politik ve giderek örgütsel bağlanmaya dönüşümü için, süreklilik kazanmış bir örgütsel çalışmaya ve devrimci fikir üretimine ihtiyaç duyduğumuzu saptamak gerekir.

Konumuz biraz da siyasetin insanileşmesi ise bunun için yukarıda iki uç örneğini verdiğimiz sola sirayet eden insansız siyaseti reddetmek iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Yeniden ve yeniden, örgütün siyasetin, siyasetin insanca bir yaşamın aracı olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor.

Örgütsüz siyasetin ve siyasetsiz örgütün etkisizleştiği yerde örgütlü siyaset, işçi sınıfı, yoksullar ve daha genel olarak halk için hayatı, ülkeyi ve dünyayı dönüştürmenin tek yolu olarak beliriyor.


Hazır fırsat bulmuşken Elias Canetti’nin Körleşme isimli kitabını herkese tavsiye etmek isterim. Sevgili Ahmet Cemal’in kusursuz bir çeviriyle Türkçeleştirdiği bu önemli romanın, Kafasız Bir Dünya, Kafadaki Dünya ve Dünyasız Bir Kafa başlıklı üç bölümden oluştuğunu ve yazının iskeletinin bu başlıklardan esinlenerek hazırlandığını da yazmış olayım...