Onlar AKP'ye, biz mücadeleye mecburuz



03-11-2015 07:44


Metin Çulhaoğlu

Seçimden bir gün önceki yazımızda iki olasılıktan söz etmiştik. Bunlardan ilki AKP’nin tek başına iktidar olmasıydı ve şöyle denmişti:

“Olasılıklardan biri, AKP’nin kendisini tek başına iktidar yapacak oyu almasıdır.

“Böyle olursa ne olur?

“Tereddüde hiç yer olmamalıdır: Kimse, ‘ders alan’, kimi sivriliklerini törpüleme gereği duyan; dış odakların, ülkedeki sermaye çevrelerinin şunun bunun hassasiyetlerini dikkate alarak kendine çekidüzen veren bir AKP iktidarı beklememelidir. 

“Bugün ne varsa daha kötüsü olacaktır. Bugün neyin işaretleri görülebiliyorsa ‘işaret’ olmaktan çıkıp gerçekliğe dönüşecektir. Verilebilecek ad, hatları daha da belirginleşecek İslami-faşizan bir rejimdir. ‘Ama uluslararası çevreler, ama sermaye sınıfı…’ denmesin; AKP hepsinin neyle nasıl satın alınabileceğini bilmektedir.”

İki gün önce bu olasılık gerçekleşmiştir.

Ancak, bizim tahminlerimizi aşan bir oy oranıyla gerçekleşmiştir ve burası önemlidir.

***

13 yıldır iktidarda olan bir parti bu uzun denebilecek dönemin sonunda yüzde 50’ye yakın bir oy oranıyla iktidarını sürdürebiliyorsa, konuya siyasetin ötesindeki boyutları da dikkate alarak bakmak gerekir. Devlet diyorsak, ekonomi diyorsak, sosyoloji diyorsak, kültür, yaşam tarzı, “sivil toplum” vb. diyorsak, o siyasal iktidar artık bunların her birine fazlasıyla mündemiçtir. Yani dar anlamda bir siyasal iktidar olmanın ötesinde kendini bu alanların hepsinde var edecek, “onları” kendisi yapacak, bu anlamda monolitikleştirecektir.

Türkiye’de 1923 yılında dünyaya gelen birini düşünün.

Bu kişi, 27 yaşına gelinceye kadar tek parti döneminde, bu partinin yukarıda sayılan alanların hepsine damgasını vurduğu, bu alanları “kendisi” yaptığı bir dönemde yaşamıştır.

Şimdi, 2002 yılında dünyaya gelen bir başka kişiyi düşünün.

Kuşkusuz, bu kişinin de 2029 yılına kadar AKP Türkiye’sinde yaşayacağını söylemiyoruz. Böyle bir karamsarlığa ya da aynı anlama gelmek üzere teslimiyete hiç yer olmaması gerekir. Ancak, AKP’nin elini çabuk tutuğunu da görmemiz gerekmektedir. O “parantez” dedikleri şeyi kapatmakta 13 yıldır epey yol almışlardır ve önümüzdeki yakın dönemde daha da hızlanacaklardır…

Bizce çok net bir anlamı vardır: Kim nereden bakarsa baksın, bu ülkede AKP’siz, onun liderinin siyaset tarzından uzak bir kapitalizmi, sermaye egemenliğini, devleti düşünmek giderek güçleşmektedir.

Söylediğimizin “teorik” sakıncalarının farkındayız. Genel olarak bakıldığında, bir üretim tarzının ve onun düzeninin varlığını sürdürmesi belirli bir siyasal partiye bağlı olabilir mi?

Elbette bunu söyleyemeyiz ve söylemiyoruz. 

Ancak,  Türkiye kapitalizminin, içinden ürettiği “değiştirme” çabalarına ve girişimlerine karşın kendini AKP iktidarına daha fazla mahkûm ettiğini de görmek zorundayız.  “Teorik olarak” bakıldığında, Rusya’da kapitalizmin Romanov hanedanının saltanatına bağlı olmadığı, onsuz yapabileceği de söylenebilirdi…

Ancak 8 ay dayanabilmiştir…

Bir mutlaklıktan değil, bir olasılıktan, konuya yaklaşılabilecek başka bir açıdan söz ediyoruz.

“Oh çok şükür koalisyonlar dönemi açılmadı, istikrar gerekiyordu, geldi…” diyen çevreler, daha doğrusu egemen sınıflar az önce sözünü ettiğimiz “riskin” mutlaka farkındadırlar; dolayısıyla belirli bir basıncı sürdüreceklerdir. Ama hemen ardından Attila İlhan’ı hatırlayacaklardır:

“Ben sana mecburum…”

***

Bize gelince:

Görev, AKP’ye karşı en geniş kesimleri derleyip toplamak, diri tutmak ve harekete geçirmektir. Ama “minimalist” bir yaklaşımla değil: Geriletilip yıkılan AKP saltanatının başka nelerin yıkımına da vesile olabileceğini unutmadan…

31 Ekim yazısından bir başka bölümle noktalayalım:

“AKP’nin tek başına iktidarının (ya da MHP ile koalisyonunun) az önce tanımlanan gerçek muhalefet üzerinde demoralize edici bir etki yaratacağı kesindir.

“Burada elbette muhalefetin her durumda bilenip kararlılığını sürdürecek öncü unsurlarını kastetmiyoruz. Gezi direnişi ve başka örneklerde olduğu gibi öncü unsurları hem şaşırtan hem de ziyadesiyle mutlu eden, onlara ‘bizim dışımızda da büyük bir dinamik varmış’ dedirten, ulaşılması eskisine göre kolaylaşmışa benzeyen çok daha geniş bir kesimi kastediyoruz.

“İlk olasılık, işte bu kesimin bir umutsuzluk dalgasına kapılmasına, ‘kolaylaşmışa benzeyen’ ulaşma ve ilişkilenmenin güçleşmesine yol açabilecektir.

“Ama mesele bir yandı gülüm keten helva meselesi değildir. Evet, bir tıkanma yaşanacak, insanları yeniden harekete geçirmek güçleşecektir; ancak geçici olması daha muhtemel, telafisi ise mümkündür. AKP iktidarının (ya da MHP’li bir koalisyonun) bu ülkeyi yeniden yaprak kımıldamayan bir ortama taşıyabileceği düşünülmemelidir.”

Aman kimse düşünmesin…