Ölenler güneşe gömüldüler!



26-07-2015 09:22


Ülkenin gündemi öyle fena çöreklendi ki içimize, siyasi argüman dışı düşünemez, yaşayamaz hatta kalem oynatamaz olduk. O yüzden illa / genelde sinema yazan biri olarak vizyon bana ben de vizyona bakıp duruyorum. Korku türüyle sevgi ve sevgisiz yumaklar üzerine filmler kaplamış vizyonu… Sinema insanı eğlendirme, zaman zaman da hayatın gerçeklerinden uzaklaştırma görevini üstlenmeye çalışıyor masumca, ya da bilinçli olarak… Ama insan hayatının bu denli yok olduğu / yok edildiği bir çağda filmlere de umarsızca bakıyor insan. Gençler ölüyor, her şeyin farkında eğitimli, bilinçli… daha iyi bir dünyanın farkında oldukları için tepki duyan gençler bunlar… sadece kendileri için değil, diğerleri için hepimiz için dert ettiler hayatı ve sonrası düz bir çizgi! İleride önemli mevkilerde olmaları muhtemeldi, ülkenin sosyal ve siyasal hayatı üzerine söz söylemeleri mümkündü bu gençlerin ama şimdi koca bir boşluk! Bu yazıyı boğazımda bir yumruyla yazıyorum, o güzel gençlerin güzel anıları için yazıyorum… Elimden tam da şu an için bu geliyor! 

Carina’nın Günlüğü –Sivas 93 25 Eylül’de… 

Benim gözümden kaçmış ama haberim olunca mutlu olduğum bir film oldu Carina’nın Günlüğü… Bir vahşetin filmini görünce mutlu olmak! Ulaş Bahadır çekmiş katliamda hayatını kaybeden Hollandalı Carina Cuanna’nın tuttuğu günlüklerden. Carina Cuanna, 1993 yılında ‘Türk kadınının aile içi rolü ve çevre ile ilişkileri’ üzerine olan bitirme tezi için Hollanda’dan Türkiye’ye gelmiş ve 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nde yanarak can vermişti. Oradaki her güzel insanın hikayesi olduğu gibi onu da bu topraklara, o otele, o yazgıya sürükleyen bir kaderi vardı! Ya da bu ülkenin insanın kaderini aşan yobaz insanları! Gözünü kırpmadan yakan, neyin peşine takıldığını bilmeden salyalarını akıtan utançları var. Tıpkı Suruç’a giden gençler Madımak’a giden canlar gibi başlarına bir şey geleceğini düşünmemişlerdi. Katliamdan kurtulan gençlerden biri Türkiye sınırını geçtikten sonra IŞİD saldırır belki diye düşündükleri söylemişti. Yani Suruç’ta güvenli bölgedelerdi kendilerince, hepimizce. Başka türlüsü nasıl olabilirdi ki… İşte Madımak’ta da olmaz denilen, hatta akla gelmeyen bir vahşet yaşanmıştı. Suruç’ta da öyle. Hikayeler, hayatlar yandı, kül oldu, patladı. Yapılması gereken bu anılara sahip çıkmak. O yüzden önemsiyorum bu insanlıktan nasibini almamışların yaptıklarının filme çekilmesini… Bi aksilik olmazsa Carina’nın Günlüğü – Sivas 93 25 Eylül’de vizyonda. İzleyin, izlettirin sahip çıkın!

Son beş yıl değil son beş dakika bile değil! 

Bu hafta vizyon en az bizim kadar tatsız ama bir film tatsızlık sınırlarını fazlaca zorluyor. The Last Five Years / Son Beş Yıl bir müzikal. Filmin çoğu müzikal yapıda ilerliyor çok az da diyalog var. Filmi izlerken diyaloglu kısımların hep gelmesini bekledim, o derece ıstırap veren bir müzikaldi. Zaten konu diye bir şey yok, konuya eşlik etmesi planlanan müzikli hal de tahammül edilmesi zor bir hal almış. Birbirine fazlaca uyumsuz iki oyuncunun neden başladığını bilmediğimiz ilişkilerinin yavaş yavaş bitişe gittiğini görüp üzülmüyoruz, aksine seviniyoruz. Zira film de bitişe doğru gidiyor. Zaten filme müzikal demeye bin şahit gerek, şarkılı film demek daha doğru olacak sanırım. Yazar olan erkek kariyerine karşılık oyuncu olmak isteyen başarısız kadın ve ahlanıp vahlanmaları! Yönetmen ve senaryo zayıf (vasat ötesi desek) tamam ama ben onu müzikal tatla kurtaracağım, siz merak etmeyin demiş olmalı! O yüzden film bırakın son beş yılı, çiftin beş dakika sonrasını merak ettirmiyor. Hani gitmek isterseniz falan gitmeyin tavsiyem olsun! 

Bu haftanın en kayda değer filmi ise bu yıl Berlin’den en iyi yönetmen ödülüyle dönen Malgorzata Szumowska imzalı Body / Beden… Filmin değişik bir ikilemi var, var olmak isteyen ruhlar karşısında yok olmak isteyen bedenler zıtlığıyla güzel bir akış yakalıyor. Aslında konunun öyle dallanıp budaklanmaya ihtiyacı yok, üç karakter üzerinden beden ve ruha dair güzel çıkarsamalar sunuyor. Bu tezatlık bana bugünlerde yaşadığımız hezeyanlardan dolayı mıdır nedir pek anlamlı geldi. Ölen bedenlere karşılık yaşamak isteyen ruhlar! 

banubozdemir@gmail.com