Okumanın keyfi



23-12-2018 00:03


İzge Günal

Kitap yazılarıma başlarken, 15 günde bir yazacağımı ve yazdıklarımın bu 15 gün içerisinde okuduğum kitaplarla sınırlı olacağını söylemiştim.  Bugüne kadar da böyle geldi; bu da genellikle 8-10 kitap arasındaydı. Bunları anımsatmamın nedeni bu yazıyı okuyup da “neden 4 kitap?” diye düşünmemeniz. Sağlığım yerinde, sorun yok; kitap okumaktan da vazgeçmedim. Sadece bir haftanın sonunda yazıyı editöre yollama durumundayım çünkü diğer hafta dijital ortamdan uzak kalacağım. Ama sıkıntı yok; bir sonraki yazım üç haftalık okumanın sonucu olacak.

Üç tür okuyucu olduğundan söz edilir: İlki, öğrenmek için okuyanlar. Ders çalışan öğrenciler, bilimsel çalışma yapanlar, bir konuyu araştıranlar hepsi bu gruptadır. İkinci grup keyif almak için okuyanlardan oluşur. Bunlar sıkı edebiyat okurlarıdır, beğeni düzeyleri doğal olarak yüksektir ve bu yüzden her zaman keyif alamazlar, bunlara haz peşinde koşanlar da denir. Son grup bibliyomanlardır. Bunlar deyim yerindeyse okumak için okurlar; okumak araç değil amaçtır. 

Elbette bu çok kaba bir sınıflandırma. Tahmin edersiniz, hem bunların çeşitli alt grupları var, hem de iç içe geçmeler çok oluyor. Yani öğrenmek için okuyanın keyif de alması veya bir bibliyomanın bir şeyler öğrenmek için okuması garip bir durum değil. 

Neyse sözü uzatmayayım, ben bu haftayı keyifle okumaya ayırdım ve sanırım başardım. Nasıl mI? Şöyle anlatayım:

Sinan Oruçoğlu’nun ikinci şiir kitabı Yerin Çektiği geçenlerde yayınlandı. Tam da amacıma uygun bir seçim yaptığımı daha ilk dizelerde anladım. Abartmıyorum, okuduğum en iyi şairlerden birisi Oruçoğlu. Üstelik ilk kitabından (baskı tarihi 2005) beri belirgin bir ilerleme, ustalaşma var dizelerinde. İlk kitabı da iyiydi ama bu başka:

sokağın içinden bir inat
gelip kapında duruyor 

Her şiirin arkasında bozulmayan veya bozulamayan sağlam bir yapı var bu yapıyla uyumlu bir ritimde akıyor dizeler. Birçok şiirde rastladığım ritimle yapının uyumsuzluğu Sinan Oruçoğlu’nda yok. Çok klişe bir söz olacak ama bu dizeler damıtılmış. “Damıtılmış dize” tanımlamasını daha önce birçok şiir değerlendirmesinde okumuştum ama doğrusunu söylemek gerekirse, ne kastedildiğini de anlamamıştım; Sinan Oruçoğlu’na dek. Hem keyif alıp, hem de öğrenmek böyle bir şey işte:

anne ölür ve kara bir macar filminde
yaşarken görülür  

Yerin Çektiği, Sinan Oruçoğlu. Yakın Yay., 2018. Etiket fiyatı 15  TL

Bir okumadan keyif almak için önkoşullardan bir tanesi de yazarın samimiyetine inanmanız. Eğer bu konuda en ufak bir kuşku duyarsam, artık okumak eziyet halini alır. Oruçoğlu’nun dizelerini sevmemin bir nedeni de bu, bence çok içten yazılmışlar. Benzer duyguları Vasıf Turhan Kayacık’ın Yürüdük Hep Yürüdük kitabını okurken de yaşadım. Bu da Kayacık’ın ikinci şiir kitabı. Vasıf Turhan Kayacık’ın yaşamı ilk gençliğinden beri hep mücadele içinde geçmiş. Kendisi,

Biz on sekizinde 
Öldük aslında

dese de hala bir şeylerin kavgasını veriyor ve bunun şiirlerini yazıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben Ekim Devriminin yüzüncü yılı anısına yazılmış veya Nuriye Gülmen’e adanmış şiirler de okumak istiyorum ve bunu Kayacık’ta buldum. Sanırım Oruçoğlu’nun tarzı Kayacık’ta, Kayacık’ın tarzı Oruçoğlu’nda sakil dururdu. Samimiyetten kastım bu işte.

Yürüdük Hep Yürüdük. Vasıf Turhan Kayacık. Hayal Yay., 2018. Etiket Fiyatı 18 TL

Duyguları, yaşadıklarını yazmak iyi de, bu iş romanlarda başka bir soruna yol açar. Her romanın ne kadarının yazarın yaşamını yansıttığı, ne kadarınınsa kurmaca olduğu tartışılır. Özellikle de en tanınan yapıtının kahramanıyla bağlantı kurulmaya çalışılır. Stendhal için de Kırmızı ve Siyah’taki Julien Sorel böyleyken, Henri Brulard’ın Yaşamı ile doğrudan kendisini yazarak bu tartışmalara bir son veriyor, hem de diğer yapıtlarında yaşamından ne denli izler olduğunu da göstererek.  Stendhal, “Elli yaşıma gireceğim, kendimi tanıma zamanıdır artık” diyerek konuya giriş yapıyor.

Aklıma takılan bir soru, Fransa’da 1890 yılında yayınlanan kitabın neden Türkçeye 2014 yılında çevrildiği? Araştırdım, daha eski bir baskısına rastlamadım. Ancak araştırırken kitabın orijinalinin Türkçe baskısının yaklaşık iki katı uzunlukta olduğunu gördüm ve acaba eksik mi çevrildi kuşkusuna kapıldım. Üstelik böyle bir sava internette de rastlayınca… Eksik çevrildiyse nereler eksik? Aksadığını düşündüğüm kısımlar bu eksiklikten mi kaynaklanıyor? Ve bu kuşku keyfimi kaçırdı. Demiştim ya, okuduğunuz metnin samimiyetine inanmazsanız keyif alamazsınız. 

Kitapta yazarın yaşam için anlatma gereksinimi içinde olduğunu çok iyi görüyorsunuz kitapta. Yaratıcılığın ne olduğu adım adım izlenebiliyor. İzlenebiliyor ama bir de eksik okuduğum kuşkusu olmasa. Size önerim, benim kuşkularımı yaşamayacaksanız bu kitabı okuyun.

Henri Brulard’ın Yaşamı, Stendhal. Islık Yay., Çev: İsmail Yerguz, 2014. Etiket fiyatı 27 TL

Kısaltılmış olabileceğinden kuşkulanmayacağınız örneklerden bir tanesi de öyküler olsa gerek. Bunu üzerine uzunca bir süredir okumak istediğim ama fırsat bulamadığım Türkiye’den Hikayeler kitabını elime aldım. 1975 yılında 12. Antalya Film Festivali içerisinde ilk kez bir de öykü yarışması yapılmış. Bildiğim kadarıyla daha sonra da bir daha yapılmadı. Yarışmaya 170 öykü katılmış ve ilk üç dereceyi alan öyküler, övgüye değer bulunan 12 tanesi ile birlikte kitap olarak basılmış. Başlangıca seçici kurul üyelerinin görüşleri de eklenince süreci de anlatan ilginç bir kitap olmuş.

Dursun Akçam’ın Haley öyküsünün birinci olduğu yarışmanın üçüncüsü Orhan Pamuk’un Hançer’i. Bildiğim kadarıyla Pamuk’un bir kitapta yayınlanan ilk yapıtı bu. Ayrıca, seçici kurul üyesi Erdal Öz, değerlendirme yazısında Orhan Pamuk’un öyküsünü övüp, çok sıkı bir yazarın geldiği müjdesini veriyor 1975’te. 

15 öykünün tümü keyifle okunuyor. Ancak bazı özellikleri bana yadırgatıcı geldi. Öncelikle öyküler çok uzun; Abdullah Aşçı’nın öyküsü 70 sayfa örneğin. Bir süredir “çok kısa” Kuzey Amerika öyküleri okuduğumdan mı nedir, yadırgadım. Aslında düşününce eskiden bütün öykülerin böyle uzun yazıldığını anımsadım. Diğer bir nokta ise öykülerin büyük çoğunluğunun köyde geçmesi. Bugün için yadırgatıcı ama o yıllarda nüfusun yüzde yetmişinin köylerde yaşadığı, hatta bu yüzden politik olarak MDD akımının çok taraftar topladığı düşünülürse, garip olmasa gerek. Orhan Pamuk’un öyküsü bile köyde geçiyor ama onunki 1594 yılında.

Neyse sadece keyif almak için değil, dönemin özelliklerini el altında bulundurmak için de bu kitabı edinmek gerek.

Türkiye’den Hikayeler. 1976. Sahaflarda 6-14 TL arası