Öğretmenler, kadınlar ve sokak çocukları



27-11-2014 09:28


Kasım ayı ilginç bir ay; giderken sömürü düzeninin üç büyük gediğini ardı sıra dizmiş:

24 Kasım Öğretmenler Günü,

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü,

26 Kasım Dünya Sokak Çocukları Günü.

24 Kasımı “ağız tadıyla” kutlayan öğretmenler herhalde ciddi derecede azınlıktadır. Öyle ki atanamayan, atanamadığı için intihar eden öğretmenlerle ilgili haberler ana akım medyada bile yerini edinmiş durumda. Özel sektörde güvencesiz ve mesleki bağımsızlıktan yoksun ağır sömürü şartlarında çalıştırılan öğretmenlerimizin sayısı da azımsanamayacak denli fazla. Dershanelerin kapatılıp özel okullara dönüştürülmesi ile birlikte binlerce eğitim emekçisinin işsizler ordusuna katılacağı şimdiden öngörülüyor. Eğitim sektöründe de sağlık sektöründe olduğu gibi kadın emek gücü yoğunluğu göze çarpıyor.

25 Kasım bu yıl belki her zamankinden geniş katılımlı eylemlerle geçti. Kadına yönelik şiddetin sistematize edilmesi iktidar temsilcilerinin demeçlerinde hiç olmadığı kadar yalın bir şekilde kendini gösterdi. Kadın ve erkek eşit olamazdı, feministler annelikten ne anlardı... Bu cümlelerin sarf edilmesinden bir kaç hafta önce, Validebağ Korusunu koruyan silahsız ve sivil kadınlar polis şiddetinin hedefi olmuştu. Aynı günlerde Haziran’da polis şiddetinin hedefi olan ve yine silahsız “Kırmızılı Kadın” İTÜ’de soruşturuluyordu.

Sistematik şiddete en çok mağdur kalanlardan ve bu mağduriyeti en şiddetli şekilde yaşayan toplum kesiminden olan kadınların isimlerini tek tek anmayalım; çoklar... Yakınlarının zorla kaybettirilmesi, faili meçhuller ve cezasızlık nedeniyle bu utanç verici şiddetin yıllar boyunca sürdürülmesi de kadınlara biçilen ayrı bir bedel.

Çalışma yaşamı ise kadına yönelik şiddetin bambaşka yüzlerini barındırıyor. Kadınlar tüm iş kollarında daha fazla örgütsüzler, daha fazla güvencesiz istihdam ediliyorlar, fiziksel ve psikolojik yıldırmaya daha fazla uğruyorlar. İş yerinde cinsel şiddet ise tahmin edileceği gibi en çok kadın emekçileri hedef alıyor.

26 Kasım tabi ki sus pus vaziyette es geçildi. Sokak çocukları bu rezil sömürü düzeninin adeta boy aynalığını yapıyor çünkü; bu insanlık dışı düzene içkin ne denli kötülük varsa hepsinin etkisini bir tanecik sokak çocuğunun ellerinde, gözlerinde, çıplak ayaklarında görmek mümkün.

Tüm dünyada yaklaşık 150 milyon sokak çocuğu olduğu ön görülürken, bu sayı Türkiye için yaklaşık 42 bin olarak tahmin ediliyor. Türkiye’deki sokak çocukları İstanbul’da yoğunlaşırken, bu çocukların ailelerinin çoğunlukla zorunlu göç sonrası Batıya yerleşen Kürt aileler olduğu görülüyor. Şimdi aralarına yeni bir kesim daha katıldı: Ülkesindeki çatışma ortamından Türkiye’ye kaçan ve hiç bir statü verilmeyen Suriyeli çocuklar.

Yukarıda bahsettiğimiz ve sıklıkla kadınları hedef alan sistematik şiddetin mağduriyetini en derin yaşayan başka bir kesim de şüphesiz çocuklar. Bu ülkenin yoksul çocuklarının oyuncakları mayından, bombadan ve doğal olmayan yollarla hayatını kaybedenlerin cesetleri ya 13 kurşun dolu, ya 16 kilo ağırlığında, ya da annesinin eteklerinde paramparça.

Madde bağımlılığı ve yüksek suç oranları sokak çocuklarına biçilen “fıtrat”.  Bu çocukların herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanması ya da okulunda eğitimine devam etmesi ise bir hayal kadar uzak.

Düzenle bağı son derece zayıf kılınmış bu çocuklar tabi ki sermayenin görme alanından kaçmıyor. Türkiye’de çocuk işçilik kaygı verir boyutta. Mevsimlik tarım işleri, merdiven altı atölyeler, bulaşıkhaneler, küçük-orta çaplı fabrikalar, inşaatlar çocuk işçilerle dolup taşmış vaziyette. Tahmin edileceği gibi iş cinayetleri açısından en riskli gruplardan biri de çocuk işçiler. Bu noktada bir pres makinesine sıkışması sonucu iş cinayetine kurban edilen 13 yaşındaki Ahmet Yıldız’ı ve patronuna verilen 24 ay taksitli 30 bin TL para cezasını anmadan geçmeyelim.

Yazılacakları buraya sığdırmak çok güç. İyisi mi özetlemeye çalışalım: Bu ülkenin öğretmenleri çeşitli nedenlerle mesleklerini icra edemiyorlar. Toplumsal dönüşümün olmazsa olmazı eğitimin gerici iktidar tarafından toplumsal çürümeye hizmet ettirilmek istenmesi buna eklenince, toplumda şiddeti önleyecek tüm mekanizmalar henüz yolun başında felç ediliyor.

Bitmiyor; iktidar temsilcilerinin akıl almaz demeçleri peşi sıra gelince felçli hastanın bir de yatak yaraları açılıyor. Şiddetin çeşitli şekillerde en çok hedefi kılınan kadın bir de yoksul  ve mülksüz bırakılınca, mevcut düzende kadınlara rol biçilen çocuk bakımı sağlanamıyor. Zorunlu göç de buna eklenince sokaklar sokak çocuklarıyla, merdiven altı iş yerleri çocuk işçilerle doluyor.

Yatak yaraları olan bu felçli hastanın solunum desteğini zayıflatan en güçlü etkenlerden biri ise intihar eden öğretmenlerimizin, sistematik şiddet kurbanı kadınlarımızın, iş cinayetlerinde katledilen çocuklarımızın hesabını üç kuruşluk tazminatlarla üstelik de taksitle “tahsil eden” cezasızlık sistemi.

Vahşi kapitalizmin utanç verici hallerini bir kez daha çırılçıplak ortaya seren Kasım ayına teşekkür edelim bitirirken. Ama tüm bu özel günleri birleştirelim, cepheyi sıklaştıralım ve mücadeleyi büyütelim. Düşmanın tek vücut olduğu ortada değil mi?