O da "üretim" süreci!



24-02-2015 08:27


Metin Çulhaoğlu

İsterseniz “teorik” başlayalım, arkasını sonra getiririz.

Engels “Komünizmin İlkeleri”ni 1847 yılında kaleme alıyor. Bu metnin başlarında,  “proletarya nedir?” sorusunun yanıtı şöyle veriliyor: “Proletarya, toplumun, geçimini tümüyle ve yalnızca emeğini satarak sağlayan sınıfıdır; yani herhangi bir sermaye üzerinden elde edilen kârla değil… “ [Marx-Engels, Toplu Eserler (İngilizce), Progress Moskova 1977, cilt: 6, s. 341].

Durun, hemen “doğru” demeyin…

Alıntıda geçen “emek” sözcüğünün üzerinde bir son not göndermesi var. Bu not şu bilgiyi veriyor: Engels, Marx’ın “Ücretli Emek ve Sermaye” başlıklı broşürüne 1891 yılında yazdığı girişte, 1847 tanımında söylenenin “daha sonraki çalışmalar açısından bakıldığında yetersiz, hatta yanlış” olduğunu belirtiyor (aynı eser, s. 672). Herhalde anlaşılmıştır: İşçi, kapitaliste emeğini değil, emek gücünü satar. 

Aradaki fark, Marx’ın artı değer teorisi açısından gerçekten can alıcı önemdedir.

Ancak, ayrıntılara girmeden kestirmeden gidelim ve bu ayrımın karşımıza “emek gücünün yeniden üretimi” gibi bir kategori çıkardığını belirtmekle yetinelim.

İşin “teori” kısmı bu kadardı.

Geçmiş olsun…

***

Yukarıda anlatılan ayrımın pratik uzantıları hakkında neler söylenebilir?

İlk olarak, alan araştırmalarına duyulan ihtiyaçtan söz edebiliriz.  İşçi sınıfının, emek-üretim süreçlerinde yaşadığı farklılaşma, ayrışma ve kendi içinde kademelenme (ya da tersine aynılaşma, daha fazla benzeşme ve standartlaşma) dinamikleri ile emek gücünün yeniden üretimi süreçlerinde yaşadığı farklılaşma, ayrışma ve kendi içinde kademelenme (ya da tersine aynılaşma, daha fazla benzeşme ve standartlaşma) dinamikleri birbiriyle karşılaştırıldığında nasıl bir durum ortaya çıkıyor?

Başka bir deyişle, işçi sınıfının, bu iki ana süreçten ilkinde kendi özel konumunu muhafaza ettiği açıktır da, emek gücünün yeniden üretimi süreçleri onu toplumun başka kesimlerine (örneğin küçük burjuvaziye) yakınlaştırmakta mıdır yoksa daha da uzaklaştırmakta mıdır?

Somut alan araştırmaları olmadan bu sorulara birtakım varsayımların ötesinde teorik düzlemde doyurucu yanıtlar verilmesi pek mümkün görünmemektedir.  

Ancak gene de günümüzde sınıfsal-siyasal mücadele açısından önem taşıyan başka çıkarsamalara ya da tezlere yönelmekte sakınca yoktur.

Birincisi: İşçi sınıfı söz konusu olduğunda, emek gücünün yeniden üretimi, “özel alanı” toplumsallaştıran ve politikleştiren temel süreç sayılmalıdır.

İkincisi: Lenin’in “Ne Yapmalı?”da üzerinde ısrarla durduğu “dışarıdan bilinç” konusunun, dar anlamda “işçi sınıfının dışındaki aydınlar” kategorisinin ötesinde “fiili emek-üretim sürecinin dışı” olarak da yorumlanmasında hiçbir sakınca yoktur. Daha açık bir deyişle, beslenme, tüketim, barınma, elektrik, su, sağlık, eğitim (işçinin çocuklarının eğitimi dâhil) gibi hepsi emek gücünün yeniden üretimiyle ilişkili alanlar, “sınıfa yönelmede” ikincil ya da yan değil temel alanlardır.     

Üçüncüsü: Az önce sıralanan ihtiyaçlar aynı zamanda “haklarla” ilişkilendirilecekse ki böyle olması gerekir, haklar meselesini sanki yalnızca birtakım “sivil toplum kuruluşlarının” ya da “yeni toplumsal hareketlerin” kendi ayrı alanı olarak görmek de yanlıştır. Dahası, bu alanlarda verilecek sınıf temelli ve sonunda sınıfın kendisini de hareketlendirecek mücadelelerin işçi sınıfını toplumun başka kesimleriyle buluşturması, işçi sınıfını bu kesimleri de kucaklayan fiili bir öncü konumuna getirmesi mümkündür.

Dördüncüsü: eğer hala bir “tehlike” sayılıyorsa, ekonomizm-sendikalizm, emek-üretim süreçlerine şöyle ya da böyle nüfuz edebilir de diğerine, emek gücünün yeniden üretimi süreçlerine nüfuz etmesi mümkün değildir.   

***

Sözümüz, bu ülkedeki sosyalist örgütlere, bu arada elbette Birleşik Haziran Hareketi gibi oluşumlara: “İşin o tarafı biraz eksik kalıyor” diye burukluk duyuyorsak, sınıf tüm cesametiyle orada duruyor; sadece emek-üretim süreçleriyle sınırlı kalmayan bin bir sorunuyla boğuşuyor, çeşitli “baş etme” stratejilerine başvuruyor.

Buralara da yüklenelim.

İşyerleri tamam da, mahallelere, sokaklara, kahvehanelere, evlere de uzanalım.