Nöroteknoloji: İşin neresindeyiz?



17-09-2020 07:43


Nurettin Abacıoğlu

16 Temmuz'da, bu portalda, “Ölçüm sorunu” başlıklı bir yazı yazmıştım. (*)

Bir hatırlatma olsun; o yazının bir yerinde, şöyle bir paragraf bulunuyordu:

“Elon Musk, adını duymuşsunuzdur. “Neuralink” adında bir firması var. Musk, firması aracılığıyla dünyaya, yenilerde bir duyuru yaptı. Diyor ki, beyin sinyalleri ile bilgisayarlar arasında bağlantı kuruyoruz. Projenin adı BCI. İngilizcesi –“brain computer interface” ve Türkçesi de “beyin bilgisayar arayüzü-BBA”. Özetle, bir mikroçip, implant olarak beyinle bağlantı kuracak ve bir anatomik alana bu mikroçip yerleştirildiğinde, nöronal sinyallerle, bilgisayar ana belleği, birbirine bağlanacak ve konuşmaya başlayacaklar. Bütün bildiklerimiz ve anılarımız dâhil, beyin kayıtları, bilgisayar ana belleğine gönderildiği gibi, bilgisayar ana belleğindeki veriler, bilgiler ve aklınıza gelebilecek nicesi, beyinlere aktarılabilecek. Hatta uykuda, rüyalarımızın video kayıtlarını, ertesi sabah bilgisayar ekranlarından izleme şansımız veya şansızlığımız olabilecek”.

Yani insanlığın kanını donduracak yahut sevinçten yerinden hoplatacak, yepyeni bir “Yeni Toplum-Yeni İnsan: 5.0” projesi…

O yazının bu bölümü, kısaca bahsettiğim, bir nöroteknoloji girişimine ilişkin, minyatür bir bilgilendirme idi. Kuşkusuz, bu iş sadece bir BBA süreci de değil. Çok daha geniş bir alanı kapsıyor.

Bu geniş konu, bu sayfa sınırlarının içine sığmaz. Ne ki, konuyla ilgili bir meramı anlatabilmek için, biraz eşelemek de gerekiyor.

Şimdi sabırlarınıza sığınıyorum…

Nörobilimden (NB), nöroteknolojiye (NT)…

Nörobilim, sinir sistemini inceleyen bilim alanıdır. Nörobilim, tek bir sinir hücresinin anatomofizyolojik özelliklerinden, onun canlı bedeni içindeki özellik ve dağılımını gösteren sinir sisteminin bütününe kadar, geniş bir çalışma, araştırma ve uygulama alanını kapsamaktadır. Başlangıçta, nörobilim, biyolojinin bir dalı olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde nörobilim, biyolojinin yanı sıra tıp, genetik, farmasötik bilimler, fizik, kimya, bilgisayar bilimleri, mühendislik, matematik, psikoloji gibi diğer alanların da yer aldığı disiplinlerarası niteliktedir.

Nöroteknoloji ise, nörobilim ile ilgili, geniş bir yelpazede buluşan teknolojileri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Nöromühendislik terimi, bu teknolojilerin geliştirilmesini sağlayacak mühendislik yaklaşımlarını temsil etmektedir. Nöroteknoloji ve nöromühendislik terimleri, birbirleri yerine dönüşümlü olarak da kullanılabilmektedir.

Böylece bu iki tanımla, konunun uzmanları bakımından çok sadeleştirmiş bir başlangıç yapmış oldum.

Bugünün nöroteknolojisi, gündelik yaşamın içinde nelerle ilgileniyor (araştırma-uygulama alanları) sorusunun da yanıtını bilmek gerekir. Bu yanıt, işin değişik perdelerini anlamak bakımından gereklidir. Durum böyle olunca, “vira bismillah”la kalkıyoruz ve nöroteknolojinin, iki temel alanı kapsadığını görüyoruz.  

İlki, “klinik tedavi uygulamaları (KTU)” alanıdır. Bu alan, “nöral geliştirme (NG)” ve “nöral ara yüzler (NAY)” olarak ikiye ayrılır. “Klinik nöral geliştirme çalışmaları”, nöral doku rejenerasyonu, sinir rehber kanalları, biomoleküler tedavi ve nöromodülatörler üzerinde yapılan alan araştırmalarını kapsar. “Nöral ara yüzeyler” alt başlığında yürütülen alan çalışmaları ise, optogenetik, beyin bilgisayar arayüzü (BBA), mikro sistemler, mikro elektrot dizileri, nöral protezler ve nörostimülatörler üzerindeki araştırma etkinliklerini kapsar.

İkinci alanımız, “hesaplamalı nörobilim (HNB)” araştırma alanıdır. Bu alana ilişkin araştırma çalışmaları da üç alt başlıkta toplanmaktadır. Bunlar, “nöro modelleme (NM)”,  “nörorobotik (NR)” ve “nöral görüntüleme (NG)”  çalışmalarıdır. NM araştırmaları, ayrıntıda, “sinir sisteminin modellenmesi”, “bağlantı analizi”, “nöral ağlar”, “nöralkodlar”, “nöromorfik hesaplama”, “biyo-esinli makine görmesi”, “biyo-esinli makine öğrenmesi” ve “sinyal işleme” uygulamalarıdır.

Ve biliyorum, yeter artık diye feryat ediyorsunuz…

Ben de bunların ne olduğunu, merak edeniniz varsa, araştırsın diyorum…

Öyleyse…

Dönüm noktası…

Nöroteknoloji, esasen ve tamamen, yapay bir belleğin insan beynine yerleştirilmesi projesidir. Projeye ilk bakıldığında, hem bireysel ve hem de toplumsal, insanlık hayrına, masum ve esasen devrimci bir atılımı temsil eder görünmektedir.

Öyle ya, beynimizin gerek bireysel ve gerekse kolektif düzeyde nasıl çalıştığının anlaşılmasının önemi tartışılabilir mi? Beyinlerimize ilişkin, varsa sorunları giderecek müdahalelerin yapılmasını kim reddedebilir? Morfolojik olarak beyinlerimizin işlem ve bellek kapasitelerinin gelişmesi ve üst düzey bilgi depolanmasının bilimsel gelişmelere göre arttırılabilmesinden yarar sağlamayacak herhangi bir alan olabilir mi? İşte NT için kırılma noktası, bu soruların “zorunlu olumlu” cevaplarında bulunmaktadır.

NB ve NT çalışmaları, şu sıralar dünyada en çok fonlanan bilimsel çalışmalara sahne olmaktadır. Avrupa Birliği, “Human Brain Project-İnsan Beyni Projesine” on yıllık bir süre içinde, bir milyar avroluk büyük bir fon ayırmıştır. ABD’de de ise, 2013'te Başkan Obama tarafından başlatılan BRAIN projesi, hem kamu ve hem de özel sektör ortaklığında, nöroteknolojiler konusundaki en büyük girişimlerden birisi olarak sürdürülmektedir. BRAIN projesinin açılımı, “Brain Research through Advancing Innovative Neurotechnologie”dir. Türkçesine gelince, “İnovatif Nöroteknolojilerin İlerlemesi Yoluyla Beyin Araştırmaları” diye çevrilebilir. BRAIN inisiyatifi, araştırmayı şöyle tanımlıyor: 

“BRAIN Araştırması, insan beyni anlayışımızda, devrim yaratmayı amaçlamaktadır. Araştırmacılar, yenilikçi teknolojilerin geliştirilmesini ve uygulanmasını hızlandırarak, ilk kez, bireysel hücrelerin ve karmaşık sinir devrelerinin, hem zaman hem de uzayda nasıl etkileşime girdiğini gösteren, beynin devrim niteliğinde yeni dinamik bir resmini üretebilecekler. Beyin bozukluklarını tedavi etmek, iyileştirmek ve hatta önlemek için yeni yollar arayan araştırmacılar tarafından, uzun zamandır arzu edilen bu resim, mevcut bilgilerimizdeki büyük boşlukları dolduracak ve beynin insan vücudunun tam olarak nasıl kayıt, işlem, kullanma, depolama olanağı sağladığını keşfetmek için benzeri görülmemiş fırsatlar sağlayacaktır ve büyük miktarlarda bilgiyi, düşünce hızında geri getirmek de mümkün olacaktır”.

Bu dönüm noktası, bana Yahya Kemal’in “Rindlerin Akşamı” şiirini hatırlatıyor…

“Ah, dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
Bu son fasıldır, ey ömrüm, nasıl geçersen geç…”

Sonra dilim sürçüyor, kendi kendime mırıldanmaya devam ediyorum!

“Bir beyin çipiyle

Yeni bir insana dönüşüp,

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle”...

Nitekim dünyada sürdürülen çalışmalara baktığımızda, artık işin teselli ve avunma faslında olmadığını da yakından görüyoruz.

Ve diyorum; hemen muhalif formasını giymeden, işin önce iyi tarafından bakalım…

Alis harikalar diyarında: Olumlu etkiler…

Diyelim ki, engellisiniz ve protez bacağınızı veya tekerlekli sandalyenizi zihninizle kontrol edebiliyorsunuz…

Diyelim ki, beyin faaliyetleriniz gerçek zamanlı izlenebiliyor ve sizden alınan nöro-geribildirimlerle, madde bağımlılığınız ortadan kaldırılıyor; beslenme davranışlarınız istendiği gibi düzene sokulabiliyor; eğitimden, spora her türlü performans ve kapasiteniz arttırılabiliyor; doping yapmanıza hiç gerek kalmıyor…

Diyelim ki, beyin etkinliklerinizle ilgili “big data-büyük veri toplama”, bunları işlemden geçirme, değiştirme, dönüştürme, yeniden karşılaştırma ve depolama olanaklarınız sizi yeni bir insan tipolojisine taşıyor…

Diyelim ki, organik beyin bozukluklarınızın (Parkinson, epilepsi gibi), zihinsel ve ruhsal bozukluklarınızın, her türlü tanı ve sağaltımı, artık beyin-bilgisayar arayüzleriyle (BBA),  son derece hızlı biçimde artıyor ve gelişiyor…

Diyelim ki, yolunuz mahkemeye, işiniz hukuk süreçlerine düştü; davada suçlu musunuz, müşteki misiniz; nöroteknolojik ifade alma, verme mekanizmalarıyla, hızlı yeni çözümlere kavuşuyorsunuz…

Diyelim ki, yeni beyinleriniz, yeni bilgisayarların tasarımı için yeni olanaklar sağlıyor ve artık, sizin “bluetooth” ile bağlı olduğunuz bilgisayarlar, sizin beyin korteksiniz gibi davranıyor; komut gönderiyor; zekâ kapasitenizi düzenliyor; fikir yürütüyor ve hatta ne hissetmeniz gerektiğini bile size kodlayabiliyor…

Diyelim ki, insanlığın toplumsal kurtuluşuna inanıyorsunuz ve bunun için mücadele alanlarının içinde bulunuyorsunuz veyahut belki de piyasaların istikrarını bozucu taleplerde bulunuyorsunuz; oysa BBA sizi, ironik olarak kolluk güçlerinin zoruyla karşılaştırmadan, önce fabrika ayarlarınıza döndürüyor ve tekrardan iyi yurttaş sınıfına sokuyor…

Falan, filan diye de düşünüldüğünde, nice örnekler çoğalıp gidiyor…

Bu anlatılanlar, bilim kurgu değil desem, acaba yazdıklarıma daha da olumluluk katmış olur muyum?

Sonra sıra, azıcık da muhalif taraftan yazmaya geliyor!

Alis canavarlarla savaşıyor: Olumsuz etkiler…

Acaba, yeni toplumun, yeni insanı olunmasına, kim karar verecek?

Acaba, buna göre kaç çeşit insan olacak?

Acaba, yeni insan çeşitliliği, “beyin-bilgisayar arayüz-BBA” kapasitesine göre mi düzenlenecek?

Acaba, beğendiğimiz yeni insan modelinin dağıtımlaması, teknoloji oligarşilerinin nüfuz alanından nasıl korunacak?

Acaba, yeni insan, bu sefer de beyin ayırımcılığı riskini mi taşıyacak?

Acaba, bireyler sadece beyinlerinden ibaret olmadıklarına göre, hukuktan, insan kaynaklarına, üretici emekten, tüketici davranışlarına, eğitimlerinden, sağlıklarına, bağlamlarından koparılıp beyin verilerine indirgenmiş bir meta haline mi dönüştürülecek?

Acaba, istenilen standartlara dönüştürülen beden ve organlarımızın mülkiyeti, yeni bir hukuka göre kamulaştırma ya da özelleştirmeye konu mu olacak?

Acaba, düşüncelerimiz, inançlarımız, rüyalarımız, arzularımız, her türlü insani kimlik ve mahremiyetimiz, birilerinin isteğine ya da özel veya kamu yararına göre, deşifre mi edilebilecek?

Acaba, insan yaratıcılığının ve her türlü insani dokunuş ögelerinin sürdürülebilmesi, bilimsel teknolojilerin gelişkinliği içinde, yeni bir korku perdesinin içine mi sokulacak?

Acaba, insanın robotlaşması, robot ve makinaların insanlaştırılması, nasıl bir uygarlık tasavvuruna dönüştürülmüş olacak? 

Ve acaba, bu bağlamda üretilebilecek onlarla örnek de uzayıp mı gidecek?

Alis ne yapacağını bilemiyor…

İki ara bir dere, başka olgular ve sorunlar da kuşkusuz hem bulunmakta hem de çoğalıp duruyor…

Önce, şimdilik yaşayarak öğrendiğimiz bir “değişim” rüzgârı var. Bütün toplumlar açısından, “yeni bir siyaset, iktisat ve kültürel değişim” artık kapıda değil, hayatımızın içinde. Henüz işin başlangıcında olduğumuzu var saysak bile, bunlara ilişkin ne çok örnek, gündelik yaşamın içine girdi.

Akıllı telefonlarımız, bin bir çeşit bilgisayar ve programlar, her işi o telefon veya bilgisayarımızla eşzamanlı bağlantılar kurarak beceren ve kolumuzda taşıdığımız akıllı saatlerimiz, cebimizde bir plastik karta dönüşmüş paralar, sokağa çıkmadan her işimizi e-devlet üzerinden otomasyonla halletmelerimiz, akıllı evler, sabah çayını alarm ayarıyla kendiliğinden demleyen otomat mutfaklar falan, filan… Hele şu pandeminin yarattığı ve iyice öğrenmeye başladığımız onlayn eğitim, oturduğumuz yerden bilgisayar ya da telefonla bağlantı yaptığımız görüntülü toplantılar.

Bunlar değişimin rüzgârları değil, tam da kendisi!

İyi mi, kötü mü şimdilik anlayamadığımız bir başka husus da “iletişimin bedensizleşmesi”…

Artık beyaz ekranda bütün dünya ile beraberiz. Sanal arkadaşlıklar; o arkadaşlıkları süsleyen çiçek, böcek resimleri; taziye vermenin inanılmaz kolaylığı; herkesin doğum gününü size hatırlatan sosyal ağlar. Ama sen, ben; biz, siz; orada mıyız belli değil…

Başka bir belirsizlik, genel bir kavram olarak “performansın iyileşmesi”. İyileşme iyi ama soru ve sorunumuz, iyileşen nedir?

Sözgelimi, bilgi edinme ve beceriyorsak öğrenme performansımızda büyük artış var. Kimilerimiz Wikipedia’daki bilgilerle bilimsel makale yazabilme performansına bile erişti. “Kopyala-yapıştır” performansında inanılmaz yükselişler var. Öğrenciye verilen ödevin her satırı, ayrı ayrı “Kutsal Google”a sorgulatıldığında, noktası, virgülüne kadar nereden çalıntı yapıldığı performansları, apaçık ortaya çıkıyor.

Söz uzamasın, bitirelim! Olumlama ya da olumsuzlamada tereddüt duyulan başka bir örnek de bilişsel yeteneklerimizde artışın, yeni davranış biçimlerine yol açmasıdır. Bir düşünün bakalım, sizde buna uyan hangi yeni davranışlarınız var…

Artık yazının sonuna gelelim!

Gezegenimizde yaşayan yedi buçuk-sekiz milyar insan var.

Onca milyar insan içinde, kimileri bir yandan uzayın derinliklerine gitmek için çabalıyor; kimileri de avcı-toplayıcı klan örneği, feodal düzen artığı veya kapitalist eşitsizliğin damarlarını sulayan her boy toplum biçimi içinde, hayatını sürdürmeye devam ediyor. Ve o bin bir çeşit insan manzarası, şu yazılanların büyük kısmının farkında olmadan kendi dünyaları içinde yuvarlanıp duruyor…

Her alana nüfuz eden, baş döndürücü bir teknolojik gelişme de bu insan manzaralarının önünde neredeyse ışık hızında hareket ediyor.

Yarının yeni insanı, bu cehalet ve yoksulluktan kurtulamazsa, beyinlerindeki yongaları, üzerlerine her gün yeniden atılan formatlarıyla, teknoloji oligarşilerinin bir malı haline düşmekten hiç kurtulamayacaktır. Belki çok ah edeceğiz; ancak o zaman da vakit çok geç olacaktır…

Ne ki, insanın ve insanlığın esenliği için umut, her zaman olduğu üzere yine fakirin ekmeği.

Umut edelim ki, nörobilim ve nöroteknoloji de o ekmeğin doğru bir katığı olabilsin.

Kuşkusuz bu yazı bir bilim ve teknoloji karşıtlığını savunmuyor.

Ancak tarafında olduğumuz değerler için, sinema salonunda seyirci değil, onları, insanlık adına var edecek mücadelenin içinde olma gerekliliğini de bilerek yaşamak, bir boyun borcudur.

Sürç-ü lisan ettiysek affola…

Bakmak isteyen için bağlantı yolu:

(*) Abacıoğlu N. 2020) Ölçüm sorunu https://ilerihaber.org/yazar/olcum-sorunu-115255.html

nuriabaci@gmail.com