Neyin ne kadarı kabul edilebilir?



26-12-2020 00:51


Metin Çulhaoğlu

Erdoğan geçenlerde “Bu ülkeye muhalefetin iyisini de biz kazandıracağız” dedi. Bu sözü “Demek muhalefete razı oldu, ona hazırlanıyor” şeklinde yorumlayanlar çıktı. Ancak biz bu kanıda değiliz. Erdoğan gibi bir siyasetçinin meramının bu olması pek mümkün görünmüyor. Bizce “Kendi muhalefetimize de ayar vereceğiz, onu da ‘dizayn’ edeceğiz” demek istemiştir.

Buradan geçmişe, 21-22 yıl kadar öncesine dönelim.

Sosyalist bir parti, yaklaşan seçimlerle ilgili önemli bir karar almıştı. Bu karara muhalefet edenler de vardı. Normal bir durumdur. Ancak, pek normal sayılamayacak bir beklentinin dile getirildiğine bizzat tanık olduk: Önemli bir derneğin (sivil toplum kuruluşu) yönetimi bu kararından dolayı söz konusu partiye gereken sözü söyleyecek, partiye “ayar verecekti…”

Bir süredir böyle gidiyor; birileri birilerine “ayar veriyor”, kendi dışındaki oluşumları “dizayn ediyor…”

***

Bugün Türkiye’de sosyalist partiler, bu partilerin dışında önemli konuları, sorunları ve duyarlılıkları gündeme getiren çevreler ve hareketler var.

Sosyalist partilerle bu çevreler ve hareketler arasındaki ilişki nasıl olmalıdır?

Görebildiğimiz kadarıyla bu çevreler ve hareketler arasından, sosyalist partileri belirli konularda “düzeltilecek”, “ayar verilecek”, yeniden “dizayn” ve “ıslah edilecek” yapılanmalar olarak görenler çıkabiliyor.

Biz bu yaklaşımın sorunlu olduğu kanısındayız.

Feministler, LGBTİ, çevreciler ve diğerleri… Gündemdeki konumuz açısından Alevileri de ekleyebiliriz. Herhangi bir sosyalist partinin, bu kesimlerin gündeme getirdikleri konulara ve sorunlara duyarsız kalması esasen mümkün değildir. Söz konusu kesimlerin başka meşgaleleri arasında sosyalist partilere eleştiri ve önerilerde bulunmaları da doğaldır.

O zaman sorun nerede ya da ne zaman başlar?

Sorun, bu kesimlerde ağırlık kazanan kimi görüşlerin adeta “test sorusu” gibi sosyalist partilere yöneltilmesiyle, partilerin gerçekten sosyalist sayılıp sayılmayacaklarının bu testin sonuçlarına göre belirleneceği düşüncesiyle ortaya çıkar.

“Kimi görüşler” dedik, bununla her görüşü kastetmediğimiz açık olsa gerek.

Örneğin, çevre duyarlılığı olanların, üyesi olmadıkları sosyalist bir partiye sosyalist iktidarın çevre sorunlarına, yaşanan iklim krizine nasıl yaklaşacağını sormaya yerden göğe kadar hakları vardır; ancak, “Üretici güçleri geliştirmekten, sanayiden vazgeçeceksin” diye dayatma hakları yoktur. Alevilerin, Aleviliğin ne olduğu konusunda kendi içlerinde farklılaşan görüşleri olabilir; ancak dışında oldukları bir sosyalist partinin bu görüşlerden birini “resmen” benimsemesini bekleyemezler. Feministler “erkeği öldürmenin” gerekli olduğunu düşünebilirler; ama erkeğin ne kadar öldürüldüğünün hesabını, üyesi oldukları kendi partilerinden sormaları gerekir, başka partilerden değil...

***

Bizce sosyalist partiler, az önce değinilen çevreler, akımlar ve hareketler tarafından dile getirilen ya da tartışılan görüşlere yaklaşırken şu ilkeyi benimsemeliler: Doğruluğu mutlaklık ve kesinlik taşıyanı ikirciksiz biçimde ve gerekiyorsa “resmen” benimsemek; halen tartışılmakta olanlara ise kendi içlerinde alan açmak, yani tartışılmasında bir sakınca görmemek, ancak kesin “angajmandan” uzak durmak…

Örnek mi?

Örneğin, farklı cinsel yönelimlerin bir “hastalık” olarak görülmesi sosyalizme tamamen yabancı bir bağnazlıktır. Buna karşılık sosyalist bir partinin, bir kesimin “TERF” olarak tanımlandığı bir tartışmada kesin taraf olmasının ne bir gereği ne de anlamı vardır. Keza “kadının nihai kurtuluşu sosyalizmle gerçekleşecektir” sözünün papağan gibi tekrarlanması yanlıştır; ancak, örneğin “patriarkaya”, bu olgunun tarihsel evrimine, kapitalizme birlikte kazandığı biçime ve içeriğe önem vermeden emek-sermaye çelişkisinden ayrı ve en az onun kadar başat bir yer tanınıp tanınmayacağı sosyalist partinin bileceği bir iştir.

Yani bu tür konularda dışardan mutlak doğru ya da standart dayatmanın kabul edilebilir bir yanı yoktur.

Bu kadar da olsun ama, değil mi?