Neye 'terörizm' diyeceğiz?



13-10-2020 00:21


Metin Çulhaoğlu

Bir kavram sağda solda, herkesin ağzında yaygın biçimde dolaşır hale gelmişse, o kavramın tanımı konusunda netlik ve mutabakattan çok belirsizlik ve anlaşmazlıkların ağır basıyor olması büyük ihtimaldir.

Örneğin “terörizm” böyle bir kavramdır.

Bu kavram gündeme geldiğinde ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Aslında, üzerinde herkesin mutabakata varabileceği bir tanım için elde pek çok durum ya da gösterge vardır: Öyle ya işin içinde şiddet ya da şiddet tehdidi olacak; fiil, belirli bir kesimi bastırma, sindirme, caydırma amacını taşıyacak; sivillerle birlikte mevcut çatışmalara faal olarak katılmayan kesimler hedef alınacak, vb. vb.…

Durum böyleyken bunlardan hareketle tek bir “terörizm” tanımında buluşulamaması ilginç sayılmalıdır. Ortada, BM ve AB gibi uluslararası kuruluşların tanımlarından tutun da ülkelerin kendi terör ve terörizm tanımlarına kadar uzanan bir çeşitlilik görülüyorsa bunun temel nedenlerine şöyle bir göz atmakta yarar vardır.

***

Kapitalist dünya son 30 yıldır gerçekten var olan terörizmden ve terörist eylemlerde bulunan örgütlerden yararlanarak (bunların varlığını kullanarak) kendi düzenini rahatsız eden ne varsa hepsini bir şekilde terörle ve terörizmle ilişkilendirme eğilimindedir. Burada, egemen ideolojinin “birleştirme” adı verilen manipülasyonlarından birini görüyoruz: “Sağ-sol yok, terörizm ve teröristler var!”

Bu arada, kapitalizmin bugün terörist olarak nitelediği örgütlerin “İslamcı” olanlarının neredeyse hepsinin doğup gelişmesinde özellikle ABD’nin özel parmağı olduğunu not edip geçelim.

Sonra, gerçekten terörist eylemlerin ve örgütlerin varlığı, düzene bir başka açıdan daha yarar sağlamaktadır: Kendi terörüne (devlet terörü) “normal” sayılabilecek olana göre daha fazla meşruiyet ve kabul edilebilirlik sağlamak…

***

Durum böyle ise solcuların “terörizm” kavramını kullanmalarına ilişkin birtakım önerilerimiz olacak:

Birincisi: Solcular bu kavramı (terörizm) kullanacaklarsa, ki kullanmaları gerekebilir, resmi terörizm tanımlarının dışında kalmaya çalışmalı, kendi tanımlarını geliştirmelidir (örneğin, “sivil halka, yaşam ortamlarına, doğaya ve doğal kaynaklara zarar veren, siyasal bir sonuç elde etmekten çok öç alma ve misilleme güdülü şiddet eylemleri” gibi).

İkincisi: “Amaç, her tür aracı meşru kılar” solcuların hiç itibar etmemeleri gereken ilkel bir yaklaşımdır ve özellikle kullanılan aracın amaca nasıl ve ne yönden “hizmet ettiğinin” nesnel herhangi bir ölçütünün ortaya konulmasının mümkün olmadığı durumlarda en küçük bir değer bile biçilmemesi gerekir.  

Üçüncüsü: Bir eylemin “terörist” olması ile örgütün “terör örgütü” olması aynı şey değildir. “Terör örgütü” sayılamayacak örgütler de teröre başvurabilir. Millî mücadelenin ilk dönemlerinde batıda çeteler, Kuvayı Seyyare, Çerkez Etem, Demirci Mehmet Efe teröre başvurmuştur, ama terörist değildir.  

Dördüncüsü: Özellikle batıdaki terör tanımlarına dahil edilen “işgal” ve “panik yaratma” gibi fiillere özellikle dikkat edilmelidir.  Çünkü “işgal” dendiğinde bir zamanlar kimsenin “terörizm” demediği, diyemediği üniversite-kampus işgalleri de “terör eylemi” sayılabilecek, “panik yaratma” dendiğinde ise örneğin TTB’nin Covid-19 hasta sayılarına ilişkin sorgulamaları da pekâlâ bu kategoriye sokulabilecektir.

Beşincisi: Solcuların, kimi eylemler kapitalist-emperyalist dünyanın merkezlerini hedef aldı diye bu eylemlerin terörist niteliğini teslim etme konusunda çekingen davranmalarının herhangi bir mantığı olamaz. Bu bakımdan örneğin ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırıları düpedüz terörist eylemlerdir.

***

Bu söylenenler okura ne kadar doğru ve anlamlı gelecektir, bilemiyoruz.

Ancak, hepsine baskın bir genel doğruyu dile getirip öyle bitirelim, meramımız belki daha iyi anlaşılır:

Terörizm vardır, terörist örgütler de vardır; ancak bu olguların mukabil devlet terörünü ya da resmi terörü meşrulaştırma araçları olarak kullanıldığını görmeyen ve herhangi bir terör eyleminin söz konusu olmadığı durumlarda bile varlığını giderek daha çok hissettiren “resmi terörü” ıskalayan her yaklaşım soldan giderek daha fazla uzaklaşacaktır.