Nerede 'büyük' düşünmeli?



23-08-2014 09:25


Metin Çulhaoğlu

İlk yazıda “cesaret” demiş, “teorik ihtilalcilikten” söz etmiştik. İkisi, “büyük düşünme” anlamına da geliyor. 

Peki, istisnasız her alanda, önümüze gelen her konuda mı? 

Soruya belirli “düzlemler” tarif ederek yanıt vermeye çalışalım. Sırasıyla dört düzlem: Dünya görüşü, teori, ideoloji ve siyaset…

Bunlardan ilki, dünya görüşü (weltanschauung) söz konusu olduğunda cesareti, “teorik ihtilalciliği” şimdilik hiç tavsiye etmiyoruz. Öyle “aman, tehlikeli iştir, yapacaksak bari çok dikkatli olalım” anlamında değil. Yapılamayacağı, yapmaya kalkanlar sonunda dönüp dolaşıp aşmaya çalıştıkları şeyin daha gerisine düşecekleri için… 

***

İnsanlık tarihinin nesnel sınırlamaları nedeniyle böyledir. İnsanlık, kendi tarihinde ilk büyük devrimi tarımla ve kentleşmeyle gerçekleştirmiştir. İkisi de milattan öncesine denk düşer. “Dünya görüşleri” 3 bin yılı aşkın bir süre bu iki devrimin sunduğu “altyapıda” ortaya çıkıp şekillenmiştir. Evet, çeşitlilik vardır, felsefeler, dinler, başka sistemler ortaya çıkmıştır; ama bunların çevrimsel hareketini kırıp ileriye doğru fırlayan “uçlar” çıkmamıştır.

Ta ki 1750-1850 dönemine tarihlenebilecek sanayi devrimine kadar.

Kuşkusuz, Aydınlanma destekli olarak… 

Aydınlanma ve sanayi devrimi, 2-3 bin yıllık çevrimi kıran yepyeni dünya görüşlerinin ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur. Bu anlamda insanlık tarihinin ikinci büyük devrimidir. 

Kim ne derse desin bugün düşünce dünyası, önceki tarihsel dönemdeki gibi, ama bu kez ikinci dönemin çevrimleriyle yol almaktadır. Liberalizm, muhafazakârlık, milliyetçilik ve sosyalizm… Sonuncusundan özel olarak kastedilen Marksizm’dir. 

Marksizm’i en başta bir dünya görüşü olarak kabul edersek, işte bu düzlemde “büyük düşünmeye”, “teorik ihtilalcilik” denemelerine ve cesaret gösterilerine yer olamaz. Deneyen, sonunda bir de bakar ki Owen’i, Saint-Simon’u ya da Proudhon’u yeniden keşfetmiş…

Adını “radikal demokrasi” koyması fark etmez.  

Çünkü günümüz dünyası, çeşitli kılıklara girmiş olsa da, Marx’ın analiz ettiği dönemin dünyası olarak, o “altyapı” üzerinde devinmektedir.  

Bu nedenle (uzunca bir süre için) hiç tavsiye etmiyoruz.   

***

Sırada “teori” var. 

Bir dünya görüşü olarak Marksizm’in kendi teorik bölmeleri vardır: Sınıf mücadeleleri teorisi, artı değer teorisi, devlet teorisi gibi…

Buralarda “teorik” ve “büyük” düşünmenin zeminleri vardır; ancak bunlar en fazla ciddi katkılar olarak kalabilirler. Bugüne kadar yapılmıştır ve en gelişkinleri bile ana sistemi açımlayıp geliştiren katkılar olarak değer bulabilmiştir. Yani bu katkılar, dünya görüşünün kendisini sorgulatmamıştır. 

O zaman “teorinin” neresinde cesur olmak, büyük düşünmek gerekir?

Tam da Lenin’in zamanında yaptığı yerde: Dünya görüşü ile verili ülke gerçekliği arasına “düşünülmüş somutu” yerleştirip buradan bir iktidar perspektifi türeterek. 

“Teori” düzlemi için bu kadar…

***

Geriye ideoloji ve siyaset kalıyor.

Dünya görüşü ile ülke gerçekliği arasında yerleştirilecek düşünülmüş somutta asıl “dolgu malzemesi” ideoloji ve siyasettir.

O zaman, cesaretin, teorik ihtilalciliğin ve büyük düşünme girişimlerinin sahne alabileceği ve alması gereken düzlemler bunlardır: İdeoloji ve siyaset…

Her iki düzlemde de bir “kırma”, “bozma” ya da “koparma” pratiği söz konusudur. İdeoloji düzleminde (ki özü ideolojik mücadeledir), egemen ideoloji ile emekçilerin kendi deneyimlerinden kaynaklanan ideolojik motiflerin buluşup eklemlenmesini sağlayan mekanizmalar ve bağlar kırılır, bozulur, koparılır. 

Siyaset düzleminde (ki özü siyasal mücadeledir) ise, emekçileri devletin ve sermaye düzeninin siyasal aktörlerinin safına taşıyan yollar kesilir, bağlantılar koparılır. 

Bütün bu pratikler, en az karşı tarafınki kadar bütünselliğe sahip ideolojik-siyasal kurgular ya da sistemler gerektirir. 

Cesaret ve teorik ihtilalcilik olmadan, büyük düşünmeden böyle sistemler geliştirilebilir mi? 

Cesaretle, teorik ihtilalcilikle ve büyük düşünerek geliştirilecek sistemler, mutlaka, sağlam bir omurgayı çevreleyen deneyimselciliğe, manevra alanlarına, yoklamalara ve bu anlamda başka esnekliklere olanak tanıyacaktır. 

Peşinen “ikisi bir arada olamaz” diyenler, bırakın diyalektiği, siyasetten de bir şey anlamıyor demektir.