Nasıl temiz kaldım?



19-01-2016 07:20


Metin Çulhaoğlu

Yaşımı duyunca şaşıracaksınız: Bu yıl 115’i devirip 116’ya girdim!

Yani dünyadaki en yaşlı birkaç kişiden biriyim.

Nazım’dan 2 yıl önce, 1900 yılında dünyaya geldim.

Tutup siyasal görüşlerimin nasıl şekillendiğini, beni kimlerin etkilediğini anlatacak değilim; ama 18 yaşımdan bu yana sosyalistim…

Gençken düşünce ve siyaset dünyamda yalnız değildim; doğup büyüdüğüm Üsküdar’da ve Avrupa yakasında hemen hepsini tanıdığım başka sosyalistler de vardı. Hepimiz gençtik ve kanımız kaynıyordu. O sıralarda, 1920 yılı ortalarıydı, yoldaşlarım arasında milli mücadeleye katılmak için Anadolu’ya, olursa Ankara’ya geçilmesi gerektiği düşüncesi ağır basıyordu.

Ben pek o kanıda değildim.

Bir kere işçi sınıfı İstanbul’daydı ve aslolan sınıf içinde örgütlenmekti. Sonra, Ankara bana pek güven vermiyordu. İstanbul hükümetleriyle ipleri koparmaması, emperyalist devletlerin hepsini tam boy karşıya almak dururken aralarındaki çeşitli dengelere oynaması bende ciddi kuşkular uyandırıyordu.

Neyse, uzatmayayım; onlar gitti, ben İstanbul’da kaldım.

İşçi sınıfı içindeki çalışmalarım çok verimli olmasa bile Ankara’yla kirlenmemiş, temiz kalmıştım.

***

Kurtuluş’tan sonra Kuruluş döneminde de temiz kalmaya gayret ettim.

İyi ki etmişim. Çünkü Komintern’in o dönemdeki politikalarına ayak uydurmaya çalışsam önce emperyalizme ve gericiliğe karşı Kemalist iktidarı destekleyecek, sonra durum değiştiğinde bu kez “Kemalizm kuyrukçuluğuyla” suçlanacak, bir sürü zılgıt yiyecektim.

Hiç bulaşmadım, temiz kaldım.

***

1950’de Nazım Hikmet’in serbest bırakılması için imza istemeye geldiler.

Vermedim.

Çünkü imza verenlere baktığımda aralarında Halide Edip Adıvar gibi bir zamanlar Amerikan mandası isteyenler, Falih Rıfkı Atay gibi Çankaya sofrası müdavimleri, Burhan Belge gibi dönekler, Refik Halit Karay gibi 150’liliklerden kişiler olduğunu gördüm.

İsmimin böyleleri arasında kirlenmesine izin veremezdim.

Vermedim de.

Temiz kaldım. 

***

1960’lı yıllarda ne TİP’li ne TKP’li ne de MDD’ci oldum…

Her birinin olumlu denebilecek kimi yönleri vardı, ama hiçbiri gerçek Leninist sayılmazdı. Çelik çekirdeğin var gibi göründüğü yerlerde demir disiplin, demir disiplinin uygulanmaya çalışıldığı yerlerde de çelik çekirdek yoktu.

Artık 60’ını aşmış bir kişi olarak bu işleri kalkıp bizzat yoluna koymam zordu.

En iyisi beklemek, temiz kalmaktı.

Bu arada herkes bilmez, ilk kez açıklıyorum: “Russell Mahkemesi” diye bilinen Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne üyelik teklifi 1966 yılında Türkiye’de Mehmet Ali Aybar’dan önce bana yapılmıştı.

Reddettim.

Bir kere, Bertrand Russell benim için pek çok açıdan liberal özellikler taşıyordu. Sovyetler’de Stalin dönemini eleştirmesi de cabası…  Gerçi mahkeme üyeleri arasında sıkı kişiler de vardı; ama Deutscher gibi bir Troçkistin, ayrıca Sartre ve Simone de Beauvoir gibi figürlerin varlığı mahkemenin sağlam bir omurgadan yoksun kalmasına yol açabilirdi.

Neme lazım…

En iyisi bulaşmamak, temiz kalmaktı. 

***

Daha hızlı gidelim…

Sonraki dönemlerde de kimi ilginç durumlarla karşılaştım.

Örneğin 70’lerde barış etkinlikleri çerçevesinde birileri bana gelip dünyadaki tüm askeri blokların kaldırılması girişimine destek vermemi istedi. Gelenleri fena halde haşlayıp geri gönderdim. Çünkü bu istek Varşova Paktı’nı NATO’yla aynı kefeye koymak anlamına geliyordu.

Hiç düşer miyim böyle bir tuzağa…

***

84 yaşıma geldiğimde önüme bu kez “Aydınlar Dilekçesi”ni getirdiler…

Evet, 12 Eylül’den çıkış için sahiden bir şeyler yapılması gerekiyordu. Gerçi dilekçe emek-sermaye çelişkisine değinmemek ve sosyalizme işaret etmemek gibi birtakım eksikliklerle maluldü, ama o dönemin koşullarında hiç yoktan iyiydi. Tam imzalayayım derken imzacılar arasında Murat Belge ve Mete Tunçay’ın isimleri dikkatimi çekti.

Başkalarının arasında kaynayıp gitmeyecek kadar sivri isimlerdi.

Onu da imzalamadım.

***

O günden bugüne daha 32 yıl var.

Peki, bu 32 yılda ilkelerimi korumak, temiz kalmak için başka neler yaptım, nelerle boğuştum, daha doğrusu neleri reddettim?

Onları da ömrüm vefa ederse bir başka sefere anlatırım.

Şimdilik sağlıcakla kalın…