Mükemmel Bir Gün olur mu?



20-03-2016 09:14


Yazmak ya da yazamamak çok fazla duygularla ilerleyen bir durum. Ya çok fazla öfkelenip, dolup taşıp ağzına gelen yazıyorsun ya da çıtın çıkmıyor. Patlayan bombalar yüzünden her türlü duyguyu fazlaca yaşamaya başladık, dengemizi kaybettik! Sevinçler, acılar birbirine karıştı, öfkeler bilendi, umutlar söndü! Şöyle bir vizyon takvimine göz attım aslında geçen hafta yazmıştım ama bu hafta bir kez daha A Perfect Day / Mükemmel Bir Gün’ü yazmaya karar verdim. Çünkü filmdeki trajikomik yapılanmanın arkasında bitse de hala devam eden savaş koşulları ve onun mantıksızlığı, gereksiz bürokrasisi var.

Güneşli Pazartesiler filmine imza atan İspanyol yönetmen Fernando León de Aranoa bu filmiyle bir ip hikayesi üzerinden hem Birleşmiş Milletlerin hantallığına laf ediyor hem de savaşın yerel halk üzerinde devam ‘savaş’ psikolojisine! Yönetmenin Güneşli pazartesiler filmi işçi sınıfına çakılmış çok güzel bir selamdı. Mükemmel Bir Gün, izledikçe lezzeti çıkan, savaşa dair tavrını ortaya koyan ve biraz da her şeyi doğanın gücüne bırakmanın gerekli olduğuna inanan filmlerden! Filmin mizahi yapısı savaş gerçekliğini delip geçmek ister gibi filmde. Kuyuya atılan ceset üzerinden, bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış atasözü fazlaca etkin! Çünkü yardım olayını bürokratik çözümsüzlükler silsilesine çeviren Birleşmiş Milletler engelinin etkisi bir hayli etkin filmde. Bu da filmdeki basit bir olayı zorlu bir uğraş haline getiriyor! 24 saatlik bir zaman diliminde geçen hikaye  savaşın mantığı olmaz vurgusuna aynı yolları kat ederek fazlaca vurgu yapıyor ve bu filmi gözümüzde gayet iyi bir yere taşıyor! Benicio Del Toro ve Tim Robbins de cabası!

Gelelim can çekişen yerli komedilerimize! Olaylar Olaylar zaten senaryosuz dalmış olaya! Murat Şenöy’in yönettiği Şeytan Tüyü ise saçmalıklar komedisi olmuş. Tabii ki iyi yapılmış absürd komediye kim ne diyebilir ama bir kaçma kovalamaca hikayesi olan Şeytan Tüyü’nün bize pek fazla bir etkisi olmadı! Mustafa Üstündağ’ın kaçtığı, Güven Kıraç’ın kovaladığı film birkaç detay dışında vasat bir komedi. Film Armağan Tunaboylu’nun Yıldız Cinayetleri kitabından uyarlanmış. Kitabı okumadığım için uyarlama konusunda bir şey diyemeyeceğim ama filme bakarak komedi / komedisizlik dozunun arttırıldığını söylemek mümkün! Anladığım kadarıyla kitapta  komiser Asım ön planda, filmde ise Metin! Ama Olaylar Olaylar’ın yanında gayet iyi tertiplenmiş diyebiliriz!

Füsun ablayı size yedirmem!

Füsun ablayı (Demirel) uzun zamandır tanıyorum. Milliyet gazetesine yaptığım bir röportajla karşılıklı tanışma imkanı bulduğum ve hayran olduğum bu kadını kimselere yedirmem! Hatta röportajımda ‘çok anaç bu kadın’ demiştim ve her buluşmamızda bu lafa gülmüştük. En son Madımak: Carina’nın Günlüğü’nde bir araya gelmiştik. Filmin basın danışmanlığını yaptım ve Füsun ablanın her yerle röportaj yapmasını istedim. Çünkü kendisi çok iyi, birikimli, yıllarını mesleğine vermiş, bunu hakkıyla yapmak için çabalamış, haksızlıkların karşısında yer almış bir kadın! Ama bunu bilmeyenler onu bir lafıyla yargılayıp, hedef gösterip cezalandıracak kadar acizler! Bir oyuncuya yapılacak en büyük ayıplardan!

Bir oyuncunun herkesi, her karakteri oynama isteği ve hakkı olmalı! Gerilla ya da gerilla annesini oynamak istiyorum demenin nesi linç kampanyası oluşturuyor? Bu dünyada aklınızın almadığı kadar gerilla var! Yani gerillalar var! Bu linç kampanyaları iyice kabak tadı vermeye başladı. Mehmet Ali Alabora, Levent Üzümcü… Beyazıt Öztürk (geri vites) ve adını sayamadığım niceleri! Tabii burada yapım şirketine de bir çift laf etmek lazım. Füsun Demirel gibi bir oyuncuyu dizinizin kadrosundan çıkarttığınız için umarım mutlusunuzdur, sesleri kestiniz mi? Umarım içinizdeki vicdan azabının sesi hiç kesilmez, büyük bir oyuncuya çok büyük bir hata yaptınız!  Korkularınız saygınızın önüne geçiyor artık, ne yazık! Füsun Demirel benim ablamdır ve hep öyle kalacaktır, onun mücadeleci yanını seviyorum ve destekliyorum!