Misafir odası



03-12-2014 09:53


Erkan Baş

Bir süredir Birleşik Haziran Hareketi'nin (HAZİRAN) çeşitli il ve ilçelerinde yapılan toplantılarına katılıyorum ve izliyorum. Pek çok verimli tartışmayı izleme şansı bulduğumu söyleyebilirim, bununla beraber her yeni kuruluşun yaşaması doğal kimi sıkıntılar da var. Dün katıldığım Kadıköy Meclisi toplantısı sırasında daha önce Komünist dergisi aylık yayınlanırken yazdığım bir yazıyı hatırladım. O dönem Komünist yazıları internette yayınlanmıyordu, bu vesileyle tekrar paylaşmak istedim.

***

Baştan yazalım, okumaya başladığınız yazıda herkesin bildiği şeyler yazılacak, herkesin “zaten” bildiği şeyleri yapması için...

Örneğin şöyle başlayabiliriz. Sosyalist mücadele örgütsel, siyasal ve teorik boyutları olan bir mücadeledir. Bunlar birbirlerini bütünler ve biçimlendirir. Her devrimci için asıl olan bu üç alan arasında sağlıklı bir denge kurmaktır.

Türkiye’de bir dönem “teorinin çok da önemli olmadığı”nın söylenebildiği, pratik politik mücadelenin, eylem süreçlerinin yoğunluğunun verdiği “meşruiyet” ile teoriyi küçümsemenin çok da garipsenmediği bir dönem yaşanmış olabilir.

Bugün durum en azından görünürde bundan çok farklı...

Yakın geçmişin önemli kazanımlarından birisi, bütün Türkiye sol hareketi içerisinde teori ile en mesafeli kesimlerin bile teorik çalışmaları ve bilgiyi görünürde bile olsa önemsemeye başlamalarıdır. Bunun en güzel sonuçlarından birisi artık teoriye, bilgiye duyulan ilginin, bir "aydın sapması" veya “küçük burjuva hastalığı” olmaktan çıkması oldu.

Görünürdeki bu olumlu gelişmeye rağmen çeşitli tarihsel nedenlerle bu alanda iki temel sorunun devam ettiğini düşünüyorum.

Birincisi, eskisi gibi bir düşmanlık türetmemekle beraber, genel olarak devrimci hareketin kadroları arasında düşünsel üretimi kendisinin dışında bir alan olarak tanımlayan önemli bir nüfus bulunmaktadır.

Her devrimci kadronun mutlaka teorisyen olması elbette gerekmiyor. Düşünsel üretim bir biçimde yazmak eylemini de kapsar. Düzenli olmasa bile gerektiğinde yazamamanın önemli bir eksiklik olduğuna inanıyorum. Buna rağmen bunun telafisi mümkün bir zaaf olduğunu bir şartla kabul ederim, okumamanın telafisi mümkün olmayan bir zaaf olduğunun kabul edilmesi şartıyla...

Dert edinmemiz gereken ikinci sorun ise çok daha ağır sıkıntılara neden oluyor.

Önce tanımlamaya çalışalım.

Bu yazıda hep bilinen şeyleri yazacağız demiştik, örneğin şu satırların benzerlerini okumamış ve elbette öyledir dememiş olan solcu yoktur: “Marksizm bir eylem kılavuzudur. Teori deyince yalnızca kitap okuma veya temel teorik tezlerinin ezberlenmesi anlaşılmamalıdır”. Özetle Marksizm’in temel ayırt edici yönü dünyayı değiştirme iddiası taşımasıdır.

Bu bilinen şeylerin, biraz da sıkıcı biçimde tekrar edilmesinin nedeni, yakın zamanda birikimi ortalamanın üzerinde olan pek çok kişinin ve siyasal hareketin güncel siyasal değerlendirmelerinde, Marksizm’in en basit değerlendirmelerinden son derece uzakta konumlanıyor olması.

İş konuşmaya veya yazmaya geldiğinde pek çok değerlendirmemize katıldığını, en azından itiraz etmediğini gördüğümüz kişilerin, gündelik siyasal mücadele ile bu değerlendirmeler arasında en ufak bir bağ kuramaması çok üzücü.

Anadolu'da örnekleri var ama özellikle Boşnakların evlerinden biliyorum. Evin en büyük, en güzel odası içine en yeni eşyalar koyularak misafir odası olarak ayrılır. Burada büyük bir dolabın içinde evin en güzel tabakları, bardakları, çatal ve kaşıkları vardır. Günlük hayatta tek anlamı sürekli temizlenmesi olan bu oda hiç kullanılmasa da hep bakımlı ve temiz tutulur, olanaklar ölçüsünde eşyaları yenilenir. Tek kullanımı daha ziyade bayramdan bayrama eve gelen özel misafirlerdir.

Türkiye solunun düşünen kesimlerinin önemli bir bölümü için teorinin, bilginin artık sadece "misafir odası" olarak bir anlamı var. Bayramdan bayrama bir tartışmaya girilecekse veya yeni birileri ile temas kurulacaksa "bak bizim bir de böyle derin bir birikimiz var" diye gösterilmek üzere bir kenarda duruyor!

Bu son bölümün daha özel bir muhatabı da Türkiye’nin içinden geçtiği karanlık dönemde, çeşitli “son derece haklı gerekçelerle” bir kaç adım geride durduğunu gördüğümüz pek çok devrimci kardeşimizdir.

Bu yazı biraz da tarih bilgileri, teorik kavrayışları böylesi dönemlerde ne yapılması gerektiğini kavramaya fazlasıyla yetecek bu arkadaşlarımız için yazılmıştır.

Misafir odasında oturmaktan vazgeçme ve birikimlerini siyasal mücadeleye katma çağrısı olarak okunmasında bir sakınca yoktur.