Merkez, metamorfoz mekânıdır



14-11-2020 08:31


Cemal Dindar

Doktora iki soru:

Berat Albayrak'ın görevden ayrılması gündemde... İstifa kelimesi de tedavülden kaldırıldı, "affını istedi" deniyor. Bir "tek adam" yönetiminde istifa edilemez mi? İstifadan af istemeye, dilde ve manada neler değişiyor?

Aşı gündeminde bir kez daha gördük ki, bilim insanları, akademisyenler, aydınlar ve gençler ülkesinde üretemiyor. Gelecek yitimi bugünü nasıl etkiler?

 

Albayrak ve Erdoğan aileleri arasındaki bağ AKP’yi bile önceler. AKP’nin kuruluş dinamiklerini temsil eden bir bağdır. Üstelik dünürlük, geleneksel kültürde, seçim şansı vermesiyle, kan bağından çok daha fazla çıkar birliği içerir. Geleceği bugüne bağlar. Her iki ailenin de duygu birliğini sağlayan yeni kuşakların mekanıdır. 

Bu basit bir bakan istifası değil. Belki o nedenle de tuhaf bir biçimde gerçekleşti. Çinlilerin ünlü bedduasına maruz kaldığımız anlardan biriydi: “Umarım tuhaf zamanlarda yaşarsınız.” 

Epeydir öyle yaşıyoruz. 

Görevden affını istemek, bir meslektaşım uyardı geçenlerde, görevden çıkarılmak talebi anlamında Türkçede kullanılan bir kalıp. Burada da ilk anlamı bu. Fakat ben asıl bildiriyi sonraki anlamının kurduğunu sanıyorum; bir yandan gerçekten af dilemek, diğer yandan bir başkaldırı. Gerek bir şov-medya ortamında bu istifanın gerçekleşmiş olması gerek sonrasında kamuoyuna Sadık Bey tarafından yapılan bi’at açıklaması birkaç şeyi gösteriyor: Yeni kuşaklarla AKP’nin bir siyasi örgüt olarak bağının kendi tabanı, hatta kendi aile çevresi içinde bile zayıfladığını, Anadolu’daki deyişle üzüldüğünü… 

Yeni söz yok ve o yeni sözü kuracak bir irade de yok. AKP artık kendi tarihindeki çeşitli dönemleri tekrar ederek yol almaya çalışan bir siyasi örgüt… İdeolojik olarak ileri sürülen şeylere hâlâ sadık bir kadro mutlaka var. Fakat gerçeklik ilkesi o ülküleri günbegün aşındırıp duruyor. Bu aşınma giderek ‘veliaht azletme’ye kadar uzanmış durumda… Sadece Berat Bey’in istifası değil, bir kadronun da belli ki tasfiyesi söz konusu. Bu kadro, eğer bu parti içi bir iç mücadeleyse, öyle görünüyor, mücadeleyi kazanmış hizipten çok daha AKP’dir. 

Kaç AKP var? O dönemki kendinden vazgeçerek yola devam etmek zorunda kalıyor. Bu da yeni bir şey değil. Bu AKP’ye özgü de değil. Merkez metamorfoz mekânıdır. Bizde güçlenen, merkeze yerleşen her siyasi özne metamorfoza uğrar zaten… Tayyip Bey’in Milli Görüş’ten ayrıldıktan sonra söylediği bir söz geçerliliğini koruyor, mealen: "Değişmedim, dönüştüm." 

 

'SÜRGÜNE GİTMEK İLE KURBAN EDİLMEK...'

Daha önce Cumhuriyet’te değerli İpek Özbey’le söyleşimizde söylediğim bir sözle; gençler “mülteci olmakla kahraman olmak" arasına sıkışmış durumdalar. Bu çelenkin görünen yüzü. Arka yüzde ise “sürgüne gitmek ile kurban edilmek” var. 

Geçerken şunu söyleyelim: Aşıyı kim bulursa bulsun, dünyanın içinde bulunduğu durumda bir ilaç tekelinin insiyatifine bırakmak suç kertesince bir insan karşıtlığıdır. 

İnsanların yaşama hakkı sermayenin kâr hırsına bırakılamaz. Kovid-19 aşısı hangi halkta varsa insani dayanışma örneği olarak ihtiyacı olan halklara aktarmalı... Üretimi serbest olmalı, satana küresel olarak itiraz edilmeli… Hatta devletler mevcut koşullarda patentsiz üretme hakkını kendinde görüp halkını bu salgından koruma iradesi göstermeli.

Küreselleşmeyse doğru küreselleşme bu.

Öte yandan benim tanıklığım bilim insanlarımızın, akademisyenlerimizin, aydınlarımızın çok büyük bölümünün kendi topraklarında kalmak istediği, yurtdışına çıkanların da işini gücünü burada yürütme hasreti içinde oldukları. 

Fakat varlık koşulları ortadan kaldırılmış durumda… Sorun bu. Kültüre ayrılan kaynaklar çok kısıtlı, akademide kurumsal değerler geçerliliğini yitirmek üzere… Tüm bunlar çaresizlik ve dolayısıyla öfke yaratıyor olmalı. Öfke de doğru mecrasında akmayınca yanındaki çalışma arkadaşına yönelir. 

Bilimsel ve sanatsal üretim için nefretle güdülenmiş haset değil de sağlıklı bir rekabet ortamı gerekli… Asıl bu iyice kayboldu. 

Yeni kuşakların ise ruhsal durumları farklı. Biraz yetenekli olan, dil bilen, evrensel kültüre merhabası olan gençler ülkemizdeki mevcut koşulların kendi yaşamını istediği gibi kurmak için elverişsiz olduğunu düşünüyor. Görüyor. Türkiye’deki mevcut ideolojik kutuplaşma üretici bir hayatı sürdürmek için pek de uygun değil. Siyasi ve ekonomik belirsizlik, gençlerin bulmak istediği sabitlikleri ve süreklilikleri tahrip ediyor. Önerilen ideolojik sabitlikler ise gençlerin büyük çoğunluğunu kuşatıcı değil. 

Bence Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri bu.