Lipton grevinin öğrettikleri



11-10-2020 00:01


Süleyman Hacıbektaşoğlu

Unilever’e ait Rize ve Artvin’de bulunan üç Lipton çay fabrikası ile Tek Gıda-İş Sendikası arasında 17. dönem toplu iş sözleşmesi sürecinde işveren ile işçiler arasında anlaşma sağlanamamıştı. Artvin Arhavi’deki ve Rize Ardeşen ile Fındıklı’daki işçiler grev kararı almışlardı. Görüşmelerden bir sonuç çıkmayınca Tek Gıda-İş’e bağlı işçiler 6 Ekim’de greve başlayacaklarını duyurmuşlardı.

Tek Gıda-İş Sendikası Lipton Şube Başkanı Mustafa Yüksel, Yönetim Kurulu adına yaptığı açıklamada fabrika yetkililerinin yüzde 10,58’lik bir teklifte bulunduğunu, ailelerin bu parayla geçinmesinin mümkün olmadığını söyledi. Yüksel, işçilerin 4 ay çalışıp 8 ay boş kaldığını, 4 aylık maaş 12 aya yayıldığında ortaya asgari ücretin de altında kalan bir para çıktığını ve bu para ile ailelerin geçinmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Emeklerinin karşılığını istediklerini belirten Yüksel, Unilever’in emek hırsızlığı yaptığını söylemişti.

Üç fabrikada çalışan yaklaşık 300 işçi insanca bir yaşam için gerekli olan ücretin ödenmesi için taleplerini işverene iletmiş bu talepler kabul görmemişti. Grevi kırmak için işçiler arasında oylama yapalım teklifi ile gelen işveren bu teklifinde direterek işçileri böleceğini düşünüyordu. Sonuç istediği gibi gerçekleşmedi ve oylamaya katılan işçilerin 250’si grev kararını destekleyerek emeklerine sonuna kadar sahip çıkacaklarının kararlılığını gösterdiler.

Üretimden gelen güçlerinin farkında olan işçiler, kararlı bir duruş sergileyip 6 Ekim’de grev pankartını asacaklarını duyurunca işveren geri adım attı ve sendika ile tekrar masaya oturarak işçilerin talebi olan rakama yakın bir rakamı kabul etmek zorunda kaldı. İlk yıl %20 zammı ve sosyal haklarda da %15’lik talebi kabul etti.

Tek Gıda-İş Sendikası işyeri temsilcisi Mustafa Yüksel anlaşmadan sonra yaptığı açıklamada “Grev kararımızı duyan Lipton, yeniden görüşme teklifinde bulundu ve %20 zam yapmayı kabul edince biz de toplu sözleşmeye imzayı koyduk” dedi.

AKP’nin işçi düşmanı politikaları bölgede de işçileri ayrıştırmaya devam ediyor. Bu süreç yaşanırken yapılmaya çalışılan hükümete yakın Hak-İş’e bağlı Öz Gıda- İş’i devreye sokup işçileri bölmek, örgütlü güçlerini parçalamaktı. Bu yüzden oylama teklif eden işveren istediği sonucu alamayınca yeniden masaya oturmak ve anlaşmak zorunda kaldı. Lipton işçilerinin kararlılığı bu oyunu bozdu.

AKP, 2013 yılında ÇAYKUR’da bu oyunu oynamış ve Öz Gıda-İş Sendikası’nı devreye sokarak yıllarca Tek Gıda-İş ile yapılması gereken toplu iş sözleşmesini çeşitli bahanelerle hukuksal oyunlarla geciktirmiş, ÇAYKUR işçilerinin çoğunluğunu çeşitli siyasi baskı ve tehditlerle Öz Gıda-İş’te örgütlenmelerini sağlamıştı. O süreci ve yaşanan baskıları başka bir yazının konusu olmak üzere burada bırakalım.

Bölgede bulunan irili ufaklı birçok özel sektör ve çay işletmelerinde sendikalaşma büyük bir sorun. Hatta neredeyse tümünde işçiler açlık koşullarında iliklerine kadar sömürülerek asgari ücretle çalıştırılmakta…

İşçiler, hükümet yanlısı sendikaya bile üye olmak istediklerinde bu istekleri işveren tarafından kabul edilmemekte ve açlıkla cezalandırılmaktalar. Sendikaların da işverenin dümen suyuna girmeleri bu sorunu daha da çözülemez bir konu haline getiriyor.

Sorun sadece işverenden kaynaklanmıyor. Hem bu işletmelerde çalışan bölge insanının işçi profili hem de diğer sendikaların vurdum duymazlığı ve sendika ağalarının ‘kutsal çıkarları’ örgütlenmenin önünde devasa engeller olarak duruyor.

AKP’nin tüm meslek örgütlerini ele geçirme, geçiremediklerine karşı yeni örgütler kurarak bölme politikası ilk önce işçi sendikalarını bölmek veya ele geçirmekle başladı. Bugün meslek odalarıyla kavgası devam etmektedir.

Bölgede yeni bir örgütlenme aracıyla yola çıkmaya ihtiyaç vardır. Mevcut sendikalar bu konuda ipe un sermekte ve çeşitli bahanelerle çay işçisinin örgütlenmesinden uzak durup alanı neredeyse tamamen Öz Gıda-İş’e bırakmış durumdalar.

Lipton grevi bize yeniden hatırlattı ki; üretimden gelen güçlerinin farkında olan işçiler dünyayı değiştirmeye adaydırlar. Yeter ki bu güçlerinin farkına vara bilsinler.

Bizlere de düşen görev onların bu mücadelelerinin bir parçası ve yol arkadaşları olmak.