'Liberal sapma' rehberi



18-07-2017 07:57


Ebru Pektaş

Adalet yürüyüşü üzerinden bir kaç haftadır yürütülen tartışmaların belli bir doygunluğa ulaştığı söylenebilir. Ne var ki ortaya çıkan ihtilafların, tutum farklılıklarının, 'aslı nedir', 'özünde ne vardır' gibi temellere başvurmayı gerektiren yönleri mevcuttur.

Bu temeller, 'düzenin restorasyonu', 'liberal dalga' tehlikesi, 'üst akıl', başta büyük kitlesel kalkışmalar olmak üzere 'her taşın altından çıkan emperyalist projeler/yatırımlar' gibi çeşitli tezlerle aynı yöntemsel omurgaya sahiptir. Bu nedenle Adalet Yürüyüşü’ne açık ya da gizli, karşı olduğunu belirtenlerin, 'şeriatçıların örnek gösterdiği solcular' derekesine düşmesi gibi ağır sansayonel vakıalar yeni olgularla sürecektir. 

Temcit pilavı gibi önümüze sürülenler bellidir: Burada işbirlikçilik vardır, düzene teslimiyet vardır, gani gani liberallik vardır, kuyrukçuluk, Sorosçuluk bile vardır...

Buna göre 'düzen' denilen şey, yarı tanrısal bir form içinde hareket eden geçirimsiz, sızdırmaz, akmaz, kokmaz, sapmaz bir yapıdır. Düzen öylesine güçlüdür ki ona karşı gibi görünen şeyler bile aslında onun değirmenine su taşımaktadır. Kitlelerin kendiliğinden hareketlenmeleri her zaman 'liberal' bir etki altındadır vs.

Tüm bu yaklaşımlar üzerine epey bir tartışma yürütüldü. Ancak yine de liberalizm/ özgürlükçülük ve ilişkili olarak 'sınıftan kaçış' varsayımının özellikle kadın hareketi/gündemleri bağlamında ele alınması, tartışmanın bir de bu mecradan yeniden üretilmesi gerekli.

Bu nedenle bu tartışma ortamında değerlendirilmesi dileğiyle bir 'liberal sapma' rehberi çıkarmanın oldukça faydalı olacağını düşünüyoruz.

Eğer konu, birey odaklı özgürlükçü talepler ise şort giydiği için şeriatçının saldırısına uğrayan kadının 'sana ne, kime ne' demesi, temel çelişkiyi ve sınıfları ciddi biçimde ıskaladığı için (!) düpedüz liberal sapma hanesine girecektir.

Bireyin özgür gelişimini, sağlık hakkını hedef aldığı ölçüde 'cinsel özgürlükten', bunun ilk koşulu olarak 'güvenli seksten' ya da doğum kontrolünden bahsetmek de benzer biçimde liberal temalar içinde yer alır. En azından şimdiye dek sınıfın herhangi bir bölmesi 'güvenli seks' için iş bırakmak, yürüyüşler düzenlemek ya da marşlar okuyup, yeminler etmek gibi pratikleri gündeme getirmemiştir.

Yine en basitinden demokratik taleplerle, katılım mekanizmalarıyla ya da bir biçimde sınıfların karşılıklı hamleleriyle bile hiç bir ilişkisi olmayan, kürtaj yasaklarına karşı 'benim bedenim benim kararım' şiarı liberal sapma rehberinin göz dolduran maddelerinden biri olacaktır.

Kırmızı rujun(Gezi direnişinde AKP'nin hedefi olmuştu), diren dekoltenin 'suya sabuna dokunmayan' konular olarak liberal sapma rehberimizin güzide konuları olacağı açıktır.

Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisine atıfla, 'hak ilkesinin' burjuva bir ilke olduğu, eşit olmayanlar arasında eşitlik varsaydığı hatırlatılıp, düzen değişikliğinden bahsetmeyen eşitlik taleplerinin yine aynı liberal etkiye maruz kaldığı iddia edilebilir (!)*

İşin ilginç yanı adalet talebine benzer biçimde tüm bu saydıklarımız 'düzen içi' taleplerdir. Daha global bir bağlamda bile düşünsek, en azından şimdiye kadar kırmızı ruj sürmek için, şort giymek için, 'güvenli seks' için yapılmış bir devrim yoktur. Tarihte, dekolte giyme özgürlüğü için dağa çıkan gerillalardan bahsedilmemektedir.

Kız çocuklarını okutma kampanyalarından, pozitif ayrımcılığa, medyada kadın sembolünden eril dile, kadınların mücadelesinin pek çok alanında arayan için, 'bana her şey seni hatırlatıyor' tadında bir liberal etki bulmak mümkündür. Ve açıkçası şortlu kadına tekmeden, eril dile, tüm bu mücadele konuları 'liberalizm günahına' bulaşmak istemeyenlerin, tutarlı olacaklarsa fersah fersah kaçmaları gereken konulardır, tıpkı 'Adalet Yürüyüşü’nden' kaçtıkları gibi...

Ne ki tüm bu 'liberal mevzular' bugün kanlı canlı birer rejim konusuna dönüşmüştür. Şortlu kadınlara tekme atanların birer birer şeriat hukukundan bahsetmesi, tüm ülkede kürtaj olabileceğiniz üç beş hastanenin kalması, kız çocuklarının okuma hakkından alıkonulması, 'cinsel saldırının' gündelik yaşamın olağan bir parçası haline gelmesi, çok çeşitli politikalarca desteklenmesi, geçmişte olduğu gibi üzerinde taşra gericiliği tüten konular değildir; düpedüz rejim konularıdır.

Peki bir yandan 'düzen içi talepler' ama bir taraftan da 'rejim konuları' derken çelişik duruma mı düşüyoruz?

Metin Çulhaoğlu'nun sözleriyle noktalayabiliriz;

"Talebin “düzen sınırları” içinde kalması, o talebin düzen tarafından fiilen karşılanacağı anlamına gelmez. “Düzen sınırları” sosyalist düşüncenin kapitalizmin doğasından hareketle ulaştığı bir soyutlamadır. Somutu ise, verili bir dönemde kapitalizmin “düzen sınırları” içinde kaldığı halde nelere (artık) tahammül edemediği ve edemeyeceğidir."**

*K. Marx& F.Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol yayınları,(3.baskı), s.30

**http://ilerihaber.org/yazar/gunumuzde-ozgurlukcu-ve-demokratik-talepler-73683.html