Kurtuluşun beş şartı



21-04-2016 10:39


Ercan Bölükbaşı

Ensar davası dün görüldü.

Daha doğrusu Ensar’ı aklama davası demek gerekiyor.

Benzerlerinin aksine tek celsede sonuçlanan, yıllarca Ensar Vakfı’nın ve iktidarın etkinliklerinde boy gösteren bir sapığın 508 yıl yediği, olayı örtbas etmeye çalışan Ensar’ın ise mağdur olarak yer aldığı bir davadan bahsediyoruz sonuçta.

Sapıklıkla ve bugün Türkiye’de aynı anlama gelmek üzere gerici saray rejimiyle gerçek bir hesaplaşmaya girmediğimiz sürece böyle devam etmesini beklemeliyiz.

Zamana ve mekana göre elbette değişebilir ancak bugünün Türkiye’sinde gerçek bir hesaplaşma ve kurtuluş için beş temel şart vardır.

Birçoğumuz aynı şeyleri tekrar etmekten, bunların ne mal olduğunu birbirimize anlatmaktan sıkıldık. Ne zaman gidecekler diye birbirimize soruyor, herhangi bir gelişme iktidara zarar verir gibi olduğunda kendimizi gitmek üzere olduklarına ikna etmeye çalışırken buluyoruz.

14 yıl sonra hiç de sır olmayan bir gerçeği zihnimize iyice kazımamız gerekiyor. Biz mücadele etmezsek kimsenin bir yere gittiği yok. Tek işleri her fırsatta gidecekler diye çığırtkanlık yapmak olanların da bizim yanımızda yeri yok.

Demek ki birinci şart bu gerçeğin bilincinde olmaktır: Biz mücadeleyi yükseltemezsek Erdoğan bu ülkeyi ölene kadar yönetecektir. Sonrasında kalan şeye ülke denilebilir mi? Orası tartışılır.

Hedef belirlerken net olmak zorundayız. Yobaz güruhun en güçlü silahı Erdoğan ise, her başlıkta karşımıza onun bağıran çağıran görüntüsü çıkıyorsa, kavga alanı da burası demektir. Bu kavgadan kaçamayız. Kaçanlar ringden düşerler. Cezası hükmen mağlubiyettir.

Erdoğan’ı tanıyanlar öğrendi, bir tek Kılıçdaroğlu öğrenemedi. Erdoğan’la herhangi bir konuda kavga etmezseniz, o mevziiyi kaybetmekle kalmaz daha geri bir mevzide yeni bir kavga ile karşı karşıya kalırsınız. Bugün erken seçim tehdidine boyun eğen ve fezlekelere evet diyen Kılıçdaroğlu, yarın sarayla “bari şu vekilimi içeri atmasaydınız” pazarlığına oturmak zorunda kalacaktır.

İkinci şart katıksız bir Erdoğan karşıtlığıdır. Sahte diploma, başkanlık, meclisin tasfiyesi için dokunulmazlıkların kaldırılması; hangi kavga başlığı varsa karşısına tam güç dikilmek zorundayız. Çareyi Erdoğan’a sığınmakta bulanlar bilmeli ki, o gidene kadar hiçbirine rahat vermeyeceğiz.

Yobazlara karşı utangaç olmaktan vazgeçeceğiz. Bu arsızlar sürüsünün tek niteliği zeytinyağı gibi üste çıkmaktır. Hırsızlık, yalan, sapıklık, katliam kültürü onların değişmez nitelikleridir. Bütün bunlara rağmen seni şeytan kendisini melek olarak gören bir toplama sırf diyalog kurabilmek için kendi hatalarından bahsetmek kadar büyük bir aptallık yoktur.

Bunlar Cumhuriyet’e sövüp dururken Kemalistlerin yaptığı yanlışlar üzerinden birleşme arayanlar hızla yobazlaştı. O yüzden net olacağız. Cumhuriyet kötülük yaptı diyecekler. Evet diyeceğiz. Cumhuriyet yapabileceği en büyük kötülüğü yaptı. Vakti ve gücü varken sizin kökünüzü kazımaktan imtina etti. Kuşkusuz biz bu hataya düşmeyeceğiz.

Üçüncü şart tartışmasız bir laiklik mücadelesidir. Gericiye dindar demek kolaycılığına düşmeyeceğiz. Hedeflerimiz belli. Yobaz diyanetlerini de, imam hatiplerini de, tarikatlarını da, irin yuvası kaçak kurslarını da kapatacağız.

Mücadelemiz genç olacak. Gelecek edebiyatı yapmak gereksiz. Bugünün meselesinden bahsettiğimizin bilincinde olacağız. Çocuğa bile ihtirasla bakabilenlerin gençliği kazanmasına imkan yok. Abartısız yüz binlerce genç başarı elde edebileceğini gördüğü bir mücadele hattına kazanılmayı bekliyor.

Aklımız da, bilincimiz de genç olacak. On yıllardır köşe başlarını işgal edenlere soracağız. Bu zamana kadar neyi başardın, neyi kurtardın da böbürleniyorsun? Bir yere gittiğin mi var ki peşimden gel diyorsun?

Dördüncü şart devrimci bir “Kuşak” yaratmaktır. Olmazsa olmazdır. Ancak birlikte düşünebilen, birlikte üretebilen, ne olursa olsun kendi içerisinden kimsenin birbirine ihanet etmeyeceğini bilen bir genç Kuşak Türkiye devrimine önderlik edebilir. Bu Kuşağın bir yere gittiği vardır ve mutlaka kendi yaş gurubuna ait olmayanları da peşinden sürükleyecektir.

Her adımda bir şeyler kazanmak zorundayız. Kazanım bazen sadece mücadele deneyimi olabilir, bazen de doğru bildiğini hep birlikte yapmanın haklı gururu. Ancak çoğunlukla somut olmalıdır. Elle tutulabilir, insanlara anlatılabilir, işte bunun için mücadele ediyoruz diye işaret edilebilir olmalıdır.

Grevler, boykotlar, kent ve çevre direnişleri, sokak eylemleri, cephe örgütlenmeleri, paneller, seçimler, dayanışma pratikleri hepsi bu kantara oturtulmalı; bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük mücadelesine hizmet edecek somut başarılar hedeflenmelidir.

Erdoğan destekçileri hallerinden memnundur, bizim taraf ise haklı olarak mutsuz. Dünyanın hiçbir yerinden mutsuzlar hallerinden memnun olanları yanına çekemezler. Bizim tarafın morali somut başarı ile yükseltilecek, Saray rejimine verilen hasar destekçileri için hayatı çekilmez hale getirecektir. Başarının kıstaslarından birisi de budur. Belki de Haziran Direnişinin gösterdiği en önemli gerçek bunun mümkün olduğudur. Görevimiz o zaman dönemsel olanın örgütlü ve kalıcı hallerini yaratmaktır.

Beşinci şart başarmak, başarmak ve yine başarmaktır. Diğer dört şart, beşinciye hizmet etmek için vardır. Beşincinin gerçekleşmesi ilk dört şarttaki kimi eksiklikleri örtebileceği gibi, beşincideki eksiklik diğer dört şartı değersiz kılma gücüne sahiptir.