Kürt sorununun 'Yeni Türkiye'si



08-09-2014 06:46


Aysel Tekerek

"Kürt sorunu nedir", "kaynağında ne var" sorularına geçmişten bu yana ideolojik ve politik tutumlara göre farklı cevapların üretildiğini biliriz. Çözümün ne olduğu bu sorulara verilecek yanıta göre şekil alır.

Kürt siyasi hareketinin geçmişten bu yana ve en kaba hali ile sorunun kaynağını devlet politikaları (asimilasyon, imha, işgal vs..) olarak, çözümü de en güncel hali ile radikal bir demokrasi olarak kodladığını söyleyebiliriz. Devlet ise, bu sorunu asıl olarak kapitalizmin ihtiyaçları, hareketin politik ve toplumsal gücü, emperyalizmin bölge çıkarları ve yazmasak olmaz bir devlet bekası olarak ele almış, “Kürt yoktur”  tezlerinden, şu an “çözüm süreci” noktasına gelen bir otuz beş yılı geride bırakmıştır. Bu sürecin az değil, 12 yılı, hükümet devlet ayrımını da fiilen ortadan kaldıran AKP iktidarı ile geçmiş, bu 12 yılın ikinci yarısı devlet ya da AKP iktidarı açısından, Birinci Cumhuriyet'in tasfiyesine adanmıştır. Tasfiye sürecinin kolaylaştırıcılarından biri de Kürt siyasi hareketidir ve hareketin bu tespitten gocunduğu da söylenemez.

Peki şu an, yani artık Birinci Cumhuriyet'in tasfiye edildiği, İkinci Cumhuriyet'in de kurulma sancılarının devam ettiği, edeceği bu momentte, yukarıdaki denklemin (sorun ve çözüm tanımlamaları) değiştiğini söyleyebilir miyiz?

 AKP ve Kürt hareketi açısından siyasi söylem ve politik adım ya da açılımların, denklemin değiştirilmesini zorunlu kıldığını altını çizelim şimdilik. Ve değişimin en belirgin uçlarına, bu uçların yarattığı alana biraz yakından bakalım.

Artık çözüm süreci, 62. Hükümet programına göre resmen bir devlet politikasıdır. Bu açık açık programda ifade edilmiştir. Davutoğlu, bunu, Temmuz ayında çıkarılan “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”a dayandırmaktadır. Söz konusu kanun özetle, çözüm sürecinde, “toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyo-ekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları” hükümete havale etmektedir. Bu kapsamda, silah bırakanların durumu, kişi ve kurumlarla diyalog ve bu işlemleri yürütenlerin idari ve cezai olarak sorumlu tutulamamaları bir çerçeve olarak kabul edilmiştir. Meselenin asıl olarak içine yerleştirildiği tanımı ise hükümet programındaki şu cümlelerde bulmak mümkündür: "Çözüm süreci, bölünmenin değil birleşmenin, küçülmenin de­ğil büyümenin, parçalanmanın değil bütünleşmenin ve kalıcı bir bölgesel güç olabilmenin yegane anahtarı konumundadır. Çözüm süreciyle, makbul vatandaşlık kurgusunu bozup eşit vatandaşlık ve ortak aidiyet anlayışını hayata geçirmeyi hedefledik. Bu süreç, toplumda psikolojik restorasyon yaparak, yeni bir aidiyet bilincini ortaya çıkaracak ve tahkim edecektir. 62'inci Hükümet olarak bizler, Türkiye'nin kaderini değiştirecek bu kardeşlik projesine dört elle sarılmaya devam edeceğiz."

Şimdi ise Abdullah Öcalan’a dönelim. Öcalan, iki gün önce, Demokratik Toplum Kongresi'ne gönderdiği mesajda şöyle diyor. “… Özcesi, devletçi zihniyeti aşan toplumcu bir demokratik çözüm mekanizmasını kurmamız gerektiğini belirtmekteyim. Hatta ortaya çıkacak model ile devletçi anlayışı sorgulatacak, devlet üzerindeki toplumsal baskıyı sadece Kürdistan’da değil, her yerde ayağa kaldıracak, bu yönüyle de devleti de demokrasiye koşar adım gitmeye mecbur bırakacak bir pratikten bahsetmekteyim."

Davutoğlu, demokratik çözüm mekanizmasını devlet olarak buldum demekte, Öcalan ise DTK üzerinden Kürt siyasetçilerine devlete bırakmayın, demokratik çözüm mekanizması modellerini bulun demektedir.

Aradaki devlet vurgusu farkı ise yukarıda bahsedilen, sorun ve çözüm paradigmasının "Yeni Türkiye"ye uyarlanması ihtiyacından ileri gelmektedir. Müzakere masasının bileşenlerinin sürecin ilerlemesine bağlı olarak tanımlamaların  geçmişten ayrı olarak yeniden ele alması, ortak ihtiyacı olarak şekillenmekte, geçmişten farklı olarak bu defa bir bütünlüğe işaret etmektedir.

Devlet, devlet olarak sorununu çözmekte, Kürt hareketi ise, sıcak savaşın somut sonuçlarının ortadan kaldırılması ve AKP’nin pamuk ipliğine bağlı anayasal bazı düzenlemeler ile aşamaların tamamlanacak olması gerçeğinden kaçamamaktadır. Bu nedenle, çözümün tarafı devletten beklenmeyecek şeylerin, sürekli gündemde tutulması, bunun demokratik ulusun inşası olarak kodlanması, Kürt hareketinin siyasi bir özne olarak kendini yeniden tahkim etmesi ihtiyacından ileri gelmektedir. Bu tahkimatın olası sonuçlarından biri de İkinci Cumhuriyet'in hem müttefiki hem de resmi muhalefeti olmaya yelken açmaktır...

Bu durumda geride ne mi kalır? Koskoca ve en gerçeğinden bir Kürt sorunu…

Bu kısma haftaya devam edelim…

aysel.81@gmail.com