Kürt sorununda devrimci siyaset



17-10-2014 09:25


Kurtuluş Kılçer

Kürt sorununda yaşananlar konusunda bir girizgaha çok ihtiyaç yok. Yaşanan gelişmeler ortada ve önemli bir toplumsal sorun olarak karşımızda duran ve ciddi bir siyasal ağırlığa sahip olan bu gündem Türkiye sosyalistleri açısından da bu ehemmiyet ve ciddiyetle ele alınmalıdır.

Erken tutum ve yaklaşımlardan, suçlamalardan, ucuz polemiklerden uzak durulmalıdır. Bugün solun yapacağı en büyük yanlış budur. Mesele büyüktür, önemlidir ve ülkede hükümetin düşmesine neden olabilecek ya da askeri darbelerin kapısını açabilecek siyasal gelişmelere gebedir.

Müneccimlik ile siyasi öngörü arasında sıkışmış değiliz. Ancak siyasette eğilimler, öngörüler elbette vardır.

Ne Kürtler satacak ben demiştim diye sevineceğiz, ne de gördünüz mü tek devrimci bunlar diyeceğiz. Türkiye devrimci hareketinde görülen bu iki ucun arasında sıkışan bir siyasal algının yerine daha gerçekçi bir yaklaşımın konulmasının zamanı gelmiştir.

Mesele objektiftir. Tartışmamız gereken ya da devrimci siyasetin şekillenmesinde bakacağımız kritlerimiz şunlar olmalıdır:  Türkiye’de sosyalizm hangi zeminde yükselir ve devrimin yolu nasıl açılır ya da başka bir deyişle devrimin çıkarı ne yöndedir?

Bu açıdan bazı psikolojik eşiklerin aşılması gerekiyor. Öncelikle birkaç satır buraya değinilmeli…

Kürt sorunundan kaçmak ya da Kürt siyasetine bağlanmak

Kürt siyaseti “vebalı” değildir. Türkiye sosyalist hareketinin bazı kesimlerinde görülen bu yaklaşımın terkedilmesi gerekiyor. Her siyasi gelişmede bu psikolojinin götüreceği yön ya temiz siyaset adına hareketsizlik ve kibir ya da karşıt bir söylemdir. Ancak mesele elbette psikoloji değildir ve bunun arkasında yatan siyasal değerlendirmeler vardır.

Kürt siyaseti “kutsal” da değildir. Anlamak başka doğru bulmak başka diyerek, Kürt siyasetini doğru bulmasan da bir ulusal hareket olarak onu anlamak gerek tezi de elimizin tersiyle itilmelidir. Bu yanlışa kılıf bulma girişimidir ve utangaç bir tutumun tezahüründen başka bir şey değildir. Elbette bu tutumun da arkasında siyasal değerlendirmeler vardır.

Birincisi, emperyalizm bölgesel politikalarının bir bileşeni olarak görüyor Kürt sorunu ve gidişatın buraya olacağını düşünüyor. Emperyalizmi güçlü görür, belirleyici olduğunu düşünür. İkincisi, bölgesel dinamiklerin çatışkılarını öne çıkartır, burada boşluk olduğunu söyler, emperyalizm çok güçlü değil, önemli olan benim çıkarım diye bakar.

Birincisi Kürt sorunundan bir şey çıkmaz ve hatta Kürt siyasetini karşıya almak gerektiğini söyler, ikincisi Kürt sorunu temel sorundur, bu çözülmeden Türkiye’de siyaset yapılamaz, Kürt siyaseti ile dayanışan hatta yan yana gelinen bir politika izlenmelidir tezini öne sürer.  

Kürt sorununda değişen ne?

AKP eliyle yapılan tam olarak nedir diye sorulursa, ki bu AKP’yi diğer burjuva siyasi öznelerden farklı kılan şeydir, birinci cumhuriyetten ikinci cumhuriyete geçiştir. AKP’nin son on yıllık siyasi iktidarında ve bu iktidar döneminde ülkemizde görülen siyasi gelişmelerin mantığında bu yatar. Cumhuriyet mitinglerinden, Ergenekon, balyoz davalarına, referandum oylamasından, müzakere sürecine kadar bir dizi gelişmenin üst başlığı işte bu geçiştir. Bu süreç, daha gerici, daha işbirlikçi ve daha piyasacı bir süreçtir ve karşı devrimcidir.

Bu sürecin bir “parçası” olan Kürt siyasi hareketi gerçeği vardır karşımızda. Kürt siyasi hareketi açısından, statükonun çözümü olarak görüldü bu süreç ve ikinci cumhuriyetin destekçisi bir siyasal bir tutuma götürdü. Referandumda boykot, Gezi eylemlerine mesafeli söylem, Suriye konusunda Esad karşıtlığı birkaç örnek.

Türkiye karanlığının ve karşı devriminin temsilcisi AKP ile mücadele-müzakere yürüten bir Kürt siyasi hareketi!

Değişim ise şurdadır. İkinci cumhuriyetin oturamaması ve bir darboğazla karşı karşıya gelmesidir bugün. AKP’de temsil edilen gericilik, piyasacılık, işbirlikçilik ile gelinen yer istikrarlı bir dönüşüme değil tersine ülkenin savaşa ve büyük bir siyasal krize doğru sürüklenişine doğrudur. Böyle bir tabloda Kürt sorunu ele alınmalıdır.

Bu kriz nereye evrilebilir?

Bam teli burasıdır ve ikinci cumhuriyetin nasıl bir yönelime gireceği sorusuyla ilgilidir. Suriye savaşı ve Ortadoğu’daki bugünkü krizde AKP’nin payı büyüktür ve bu tablonun bizzat aktörlerinden biri olan AKP’nin geleceği ile ikinci cumhuriyetin kaderi arasında paralellik vardır. AKP diktatoryasına gidiş bir seçenektir, aynı zamanda, AKP’nin daha fazla iktidarda kalamayacağı bir siyasal zemin de oluşmaktadır. AKP iktidardan düşerse ne olur sorusunu başka yazıda işleyelim… Ancak bu süreçte AKP’nin Kürt sorununa dair yaklaşımını ve Kürt siyasi hareketinin nasıl bir politika izleyeceğini yakından izlemek lazım.

Devrimci siyaset, bugün güncele elbette takılmamalı. Ancak siyasetin kriz anlamında boğum noktalarına geldiği yerde güncel gelişmeler önemsiz sayılabilir mi? 6 ilde sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı eğer bir oyun değilse devrimci hareket gelişmeleri ciddiyetle ele almak zorundadır.

Ancak projeksiyonsuz siyaset olmaz. İki noktanın altı çizilmelidir.

Emperyalizm başta Irak ve Suriye olmak üzere Ortadoğu’da bir plana sahiptir ve bu planın hayata geçmesi için uğraş vermektedir. ABD ile birlikte Fransa ve Almanya da artık bu sürece dahildir ve bu doğrultuda örneğin Barzani merkezli bir Kürt devleti kurulması planı yabana atılacak bir değerlendirme değildir.

İkincisi, iç siyasette AKP’nin geleceği Ortadoğu’daki gelişmelere bağlıdır ve bu açıdan Kürt sorununda atacağı adımların bir sınırı vardır. Tek başına Kürtleri de karşısına alacağı bir diktatorya ne kadar zorsa doğu da Kürtlere demokrasi, batıda ise baskı politikasının bir karşılığı olamaz. Bu açıdan ikinci cumhuriyetin AKP’siz gitmesi olasılığı da mutlaka değerlendirilmelidir. Elbetteki müzakere süreciyle birlikte AKP’nin devamı da…

Bu projeksiyonlar olmadan Kürt sorunundan devrimci bir siyaset de üretilemez.

Devrimci siyasetin başlangıç noktası, bağımsız bir hattı örmesidir. Bu hat, her türlü kompleksten uzak ancak olası gelişmeleri öngören bir yaklaşıma sahip olunarak örülebilir.

Emperyalizmden ve gericilikten uzak durun diyeceğiz, sözümüz varsa açıkça söyleyeceğiz. Devrim cephesinde kimler, karşı devrim cephesinde kimler var? Çizgi çekip tek tek yazmalı… Devrimci siyaset analiz eden değil aynı zamanda müdahale edebilendir.

Kürt sorunu ile sosyalist siyaset arasında çin seddi yok, ancak bilinmeli ki Kürt siyasetiyle düzen siyaseti arasında da bugün çin seddi yok. Kürt siyasi hareketinin nereye doğru yöneleceğini bu bağlamlarda tartışmak zorundayız!