Kürt sorunu nereye?



05-12-2014 09:52


Kurtuluş Kılçer

Bir yanıyla erken bir yazı ancak bir yanıyla da zamanı, çünkü, olası gelişmelere dönük olarak şimdiden bazı eğilimleri belirlemeye ihtiyaç var. Bugün Kürt sorunu bağlamında ortaya çıkan bir dizi siyasi gelişmeyi anlamak ve yorumlamak için "bekleyelim, görelim" denilebilecek bir dönemden geçmiyoruz. İmralı'da gerçekleşen görüşme sonrası Öcalan tarafından sunulan bir çerçeve var ve bu çerçeve üzerinden Hükümet dahil bir dizi siyasal muhatabın önümüzdeki dönem söyleyecekleri üzerinden bir yol haritası çıkacak. 

Yeni bir anlaşma yoluna girildiği açık. Her ne kadar bu sürecin bir anlaşma olmadan bozulması ihtimali bulunsa da bugün niyetler ve eğilimlere baktığımızda gördüğümüz başkadır. Bu açıdan bu yazı, içine girilen sürece, niyetlere, eğilimlere dönük bir yaklaşım içermektedir. Bugün gördüğümüze benzer süreçlerden geçti Türkiye ve daha önce kaç kere ateşkes ve anlaşma sürecine girildiğini hatırlamak yeterli olacak. Örneğin Newroz'da Öcalan mektubunun okunması, Habur sınır kapısından PKK'lilerin ülkeye giriş yapması gibi... O açıdan da bugün ortaya çıkan müzakere sürecinin ve yol haritasının da geçmiş yıllardaki gibi bir çözümsüzlüğe mahkum olup olmayacağını göreceğiz. Ancak bizim, kesin bağlanır ya da kesin anlaşamazlar gibi bir yargıda bulunmak yerine genel anlamıyla Kürt sorununda ortaya çıkan tablodan ve çözüm aşamalarından ne anladığımızı iyi analiz etmemiz gerekiyor. 

Bu sıkışma da aşılır

Siyasette yaşanan bu sıkışmalar eninde sonunda aşılır. Bu süreçte Kürt siyasi hareketinin nasıl bir tutum alacağı önemli ancak bizim açımızdan birincisi memleketin nereye evrileceği, ikinci olarak sosyalist hareketin ve kadroların bu sürece dair durdukları yer büyük önem taşıyacak. Kürt siyasi hareketi ile devlet masaya oturmuştur ve masada bir çözüm planı vardır. Bu plan devreye girdiğinde bütün sorunların aşıldığını değil, bir sıkışmanın ortadan kalkacağını göreceğiz. Bu açıdan önümüzdeki dönem bu sorunun kökten çözümü gibi bir beklenti içine kimse girmemelidir. 

Kürt sorunu sosyalistlerin elini kolunu bağlayamaz 

Ülkemiz açısından zor bir başlık... Bunu siyasal anlamda değil, toplumsal açıdan bakarak ifade etmek maksadıyla söylüyoruz. Bu sorunun, Kürt yurttaşlarımız kadar kuzeyinden batısına bütün yurttaşlarımızı ilgilendiren, bölen ve hatta zaman zaman düşmanlaştıran bir başlık olduğunu idrak etmemiz gerekiyor. Bu psikolojik ortamın en fazla sınıf hareketinin sosyalizmle buluşmasında etkili olduğunu görmedik mi? Buradan sorun çözülsün de ne olursa olsun gibi kolaycılık çıkarılmasın, tersine, gerçek bir sorun varsa gerçek politakalar üretilmeli, ortaya çıkan milliyetçi refleksler kadar örneğin sınıfın ayağa kalkmasında önemli bir etken olan gericiliğe karşı da mücadele aynı başlığa girer. İster Türk ister Kürt milliyetçiliği olsun sosyalistler bu gerçekliğe boyun eğmeden yeni siyasal açılımlar gerçekleştirmek zorunda. 

Bu bilinç ve iddiayla bugün Kürt sorunu masada tartışılıyorsa bu sürece dair sözümüz olmalı, var. 

Mesele sosyalizmin önünün açılmasıdır 

Memleketin sorunları nelerdir diye sorulsa ne yanıt veririz diye düşünerek işe başlandığında gericilik, emperyalizme bağımlılık, sömürü, Alevi sorunu gibi Kürt sorunu da hasır altı edilebilecek bir başlık hiç değildir. Temel bir saptama olarak şunu söylemeli: Sosyalistler olarak bu memleketin sorunlarını sadece çözmeye yeltenmiyoruz. Tersine bu sorunların bizzat nedeni olarak düzeni yani sermaye düzenini görüyoruz ve onu baştan değiştirmek istiyoruz. Bugün ortaya çıkan siyasal gelişmelerde baş tacı edeceğimiz en önemli mihenk noktası bu yaklaşım olmalı ve ülkemizin sermaye egemenliğinden kurtulacak bir yolun Kürt sorunundaki siyasi gelişmeler bağlamında ne kazanacağı iyi tartılmalıdır. Bu tartımda çözüm süreci terazinin ağır noktasında durmuyor. 

Kürt sorununda çözüm arayışları seçim ve başkanlık tartışmalarıyla ilgilidir 

Ülkemiz seçime gidiyor ve seçim barajının düşürülmesi gündemde. AKP ve HDP arasında ortaya çıkacak mutabakatın bu seçim sürecinde yeni siyasal roller ortaya çıkarmayacağını düşünemeyiz. CHP'nin bile Diyarbakır'da Kürt sorunu ekseninde bir çözüm önerisini daha geçen hafta sunması, bu konuya özel olarak eğilmenin gerekçeleri olarak okunmalı. Yeni bir anayasa ve başkanlık tartışmaları gündemden düşmüş değil. Bütün bu gelişmelerin ortasında doğrusunu ve eğrisini ortaya koymak gerekir. Kürt sorunundaki bu sürecin önümüzdeki siyasal gelişmelerle doğrudan bağı vardır ve olacaktır. Belki de pazarlık unsurlarından bazıları başkanlık ve anayasa tartışması olacaktır. Sosyalist hareketin bu konuda tutumu şimdiden bellidir. 

Müzakere süreci entegrasyona gebedir 

Bugün gördüğümüz gelişmeler bu açıdan ilerletici bir zemin sunmak yerine AKP rejimi olarak kodladığımız İkinci Cumhuriyete entegrasyon tehlikesi taşımaktadır. Önemli saptama budur. 

Kürt sorununu AKP ve Türkiye kapitalizmi çözemez

Kürt sorunu nasıl sonlanır, bugün yapılan müzakere tam anlamıyla çözüm olur mu? Bu soruya verilecek iki yanıt bulunuyor. Birincisi Türkiye kapitalizmi bugün gelinen noktada bu sorunu çözebilecek bir kapasiteye sahip değildir. Tarihsel ve yapısal olarak böyledir. İkincisi ise gericileşen bir ülkede, her yanın dinselleştirildiği bir rejimde demokrasi beklentisinin hiçbir karşılığı olmayacaktır. Bilince en başta bunlar yerleştirilmelidir. O yüzden AKP rejimi içinde Kürt sorunun gerçek anlamıyla bir çözüme kavuşacağı beklentisi içinde olunamaz. Bugün yeni bir demokrasi paketi üzerinden güzellenen bir AKP'nin karşı-devrimci süresinin uzatılması bağlamında bu sorunu değerlendirdiğinizde eleştiri oklarınızı sivriltmek dışında bir şansınız bulunmuyor. Biraz açacağız şimdi. 

Devrimin kendi kaderini tayin hakkı vardır 

Sığ bir eleştiriden bahsetmiyoruz. Tersine bugün Kürt sorununun geldiği nokta yukarıda anlatmaya çalıştığımız bir entegrasyon sürecinin parçası olma objektivizmi içinde değerlendirilmelidir. Örneğin devletle görüşme olmaz kolaycılığından bahsetmiyoruz, tersine olur. Mesele, bu görüşmelerde ortaya çıkacak tabloda alan memmun ve veren memnunsa bunun bu ülkenin ilerici güçlerine bırakacağı ne sorusununun yanıtıdır. Türkiye devrimi, AKP gibi gerici ve karşı devrimci güçlere karşı yapılacaktır: işin bam teli de burasıdır. Ulusların kendi kaderini tayin hakkından daha çok devrimin kendi kaderini tayin hakkı vardır. 

Türkiye devriminin önünü açmaz

Örneğin silahlar susmasın denemez. Siyasetin ve kitlelerin gücüyle bu sorun düzen karşıtı bir mücadeleye dönüştürülebilir ve işçi sınıfı hareketinin bir parçası haline gelebilir. Müzakere sürecini eleştirmek, silahlara dönüş teziyle açıklanamaz. Eleştirimiz tersine bu müzakere sürecinde ortaya çıkacak tablonun Türkiye devrim mücadelesi açısından ilerletici bir yan taşımayacağıdır. 

Emperyalizm ve Barzanicilik tehlikesi var 

Çünkü bu süreçle birlikte ABD bölgeye yerleşmektedir ve Barzanici bir çözümün ayak sesleri duyulmaktadır. Barzanicilik, liberalizm ve ABD'cilik kokuyor, egemen bir Kürt sermaye sınıfının siyaseten adından başka bir şey değildir. Eleştirimiz bu yöndedir. 

Hayatın her alanını dinselleştiren ve gerici bir rejimde demokrasi mümkün değildir 

Kaldı ki daha önce ifade ettiğimz gibi demokratik bir Türkiye, gericileşen bir ülkede mümkün değildir. Bu soruya dürüstçe yanıt verilmelidir. Anaokullarında bile din derslerinin konuşulduğu bir rejimde "demokrasi" beklentisi içinde olunması kaçınılmaz olarak entegrasyonu beraberinde getirecektir. 

Kürt sorunu ve Kürt siyaseti başkalaşacaktır 

Kürt sorunu ve Kürt siyaseti başkalaşabilir. Bu başkalaşmayı bugünün parametleri üzerinden değil bir yandan düzene entegre olmuş bir siyasal yeniden yapılanma diğer yandan ise Kürt sorununun ana kaynağı olan sınıfsal çelişkilerin yeniden üretilmesi olarak okumak gerekiyor. Biz sosyalistler yolumuza bakarız, bizim yolumuz sömürünün ortadan kalkacağı bir düzen mücadelesidir. Kürt sorunu başkalaşır, ikinci cumhuriyet restorasyona uğrar, siyasal dengeler değişir, ancak sömürü devam ettikçe bu ülkede sosyalistler önüne bakar. Tıpkı Kürt yoksul emekçilerinin hak mücadelesi devam ettiği gibi... Gelecekte olası senaryolardan biri budur. 

Sosyalizm mümkündür ve acil ihtiyaçtır

Bugün sosyalist devrim günceldir. Buna bağlamak gerekirdi mücadeleyi... Bu mücadeleye bağlanmayan her türlü dinamik elbette önemli, ancak sınırları vardır. Bu sınırları anlamak başka birşey, doğru ve asgari yol buradan geçer demek başka bir şey.. Bugün bütün toplumsal dinamikler Marx'ın yolunda gitmeli...Bizim iddiamız bu...

Sosyalizm, Kürt siyasi hareketi gölgesinde büyüyemez

Önemli bir tez olarak ortaya konulmasında sakınca yok. Sosyalistlerin bu ülkede büyümesi Kürt siyasi hareketinin gölgesinde mümkün değildir. Bugün AKP ile müzakere sürecinin bir parçası olarak sosyalist hareketin siyaset üretmesi ve buradan bir toplumsallaşma kanalı bulması zordur. Gericiliğe ve sermaye egemenliğine karşı bir mücadele hattı üzerinden bağımsız bir Kürt politikası geliştirmelidir. Bu politika, Kürt sorununda çözümün yeni bir cumhuriyette mümkün olacağına işaret etmekten geçer.