Kullanışsız aptallık



19-12-2014 07:23


Cemaat'e yönelik operasyonla Ergenekon, Balyoz, Odatv, KCK, Devrimci Karargah gibi operasyonlar arasında eşlik kurma çabaları yersiz.

Süreçler yargının siyasal bir enstrüman olarak kullanılması anlamında benzerlik taşısa da karşımızda yeni ve kendi özgünlüklerini barındıran bir tablo var.

Her şeyden önce Cemaat'ten bahsederken yıllarca AKP'yle ortak hareket eden gerçek bir suç örgütüyle karşı karşıya olduğumuzu akılda tutmamız gerekiyor.

Ortada bir suç örgütü ve elbette halka ve cumhuriyete karşı işlenmiş gerçek suçlar var. Buna karşın Cemaat, iktidarla beraber işlediği suçlar nedeniyle hedef alınmıyor.

Operasyonu basın özgürlüğü bağlamında ele almak ve Cemaat'le dayanışma çağrıları yapmak süreci kavrayamamak anlamına geliyor. Bununla birlikte, AKP'nin hamlelerini bir fırsat penceresi olarak değerlendirerek sürece alkış tutmak da olanaklı değil.

Ergenekon ve 14 Aralık arasında fark var demiştik. Farklı süreçler farklı destekçi tipleri yaratıyor.

14 Aralık'a gelindiğinde bir önceki dönemin siyasi davalarında karşımıza çıkan 'kullanışlı aptalları'* göremiyoruz.

AKP'nin Cemaat'e karşı giriştiği operasyona alkış tutanların konumu daha farklı bir şaşkınlık türüne işaret ediyor.

Karşılaştırmak ve işimizi kolaylaştırmak için 'kullanışsız aptallık' diyebiliriz.

'Aptallık' kısmı olmayacak beklentilere girme anlamıyla ortak...

Cumhuriyet'in tasfiyesinde işlev gören siyasi davalara destek veren kesimlerin 'kullanışlılığı', iktidarla kurdukları ilişkinin doğrudanlığı ve kurulmaya çalışılan yeni düzenin organik bir bileşeni olmalarından geliyordu.

Cemaat'e karşı attığı adımlarda AKP'ye alkış tutan kesimlerle iktidar arasındaki ilişki ise farklı bir karakter taşıyor. İktidarla aralarındaki mesafe daha fazla ve sürecin dışarıdan destekçisi konumundalar. Bu anlamda bir 'kullanım kolaylığı' sağlamıyorlar.

Bu duruşun en net örneğini İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'te görmek mümkün. Perinçek'in Suriye'ye yönelik tezkere ve HSYK seçimleri gibi gündemlerde somutlanan AKP destekçiliği Cemaat'e yönelik operasyonun hemen sonrasında da sürdü.

"Sonuna kadar gidilsin" tavrını benimseyen Perinçek, Erdoğan eliyle yürütülen operasyonu "F-tipi ile mücadele devam ederse, bu iş en sonunda Erdoğan’ın yakasına yapışacak" ifadesiyle destekledi. 

Benzer bir yaklaşım Atilla Coşkun'un Çarşamba günü Odatv'de yer alan yazısında da mevcut. "Odatv Erdoğan'a telekinezi mi uyguladı" başlıklı yazıda**, Erdoğan'ın Aralık ayında yaptığı açıklamalar olumlanıyor.

Özetle Coşkun, Rusya'yla işbirliği, din tüccarlarına karşı tepki, Cemaat karşıtlığı ve Avrupa'yla hesaplaşma konusunda Erdoğan'a "dediğimize geldin" diyor.

Peki süreç gerçekten böyle mi? Erdoğan, bir süredir Cemaat'e karşı eleştiri geliştiren kesimlerin dedikleri konuma mı geldi?

AKP – Cemaat koalisyonundaki dağılma sonrasında koalisyonun iktidarda olan bileşeni kontrollü bir geri çekilmeye giderek '2007 sınırları'na mı dönüyor?

Bu sorulara 'evet' cevabı vermemiz halinde Perinçek ve Coşkun'a benzer bir yaklaşım geliştirmemiz, dışarıdan yapılacak müdahalelerle geri çekilişi kontrolsüz kılma yoluna gitmemiz en mantıklı tercih. Geri çekilişin kontrolsüzleşmesi halinde Erdoğan'ın bu enkazın altında kalmasını beklemek de anlaşılabilir.

Ancak, gelişmeler tam tersi bir yönelime işaret ediyor. Çok boyutlu bir saldırıya hazırlanan AKP, tekleşmeye ve yeni rejimi oturtmaya yönelik hamlelerle ilerliyor.

14 Aralık operasyonu da bu bütünlükten koparılarak ele alınamaz. Operasyonu, ricat eden bir iktidarın suçları geçmişteki ortağına yıkma çabasına indirgemek bu anlamda hatalı.

AKP, geçmişteki ortağını kendisine karşı hamleleri nedeniyle hedef alıyor, iktidarını güçlendirmek için Cemaat'i tasfiye etmek istiyor.

Ortak suçların bir kısmını Cemaat'e yıkarak bunların getirdiği yükten kurtulmak ise ikincil bir işlev.

Kalkış noktası olarak Ergenekon, Odatv veya Balyoz'un değil "Tahşiyeciler" isimli islamcı gruba yönelik operasyonun belirlenmesi bilinçli bir tercihin ürünü.

Sonunda "tünelin ucu sakat bir yere çıktı" dememek için başlangıç noktasını ve doğrultuyu iyi kavramak gerekiyor.


*Yıldıray Oğur'un Cemaat'e yönelik desteği nedeniyle günah çıkardığı bir yazısında kullanmasıyla tekrar gündeme gelen bu kavramın Oğur gibilerin durumunu anlatmak için hafif kaldığı açık. Ancak, karşılaştırma kolaylığı sağlaması nedeniyle kullanmayı tercih ediyoruz. İsteyen, ilgili kısımları "kullanışlı ihanet- kullanışsız aptallık" olarak da okuyabilir.

** Atilla Coşkun'un yazısının başlığı her ne kadar Odatv adına yazılmış izlenimi verse de yazıda ifade edilen noktaları yazarın kendi görüşü olarak ele almayı tercih ettik. Erdoğan'ın din tüccarlarına karşı tepki gösterdiği yönündeki ifadeler ise kuşkusuz yazının en talihsiz kısmını oluşturuyor. Özellikle Antalya'da düzenlenen Milli Eğitim Şurası'ndan sonra bunların söylenmemiş olmasını dilerdik. Sürece ilişkin daha doğru bir değerlendirme için Yalçın Küçük'ün aynı sitede yer alan söyleşisine bakmak faydalı olacaktır.