Kraldan çok kralcı yapımcılara bayılıyorum!!



10-05-2015 11:29


Muhalif olmanın bedelini şu ya da bu şekilde hepimiz ödüyoruz, zaten kendi yağımızda kavruluyorduk ama şimdi o yağı elimizden alarak kuru kuru kavrulmamızı istiyorlar. Onu da yaparız, yapıyoruz da. Gezi olaylarıyla beraber başlayan sindirme, korkutma, dışlama hatta bir nevi terbiye etme operasyonu hız kaybetmeden sıkı bir biçimde devam ediyor. Gezi de yer alan, destek veren (ilk üç günü değil, bütün gezi sürecini sahiplenen) sanatçılar bir şekilde günah keçisi ilan edilmeye devam ediyor. Mehmet Ali Alabora öyle bir hedef gösterildi ki ülkeden çıkmak durumunda kaldı. Barış Atay kendi filmiyle ve bundan sonra çekeceği filmlerle bu kampanyaya karşı durmaya çalışıyor. Keza Levent Üzümcü üzeri çizilerek ‘iş verilmez’ modunda bir oyuncu kıvamına çekildi.

En son bu hafta üzücü bir olay yaşandı. Sevgili çocuğumuz Berkin Elvan için çekilen klipte rol aldı diye bir oyuncunun rol aldığı dizideki işine son verildi. Hamit Demir TRT’de yayımlanan Diriliş Ertuğrul dizisinde 13 bölümdür sorunsuz oynadığını, klipte rol aldığı ortaya çıkınca da anında işine son verildiğini söylüyor. Ya ben bu kraldan çok kralcı yapımcılara, yönetmenlere, iktidar yalakalığında sınır tanımayan insanlara bayılıyorum. TRT Türk’te başladığım bir işte benim de başıma gelmişti, programın ağa babası (başka bir tabir bulamadım adam için) twitlerimin içeriği yüzünden benimle tartışma çıkarıp işime son vermişti. İşte burada devreye şu giriyor, iktidarın oyuncağı olmayı kabul etmeyen bizler ve kabul edenler hep çatışacağız. Aslında biz olduğumuz gibi yolumuza devam ederken, yani yıllarca yaptığımız işleri aynı titizlik ve bakış açısıyla yapmaya devam ederken sonradan palazlanan ve yolumuza taş koyan kişiler tarafından önümüz öyle ya da böyle bir şekilde kesiliyor kesilecek anlaşıldı. Maddi olarak olmasa bile deneyim, bakış açısı, yorumlama, hayatı algılama ve açımlama olarak biz daha öndeyiz, daha deneyimliyiz. O yüzden Berkin Elvan’ın klibinde oynadı diye soruşturma açılan ya da işine son verilen insanlar bir araya gelse, kendi sermayelerinden (birikim) işler yaratsa eminim ki çok daha değerli olacak. Nasıl ki aylar önce alışveriş merkezlerinden, büyük marketlerden, sermayeye hizmet eden her türlü oluşumdan uzak durup, alternatif, sade, temiz, küçük, yaratımlara yelken açalım dedik, şimdi de aynı şeyi sanatın bileşenleri için yapalım. Bize sansür uygulayanların karşısına kendi yaptığımız işlerin imece ruhuyla dikilelim, çok şey mi istiyorum bilmiyorum ama güzel bir şey istediğime eminim! Bedel ödenecekse de bu bedeli biz kendimiz için ödeyelim. Başkalarına değil! Berkin ve tüm diğer güzel için bir şeyler yapmaya devam edelim! Ve de unutmamaya!

Niyazi Gül güldürmüyor!

Ata Demirer özellikle Eyvah Eyvah serisiyle iyi güldürmüştü. Ama eski bir tv karakteri olan Niyazi Gül’ün (asıl adı Niyazi Gül Dörtnala) senaryo ve öykü açısından bu kadar donanımsız olmasını beklemiyordum açıkçası. Ortada bir tipleme var ama onu taşıyacak bir öykü yok, bu da filmi gereksiz yere sarkıtıyor. Filme girerken Demirer’e her filminde eşlik eden Demet Akbağ’dan da umutlu değildim ama yine de filmdeki en kayda değer tiplemenin onun canlandırdığı Sultan Şahmerdan olduğunu söyleyebilirim. Hatta Levent Ülgen’in oynadığı Rıza karakteriyle iyi bir uyum yakaladıklarını, çoğu zaman Ata’yı yani Niyazi Gül’ü aşan performansları olduğunu söylemek mümkün. Ama bu Yeşilçam’a göz kırpan çiftin parodisi bile filmi kurtarmıyor, Niyazi Gül’ün komedisi bir türlü ortaya çıkmıyor. Oysa ki televizyon karakteri olan ve ‘bukalemun hayvanı’ repliğiyle akıllara yer eden karakterin filmi de iyi olmalıydı ama ortalara doğru ağırlaşan temposu sonlara doğru neredeyse durma noktasına geliyor. Başlarda ise tek tük esprilere gülüp geçiyoruz. Oysa dört kişi tarafından yazılan, Vedat Özdemiroğlu ve Ata Demirer’in de içinde olduğu senarist grubundan daha iyi, esprileriyle kopartan, etrafa zeka pırıltıları saçan bir film bekliyor insan. Ama film tiplemelerden öteye gidememiş. Mesela İngiliz uşak rolündeki Kevork Malikyan da iyi. Ama herkes ayrı ayrı iyi, bir araya geldiklerinde ise maalesef film dörtnala koşmuyor, iyi niyetli bir çaba olarak kalıyor. Ata Demirer’in bundan sonraki filmlerde daha iyisini yapacağını umut ediyoruz…

Bu festivalse filmler nerede?

Bu konu yani sansür ve filmlerin gösterilmemesi meselesi üzerine çok yazdık çizdik. Ama bu vahim durumu insan festival festival gezince daha da fark ediyor. Ortada festival / festivaller var ama filmler yok. Kısa filmler ve belgeseller neredeyse tedavülden kalktı, uzun metrajlar ise denk gelirse! Bu da insanın festivalde film izleme zevkini etkiliyor, sanki ‘izleme’ denen eyleme bir süre ara vermiş gibi hissediyor. En son 3. Uluslar arası Kayseri Altın Çınar Film Festivali’ndeydim. Festival yarışma filmlerini seyirciye sunmadan, jürilerle hallederek filmleri ödüllendirdi. Bu da bir alternatif ama asla kalıcı bir çözüm değil, bu yıl durumu kurtarma çabası oldu. Festivalin animasyonu ayrı bir kategoride, ayrı bir animasyon jürisiyle değerlendirmesi de güzel bir ilk oldu. Ama seneye her filmin seyirciyle buluşabilmesi dileğiyle!