Korkunun iktidarı!



03-01-2016 08:04


Kocan Kadar Konuş / Diriliş öncelikle ismiyle  de ters düşerek zaten içinde zıtlıklar barındıracağını baştan haykıran bir film. En başta Efsun'un 30'lu yaşlarına gelmiş, her türlü toplumsal baskıya direnmiş ve aşkı arayıp bulamayarak helak olmuş biri olduğunu anlayalım. Ailesinin, kardeşlerinin ve etrafındakilerin tam tersine bir algı yaratan, bir kitap kahramanıyla arkadaş olan, kim ne der durumuna asla kulak asmayan bir kızın evliliği değil aşkı arama hikayesi. Ama etrafındaki curcunadan evlilik merakı gibi bir durum çıkıyor ortaya. Oysa Efsun, babası, roman kahramanı ve biraz da Sinan'ın fikri evliliğe giden yolda başka öncelikler olması gerektiği yolunda. O yüzden Efsun toplumun dayattığı güzel kadın algısının dışında, hatta kendisini daha kısa ve şişman gösterebilecek kıyafetlerle çıkıyor karşımıza. Bir nevi Brigitte Jones'un günlüğünden fırlıyor. O da aşkı arayan bir kadın ama kendini istediği kalıplarda arayacak bir adamın, aşkın peşinde. işte Efsun tam da öyle ama etrafı tam bir skandal! Tüm hayatlarını evlilik algısı üzerine kurmuş ve bundan da bir türlü kurtulamamış insanlardan oluşuyor, o yüzden filmi izleyenlerin genel algısı Efsun'un da arada kaynadığı yönünde. Ama öyle değil, yoksa kendi dışında bir akışa önce kaptırıyormuş gibi görünüp sonrasında zırıl zırıl ağlamazdı. Yani kitap ters köşe yapıyor, evliliğe giden yolda başka rampalara toslayıp bize aşkın ve sevginin asıl güç olduğunu göstermeye çalışıyor, o yüzden benden güzel bir alkış alıyor!

Filmde Ezgi Mola ve Hümeyra etkileri çok ön planda ve filmi alıp götürüyorlar. Benim favori karakterlerinden biri de baba tabii. Mükemmel olmaya çalışan aile eşrafının en mükemmeli o bence! Kitapları okumadığım için filmi kitapla yargılayamıyorum ama filmin bu yolculuğundan da menmnunum...

Delibal’ın aşkı!

Yerli filmlerden giriş yapmışken sonradan izlediğim Delibal'la ilgili fikrimi de hemen belirteyim. Kore sinemasının iyi başlayan ama hastalık vs. sebeplerden dolayı kendini kaybeden hikayelerine alıştık artık, bizim uyarlama halimize de. Ama filmde Delibal'ı çökerten ve inişe geçirten hal belkemiği olması gerekirken bir el sallamayla geçirtilmiş durumda. Yani etrafımızda o kadar fazla şiddet kullanan, sonra içine kapanıp tekrar deliren adam var ki, hepsinden tedavi yerine intihar etmesini beklersek nice olur halimiz. Film mükemmel aşk filmi yaratmak istemiş ve bu aşkın o kadar güzel ilerlediğini görüp fazla kötülemeden bitirerelim şu işi kafasına girmiş gibi. O yüzden olmuyor, ayrılık durumunun altı dolmuyor. Biz de sadece iki güzel insanı daha izlemiş olmanın boşluğuyla ayrılıyoruz salondan.

Polis baskını!

Can Evrenol'un Baskın'ınına göz atacak olursak mükemmel bir başlangıç yaptığını söyleyebilirim. Evrenol'un kısalarından alışkınım tarzına ama uzun metraja gelince sonlara doğru biraz sarkmalar olmuş, bunu da normal karşılıyorum. Baskın'ın kısasını da izlediğimde polis fikrini çok sevmiştim. Burada da aynı şekilde bu fikri desteklediğimi söylemek istiyorum. Yani polisin aciz olma ve kalma kafasını diyerek iyice açayım olayı. Bu filmde cinler olmaması bir kazanım gibi duruyor çünkü Evrenol bizi çok başka bir yerde kendi iktidarını yaratmış alemin içine bırakıveriyor. Hadi bakalım polis kardeş, silahını doğrult bakalım, nerende patlayacak gibi bir altyapıyla bizi kendisine müteşekkir kılıyor. Politik gönderme yapmak istemiyorum ama masada oturup paşa paşa erkek muhabbeti yapan polislerin başka ve fazlaca tanık olunmamış bir iktidar temsiliyeti karşısında inişe geçmeleri iyiydi! Bayıldım diyebilirim! Sonlarına doğru yaşattığı ayini çok sevemesem de gerçeklikle korku fantazyasını iyi buluşturduğunu düşünüyorum, sadece bize uzak tarafları olduğunu kabul etmek lazım. Geceden gündüze geçmeyen hikaye kanla yıkanıyor ve başarılı bir sanat yönetimiyle tatmin edici gore atmosferini başarıyla ortaya saçıyor ve bunu cinler olmadan başarıyor. Cinselliğe, hatta egemen cinselliğe bile güzel bir kesik atıyor Can. Belki bilinmeyen dünyanın iktidar temsili daha farklı olabilirdi, onun dışında korkunun iktidarı gayet iyi bir fikir!

Mülteciler nerede?

Yeraltı Peygamberi filmiyle pek sevdiğimiz Jacgues Audiard'ın yeni filmi hem de Altın Palmiye ödüllü Dheepan'ın sadece mülteci meselesine el atmasıyla gönlümüzde yer edebilceğini söylemek isterim. Onun dışında sürekli kayan ve odağını tutamayan öyküsüyle kesinlikle etkili bir anlatım sunamıyor. Mülteci konusu hepimizin kanayan yarası ama parasını verip vicdan rahatlatan  Avrupa duyarlılığı gibi bir mülteci filmi fikri ne yazık ki ikna edici değil. Güzel başlayan hikaye kendi atmosferini yaratamadığı gibi karakterleri arasında da bir bağ kurmaktan uzağa düşüyor. Yani mülteciye hiçbir yer memleket değil diyor ama hikaye bu söylemin dışında dolanıyor!