Komşuda pişer bize de düşer mi?: Syriza üzerine



10-07-2015 11:58


Kurtuluş Kılçer

Sadece ülkemizde değil, Avrupa’da da önemli gündem Yunanistan referandumu ve sonuçları. Yunanistan’da yaşanan krizin ve sonrasında Avrupa Birliği emperyalizmiyle yürüttükleri görüşme ve pazarlıkların Avrupa Birliği ülkelerinde baş gündem haline gelmesi şaşırtıcı değil.

Avrupa Birliği’nin geleceği açısından yapılan değerlendirmeler bu gündemin birinci noktasını oluşturuyor. Yunanistan’ın AB’den ayrılma olasılığı üzerinden Yunanistan ve İspanya ve benzeri ülkelerde yaşanacakların Avrupa Birliği sihrini çözücü bir etkide bulunup bulunmayacağı Avrupa burjuvazisinin önemli korkularından biridir.

Avrupa Birliği’nde yaşanan bu sorunun yoğunlaştığı ülkeler ise bellidir ve bu ülkelerde “radikal sol” hareketlerin ortaya çıkması da ikinci noktayı oluşturmaktadır. Avrupa burjuvazisinin korkularından birinin de bu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Yunanistan’da Syriza ve İspanya’da Podemos örneklerinin sınırları üzerine yapılan tartışmaların tam da böyle bir anlamı var. Burjuvazi açısından neyi zorlamazlar, sosyalistler açısından ise nereye kadar gidebilirler soruları üzerinden yapılan tartışmaları izliyoruz hep birlikte.

Öncelikle birkaç noktayı belirtmek lazım: Avrupa Birliği, bir sermaye birliği olarak kuruldu. Ancak AB kuruluşunu bir demokrasi şovu ve kurumsallaşması olarak sundu. Bu durum, AB ülkelerinde örneğin Yunanistan gibi ülkelerde, medeniyetin bir parçası olmak gibi algılandı. Ulusal para yerine Avro kullanımı toplumda bir ayrıcalıkmış gibi algılanıyor.

Avrupa Birliği’nde yaşanan ekonomik sıkışmanın en fazla AB’nin zayıf halka ülkelerinde birikmesi ve bu ülkelerde radikal sol uçların ortaya çıkması – ki bu durum biz Marksistler açısından kitaba uygun bir gelişmedir – Avrupa Birliği illüzyonunun dağılma olasılığını gündeme getirmiştir.

Bu açıdan Yunanistan’da Syriza’nin iktidar olması ya da İspanya’da Podemos’un yükselişi, bu iki hareketin niteliğinden bağımsız, önemli gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. Çünkü Avrupa Birliği’nin gerçek yüzü bu örneklerle açığa çıkmış oluyor. Emeğin Avrupa’sı diye AB’ye soldan destek veren görüşlerin çöktüğünün ispatıdır bu. Avrupa emekçilerine, Avrupa Birliği projesi kurtuluş değil yıkım getirmiştir. 

Yunanistan referandumu tam da bu yüzden önemlidir; çünkü, hayır oyları aslında Avrupa Birliği’nin oylanması olarak da okunabilir. Bu yüzden, Yunanistan referandum sonuçlarına burun kıvırarak değil, tersine, Avrupalı emekçilerin uyanışı olur mu üzerinden bakmak gerekiyor.

Ancak karıştırılan şey şudur: Avrupa emekçilerinin verdikleri tepki ile bu tepkinin somutlandığı “radikal demokratik hareketler”in niteliği arasında bir açı vardır. “Radikal demokrasi”nin, AB’nin yaşadığı krizde boy vermesi ve Yunanistan’daki gibi krizin çözümünde aktör haline gelmesi, bu hareketin Avrupa Birliği çarklarına çomak sokacağı ve sistemi toptan kilitleyecek bir devrimcilik üreteceği anlamına asla gelmemektedir.

Podemos’un, Yunanistan referandum sonuçlarına dönük tutumu ve burun kıvırması, siz bunu AB’den kopma korkusu olarak algılayın, sınırlarını göstermiştir. Üzerindeki parlak pullar yavaş yavaş dökülmektedir.

Söz konusu Syriza olunca, biraz daha somut konuşmak gerekir. Syriza’nın, AB troykası ile yürüttüğü pazarlığı referanduma götürmesi ve hayır oyu istemesi ve sonrasında çıkan hayır sonucunda Syriza’ya beslenen umutları daha da artırmıştı. Syriza’ya mesafeli duran Yunan komünistleri bu süreçte eleştirilerden nasibini fazlasıyla almıştı.

Yunan komünistlerinin referandum politikalarını eleştirmek gerek. Referandumda boykot tutumu yerine hayır tutumu almaları doğru olandı. Bu “enternasyonalist eleştirimiz” ile Yunan komünistlerine yöneltilen alaycı eleştiri arasında bir fark olduğunu da belirtmek gerek. 

Diğer taraftan Syriza’nın sınırlarına işaret eden komünistlerin yavaş yavaş haklı çıktığını görmek gerekiyor. Referandum sonrası Syriza’nın Euro Bölgesi’ne sunduğu son teklifin ayrıntıları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Referandumda Yunan halkının hayır dediği teklife benzer maddeler bir bir gündeme geliyor. (http://tr.sputniknews.com/avrupa/20150710/1016481089.html) 12 milyar avroluk tasarruf tedbirleri alınacağı, bu rakamın Yunan halkının reddettiği tekliften 4 milyar avrodan daha fazla olduğu söyleniyor. Kurumlar vergisi oranının ve lüks tüketim maddelerinin vergilerinin arttırılması, emeklilik yaşının 67’e çıkacak olması, telekomünikasyon şirketinin kalan hisselerinin satışı ile Pire ve Selanik limanlarının özelleştirilmesi Syriza tarafından sunulan teklifin bazı maddeleri.

Yunan komünistleri, hayır oyunu evet’e çevirecekler derken sanırız bunu kastetmişti. Sanırız yapılan referandum, masada elin güçlü olması içinmiş…

Elbette, erken konuşmak doğru değil. Pazar günü yapılacak anlaşma her türlü olasılığa açık. Bakalım Avrupa Birliği emperyalistleri bu teklife ne diyecek, daha da boyun eğdirme yoluna mı girecekler?

Açık gerçekler ortada iken, Yunanistan’da yaşanan gelişmeleri ve bunun sonuçlarını ülkemizden bakarak değerlendirirken gerçekten soğukkanlı bir bakış gerekiyor. Ne Yunanistan referandum sonuçlarına burun kıvırmak ne de Syriza’ya devrimci anlamlar yüklemek doğru. Avrupa Birliği’nin sermaye diktatörlüğü olduğu bir kez daha görülürken, Avrupalı emekçilerin ayağa kalkabileceğini görmek ilk bakılması gereken yer. Ancak sistem içi çözümlerden umut beslemek bir o kadar tehlikeli.

Ülkemizde benzer beklentiler üzerinden Yunanistan örneğine bakarken, daha dikkatli olmalı. Ne Türkiye Yunanistan, ne de Türkiye’de emekçilerin kurtuluşu Syriza modelinden geçecek. Toplumsal tepkiyi düzene bağlayacak oluşumların parçası olmadan, ancak bu tepkiye ve gelişmelere burun kıvırmadan devrimci bir alternatif ortaya konmak zorundadır.

Ama en çok şunu soralım: Ülkemize demokrasi gelecek diye 10 yıl önce Avrupa Birliği’ne girmek için yaygara koparanlar neredeler acaba?