Kobane ve Türkiye siyaseti



14-10-2014 09:13


Kobane protestolarının AKP'yi ciddi bir krizle karşı karşıya bıraktı. Davutoğlu'nun durumu toparlayamacağını anlayan Erdoğan ise "En az üç konuşma" ritmine geri döndü.

Erdoğan dün de Marmara Üniversitesi'ndeydi. Danışmanları iyi çalışmış, akademik yıl açılışına uygun, Sykes-Picot'lu Lawrence'li bir konuşma hazırlamışlardı.

Cumhurbaşkanı, Davutoğlu'nun Hegel'li Marx'lı sözleriyle yarışamasa da kendince önemli bir  çıkışa imza atıyordu.

Türkiye'nin bölgeye yönelik Yeni Osmanlıcı vizyonunu açık yüreklilikle ortaya koyan Erdoğan işe sınırlardan yakınarak başladı:

"Sınırlara baktığınızda son derece keyfi, gerçeklikten uzak biçimde çizildiğini görürsünüz. Örneğin bölgedeki Şii halkı üç ayrı devlete, Türkmenler üç ayrı devlete dağıtılmıştır. Kürtler köylerinin dahi ortasından sınır geçirmek suretiyle üç ayrı ülkeye ayrılmıştır."

Erdoğan, çizdiği tablo karşısında Osmanlı mirasını andıktan sonra Türkiye'nin bölgenin huzurunu sağlayacak tek ülke olduğunu öne sürüyordu. Ancak, buraya kadar belirli bir mantıksal dizge içerisinde ilerleyen konuşma "Sınırları değiştirerek değil doğru soruları sorarak, umut aşılayarak Türkiye zihinlerdeki sınırları ortadan kaldırabilir" gibi tuhaf bir önermeyle sonuçlanıyor. 

Bu ifadeler şu şekilde okunabilir: AKP, mevcut etkisiyle bölgeye bir modeli dayatamıyor. Ancak,  çatışma ortamının kendi bölge politikasının önünü açacağı öngörüsüyle soğuk savaş dengelerinin oluşturduğu yapıya itiraz etmeyi sürdürüyor. Bir yandan da kendi inisiyatifi dışında ortaya çıkabilecek olası sınır değişiklikleri için pazarlık hakkını saklı tutuyor.

Zihinlerdeki sınırları ortadan kaldırmak ise muhalifleri sınırın bu tarafında eğitip ve donatıp diğer tarafına savaşmaya göndermek olarak somutlanacak. 

Tablonun bütününe baktığımızda ise şu manzarayla karşı karşıya kalıyoruz: Bölgede süregiden dengelerin değişeceğini gören ve oluşacak yeni denklemde Ortadoğu'nun başat aktörü haline gelmeyi hesaplayan AKP ciddi bir başarısızlığa uğradı. Bu başarısızlığın Ortadoğu'da elde ettiği hareket alanını daralması riskine içeride ve dışarıda saldırganlaşarak cevap veriyor. 

Emperyalizm ise "Arap Baharı" olarak adlandırılan sürecin hızla bir fiyaskoya dönüşmesinin ardından daha kontrol edilebilir bir tablo arayışında. Önümüzdeki dönemde de birlikte hareket etmeyi sürdüreceği bölge aktörlerine daha az alan tanıyan, Suriye'deki muhalefetin yapısı üzerinde daha (da) doğrudan söz sahibi olduğu bir süreci örmeye çalışıyor.

Yakın ve orta vadede bu gerilimin sıfırlanması da taraflar arasında mutlak bir ayrışmayla son bulması da olası değil.

*****

Kobane protestoları sonrasında sahneye çıkan yalnızca Erdoğan olmadı. Hüda-Par ve faşistler de olağan yöntemlerle yönetilemeyen süreçte hızla devreye sokuldu. 

Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde, iktidar bu tarz bir araç çeşitliliğiyle hareket etmeye devam edecek. 

AKP kongresinde öncesinde yazdığımız şu ifadeler geçerliliğini koruyor:
"Erdoğan’ın fiili başkanlığı durumunda, AKP’nin bazı misyonlarını yeniden üretmekte zorlanacağı açık.
Boşalacak alanların bir kısmının Erdoğan’ın belirleniminde ve AKP’yle uyumlu bir şekilde hareket eden başka karşı devrimci aktörlerle doldurulması olası."

Bunlara bir ek yapmak gerekirse bir bütün olarak devlet aygıtının da bu araç çeşitliliğine daha yoğun katkı sağlaması beklenmeli.

AKP'nin zaferiyle sonuçlanan HSYK seçimleri sonrasında yargının da bir araç olarak agresif bir şekilde devreye sokulması gündeme gelecek. 

Yargıyı bir bütün olarak elinde tutan bir AKP'nin bu silahı sadece Cemaat'in üzerinde kullanacağını düşünmek ise ciddi bir saflık olacaktır. 

Silivri'de "Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Görevlere hazırız" diyerek başlayan yolculuğu tezkerecilik ve HSYK'ya seçilenlerin hükümetin emrinde olmayacağının garantisini vermeyle devam eden Perinçek gibilerinin bu alet çantasındaki yerini ise haddinden fazla önemsememek gerekir.

******

Sürecin diğer aktörü Kürt Siyasi Hareketi'nden ise Kobane gündeminin Türkiye'ye yansıması sonrasında farklı yönlere işaret eden açıklamalar geldi.

İmralı'nın mesajı olarak da okunabilecek HDP, HDK, DTK ve DBP eşbaşkanlarının ortak açıklamasında "Halklarımıza yönelen tehdidi Hükümet ile birlikte çalışarak bertaraf etmek istiyoruz" ifadeleri öne çıktı.

Aynı gün basında yer bulan ve HDP'nin de sosyalist partiler ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte imzacısı olduğu bir başka açıklamada Suriye'ye dönük emperyalist müdahaleye karşı konum alınırken "Hükümetin Suriye’ye yönelik savaş ve müdahale politikası, bugüne değin çeşitli cihatçı çeteleri olduğu gibi IŞİD’i de besledi" ifadeleri kullanıldı.

Cemil Bayık tarafından Alman basınına yapılan açıklamada ise "Silahlı güçlerimizi Türkiye'ye gönderdik" dendi. 

Üç açıklama, Kürt Siyasi Hareketi'nin süreç karşısında izleyebileceği olası doğrultuların tümüne işaret ediyordu: AKP'yle müzakere, Türkiyeli çözüm, silahlı mücadele...

Açıklamalar, elbette belli iç gerilimlere denk düşüyor. Ancak, üç açıklama da hareketin önümüzdeki dönemdeki rotasında bir yere oturuyor.

Kürt Siyasi Hareketi, AKP'yle müzakereden vazgeçmek gibi bir gündemi yok. Ancak, müzakere sürecinin kırılgan ve krizlere açık bir yapıda geçeceğini açık.  Bölge denklemindeki olası sarsılmaları da hesaba katan hareket bir yandan seçeneklerini açık tutmaya  bir yandan da ittifaklarını sürdürmeye çalışıyor. 

Üç seçeneğin de önümüzdeki süreçte birinci seçeneğin belirleniminde zaman zaman gündeme gelmesi ya da göreli öneminin değişmesi olası.

Hareketin iç gerilimlerinin radikal bir kırılmaya ya da ayrışmaya yol açması ise gündemde değil.

*****
Kobane gündeminin ağırlığını hissettirmesiyle beraber düşük profil sergilemeye başlayan CHP'nin yaşadığı sıkışmayı ise önemsemek gerekiyor.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun Kobane konusunda yaptığı açıklamalarda IŞİD'e karşı Türkiye sınırları içerisinde alınacak tedbirler sıralanıyor ve AKP'nin mezhepçi politikaları eleştiriliyordu.

Ne var ki bölgeye yönelik emperyalist planları cepheden karşıya almak gibi bir perspektifi olmayan Kılıçdaroğlu, dış politika alanında bütünlüklü bir alternatif sunamıyor.

Bu durum, dış gündemle iç gündemin iç içe geçtiği Türkiye'de CHP'nin kendisini bir iktidar alternatifi olarak şekillendirmesini de güçleştiriyor.

CHP'nin iktidar alternatifi olup olmaması kendi sorunu ancak mevcut tablo bu partiye yüzünü dönen AKP karşıtı geniş kesimleri siyasetsizliğe mahkum ediyor. 

Sosyalistlerin de temel olarak odaklanması gereken alan burası.

Bunun için Cumhuriyet'in soğuk savaş dengeleri üzerinde şekillenen dış politikasını "Yurtta sulh cihanda sulh" hedefi anlamında sürdüren ancak bölgedeki aktörlerle kurulacak ilişkiler anlamında aşan bir düzlem geliştirilmesi gerekiyor.

Bölgedeki ilerici ve antiemperyalist güçlerle ittifaklar üzerine şekillenen radikal bir barışçılık AKP'nin Türkiye'yi sürüklediği tablodan çıkışı sağlayabilir. 

Bu noktada "Kobane'yi gündemimize alırsak Cumhuriyetçi kesimlerle uzaklaşır mıyız?" sorusu tersinden sorulabilir: "Bölgeye ilişkin stratejisine Kürt halkını yerleştiremeyen bir öznenin geniş kitleler tarafından ciddi bir alternatif olarak görülmesi mümkün mü?"

*******

Bu yazı, Nejat'ın haberini alarak başladığımız bir günün sonunda tamamlanıyor.

Emektar, samimi, devrimci Nejat, IŞİD'e karşı savaşırken hayatını kaybetti.

Anlaşamadığımız konular da yan yana yürüdüğümüz zamanlar da az değildi...

Işıklar içinde uyu!