Kızılay, doğum kontrolü ve HAZİRAN



25-12-2014 09:36


Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar’ın eşcinsellerden kan almadıkları yönündeki açıklamaları bu haftayı meşgul eden gündemlerden biri oldu. Akar çok tepki gördü, ilgili sivil toplum kuruluşları çeşitli açıklamalar yaptı. Tepki görsün, verilmeli; ancak Akar’ın bu açıklamalarına şaşırmak çocukça olur. Neden mi? Kızılay’ın son 2 yılda nasıl gündeme geldiğine şöyle bir göz gezdirelim...

Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, 2013 yılında da “helal kan” ve “milli ilaç” açıklamaları ile gündeme gelmişti. Toplumsal hayatı her alanda dincileştirmeyi misyon edinmiş AKP iktidarı, Dünya Helal Gıda Kongresi, Hacamat Kongresi gibi etkinliklerden sonra "Müslüman bir milletin Müslüman Kan Bankası" projesini hayata geçirmişti. Akar’ın bu haftaki açıklamalarını da bununla ilişkili değerlendirmekte fayda var, artık sağlık ve tıp uygulamaları bilimsel nitelik ve kriterlerle değil, sünni islam referansları ile şekillendiriliyor.

Dinci gericiliğin olmazsa olmazlarından biri olan aşı karşıtlığının temel argümanlarından biri, aşıların içinde domuz kanı olması iddiası olageldi. Geçen yıl İzmit’te bir ailenin bu iddiayı sahiplenerek çocuklarına aşı yaptırmamaları basında geniş şekilde yerini bulmuştu. Sosyal medyadan “Aşı Yaptırmaya Mecbur Değilim Hareketi”1,2 üzerinden örgütlenen bu hareketin 2013 yılında toplam takipçi sayısı 765 iken bugün itibariyle bu sayı 2 bin 149’a ulaşmış durumda. Sıkı bir sosyal medya avcısı olan AKP, toplum sağlığını son derece tehdit eden bu konu ve ilgili sayıları iki bini geçen bu kişiler hakkında herhangi bir soruşturmaya gerek duymuyor. Bunun yanında, pek çok hak mücadelesi veren sivil toplum örgütü ve/veya liberal sol örgütün kucak açtığı Mazlum-Der gibi dinci gerici hak örgütleri de bu çağ dışı hareket ile ortak basın açıklamaları düzenliyor3.

Peki ya Kızılay’ın kurumsal “sicili”? Ona da bir bakalım...

Kızılay’ın 2005 yılında Denizli Babadağ AKP'li Belediye Başkanı Ali Helvacı'nın kızı Betül Helvacı ve Başkanvekili Ahmet Akbaş'ın yeğeni Özgen Akbaş'a sınavda başarısız olmalarına rağmen burs bağladığı ortaya çıkmıştı. Başkan Helvacı, kızının sınavda başarılı olduğu için burs verildiğini, şevkinin kırılmaması için bursu kabul ettiklerini açıklamış; oysa kızı sınavı kazanamamıştı. CHP’li milletvekillerinin konuyla ilgili mecliste soru önergesi vermesi üzerine, kurum verdiği tüm bursları durdurmuş, esas ihtiyaç sahibi olan bursiyer öğrencileri de mağdur etmişti. 

Kurum, Mayıs 2011’de 5,9 şiddetinde depremle sarsılan Kütahya'da bir yardım skandalına imza atarak gündeme gelmişti. Haziran ayındaki genel seçimlere 18 gün kala Türk Kızılayı’nın bölgeye gönderdiği yardım malzemeleri AKP’nin Kütahya milletvekili adayı Bediha Türkyılmaz'a ait seçim minibüsü tarafından dağıtılarak AKP’nin seçim propagandasına malzeme edilmişti.

2012 yılında kurum iki büyük skandalla haber konusu oldu. Kızılay’ın banka kanından üç kişiye AIDS hastalığına neden olan HIV virüsü bulaşması üzerine Türk Kızılayı Genel Başkanı Akar “Haberlerdeki kan Kızılay kanı değil, toplumumuzun kanıdır. Suçlu kanı verendir, cezalandırılması lazım” diyerek, kurumun rutin yapması gereken kan testleri konusundaki ihmalini ört bas etmeye çalışmıştı.

Yine 2012 yılında kış aylarında, hala Kızılay’ın verdiği konteynerlerde yaşamaya çalışan Vanlı depremzedelere bu çadırları boşaltmaları, boşaltmadıkları takdirde elektrik ve sularının kesileceği bildirildi. Çünkü bu konteyner ve çadırlar AKP’nin Suriyeli sığınmacılar için kurduğu kamplara tahsis edilecekti. Böylece bir kez daha AKP’nin yaptığı herhangi bir işin yardım veya insan hakları amaçlı değil, AKP’nin o dönemki çıkarlarına uygun araçlar olarak kullanıldığı ortaya çıkmıştı.

Nisan 2013’te ise Türk Kızılayı yatak alımında yaptığı ihale skandalı ile gündeme geldi.  Kızılay'ın 25 bin yatak için açtığı ihaleyi en düşük teklifi vermesine rağmen Üçler adlı firma yerine İstikbal A.Ş. kazandı. Konuyla ilgili olarak Kızılay, “İhaleyi büyük bağışçılarımızdan İstikbal’e vermeyi uygun gördük” derken, 2013 yılı sonuna kadar kamu ihalelerinden yasaklı firma konumundaki İstikbal “bağışçı” sıfatıyla ihaleyi kapmış oldu.

AKP iktidarında Türk Kızılayı’nın getirildiği son nokta budur. Bir başka “son nokta” da Erdoğan’ın doğum kontrolüne ilişkin son açıklamalarıdır. Bu konuda en güzel cevap konuyla ilgili bilimsel yeterlilikten, yani Türk Jinekoloji ve Obstetri Derneği’nden (TJOD) geldi; jinekologlar, “Herkes kendi işine baksın” minvalindeki “nazik” açıklama ile söylenebilecek en güzel şeyi söylemiş oldular.  

AKP iktidarının “son noktaları” bitmez... İyisi mi biz burada bitirelim, önümüze bakalım. Malum yeni yıl geliyor...

TJOD’un açıklamasını arkamıza alarak bu yıl biz de “kendi işimize” bakalım. Yeni yılda yeme-içmeden eğitime, giyinmekten dile, yargıdan sağlığa toplumu ilgilendiren tüm hizmetler ve yapıları son derece agresif bir şekilde sünni islam kriterlerince dinci gericiliğe mahkum eden bu örgütlü gericiliği tarih sahnesinden süpürelim.

Yetinmeyelim; örgütlü gericiliğe can katan örgütlü aptallığa da, tüm liberal sözde sol yapılanmalara da hak ettikleri çöplükte manzaralı bir yer ayıralım.

Yetmez; emekçi katillerini, çocuklarımızın katillerini ve “Vur!” emri verenleri, savaş çığırtkanlarını, hırsızları, kadın düşmanlarını, ırkçıları, ülkeyi koca bir F Tipine çevirenleri yine o çöplüğe yerleştirelim; tabii ki dikkat edelim, “mazlum” liberallerin manzarasını bozmasınlar.

“İşimizin” özeti; biz iyisi mi Birleşik Haziran Hareketi’ni büyütelim, sınıf mücadelemizi canlandıralım, çoğaltalım, sel olalım... 2015 yılı emekçilerin, çocukların, kadınların, gençlerin, güleç gözlerin, neşeli şarkıların, kısacası BİZİM olsun!

1.     https://www.facebook.com/aymd.org

2.     http://www.aymd.org/

3.     http://istanbul.mazlumder.org/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/stklardan-ortak-aciklama-zorla-asi-yapmak-huk/9951