Kırıklar bizi yıldıramaz!



31-05-2015 07:59


Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olarak bu haftanın en büyük aksiyonu San Andreas Fayı belki de diğer aksiyon / felaket filmlerinden daha farklı bir anlam içerebilir bizler için. Ama film işin göstermelik felaket boyutuna o kadar odaklanmış ki, araya uyduruk bir parçalanmış aile sendromu sıkıştırmış. Yani film tüm yıkıntıya yani yok olan koca bir coğrafyaya karşın parçalanmış aileyi bir araya getirmek için adeta cambazlık yapıyor. Bu da lanet olsun dünya biterken ortaya savurduğunuz o mesajlara dedirtiyor. Haa bir de coğrafya dedim değil mi? Ortada coğrafya falan yok, sadece bina ve binalardan kaçan insanlar var. Yani deprem geri planda kalıyor, ortaya binaların yarattığı enkaz kalıyor. Sadece ailesini kurtaran (tabii o da bir şey) itfaiye eri filmin sonunda sallandırılan Amerikan bayrağının yamacında öyle bir laf ediyor ki, bırak dağınık kalsın demek geliyor insanın içinden. Yeniden inşa edeceğiz lafı, doğaya meydan okuma, büyük Amerikan ruhunun bitmeyeceğine dair en alasından bir mesaj içeriyor ve ne yazık şehri tekrardan kaplayacak koca koca binaları akla getiriyor.

San Andreas Fay hattı en bilinen ve yaklaşık 1000 km’lik uzunluğa sahip bir kırık… Boydan boydan kırılması halinde filmdekine benzer bir durum ortaya çıkacak muhtemelen. Doğanın kendi içinde yaptığı bir hareket insanlar katında büyük felaketlere sebep oluyor ne yazık. İlginç olan da insanoğlunun doğanın üzerine büyük bir ağırlık olarak çökmeye devam etmesi,  devasa binalarla kendi gücünü sınaması. Bir feskelik canımız var doğa karşısında, o yüzden biraz alçakgönüllü olmak da fayda var… Binalardan kaçıp, sonra tekrar bina dolu bir şehir hayal etmek de insanoğlunun zayıflığı ve zaafı olsa gerek! Haa kırıklar bizi yıldıramaz diyorsanız buyurun o halde! Her türlü klişesine rağmen izleniyor tabii, neden izlenmesin!

İyi bir yaşam, iyi bir yalan!

Kanadalı yönetmen Philippe Falardeau imzası taşıyan The Good Lie / İyi Bir Yalan iki kısımlı bir film. İlk kısım Sudan’da savaştan kaçan çocukların (mülteci kampında geçen yıllarında birer yetişkin oluyorlar) mücadelesini anlatırken, ikinci kısımda Amerika’daki yeni hayatlarına alışma mücadeleleri anlatılıyor. Kültürlerinden uzak, doğanın içinde bir anlamda yaban hayatı süren bu gençleri Amerika’ya alıştırma ve orayı sevdirme çabaları pek bir sinir bozucu. Bazıları tarafından iyiniyetli çalışmalar olarak algılanabilir ama evde çalan telefona cevap veremeyen, yatakta uyumayı bilmeyen ve en önemlisi hamburgeri tanımayan (!) bu üçüncü dünya gençlerini yansıtma biçimini tutmadım filmin. Bir Amerikalıyı (ya da hepimizi) Sudan’a salalım, karşısına da küçük bir kaplan yavrusu çıkaralım bakalım ne yapacak? Ne yapacağız? O yüzden filmin başlığı cuk oturmuş, iyi bir yaşam fikri iyi bir yalan! Ama şöyle de bir gerçeklik var tabii, adamlar sosyal devlet. Bakamayacakları insanları ülkelerine davet etmiyor, onları bir de yabancı bir kültürün kaosunda boğmuyorlar. Ama biz ne yapıyoruz kapının sürgüsünü açmayı sosyal bir davranış olarak algılıyoruz. Kaldırımları yatak, parkları ev, çocukları işçi yapıveriyoruz hemencecik!

İyi Bir Yalan ne kadar iyi niyetli yaklaşmaya çalışan bir olsa da duygusal yanı eksik, duygu sömürüsünün önünü kesmek için donuk bir film olmuş çıkmış. Kimsenin var olan duruma tepkisi, eskiye olan özlemi ya da hayalleri ortaya çıkmıyor. Film bir sosyal sorumluluk projesi bilinciyle çekilmiş öyle görünüyor ama istenilen duygu seyirciyi sarıp sarmalayamıyor. Yabancı bir ülkede tekrardan var olmanın şansı ne onlara yardımcı olan Carrie ile (Reese Witherspoon’u bir artısı yok filme) ortaya çıkıyor ne de duygusal olarak. Bunlardan sıyrılıp izlerseniz, mülteci olmanın aslında ne kadar önemli ve vahim olduğunu bir kez daha kavrarız! Mesele kapıyı açmak da değil, sonrasında!

Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası…

Tiyatro büyük salonlardan küçük alanlara yayıldı, oda tiyatroları kıvamında, biraz rahatsız koltuklarda, hatta sandalye tepelerinde oyun izledik. Tek tiyatro yapılsın biz her şekilde izleriz, ne yapalım! Okan Bayülgen bu sene Selin Atasoy’un kaleme aldığı Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası’nı yönetti. Arkadaşım Murat Tolga Şen de rol aldığı için izlemeye gittim. Etiler My Cabaret’te sahnelenen oyun yemekli, içkili, sohbetli… Ortaya oyuncuların masası kurulmuş, bir cinayetin gizemi çözülmeye çalışılıyor, herkesin sırları ortaya saçılıyor. Hem eğleniyor, hem izliyor hem de arada katil kim konusunda kafa yoruyorsunuz. Bu sene son temsiler haftaya, ondan sonrası turne ve seneye tekrar merhaba diyecek olan oyunu izlemenizi tesviye ederim. Oyunda Ayçin İnci, Burcu Kara, Kerem Atabeyoğlu, Almıla Uluer, Emrah Kolukısa, Yücel Özeke, Metin Arslan ve Murat Tolga Şen gibi isimler rol alıyor. Katil Kim’i bulup oyunda sürpriz hediye kazanmak da mümkün!...

banubozdemir@gmail.com