“Kim kazanırsa kazansın” mı? Bir anlamda evet!



31-05-2015 08:03


Ercan Gündoğan

Politika herkes için farklıdır. Althusser, politikayı toplumsal ilişkilerin değişimini amaçlayan bir alan olarak tarif etmişti. İdeoloji, düşünceleri, ekonomi, doğayı dönüştürmeyi amaçlıyordu. Konumuz politika ve politikayı bu anlamda ele alıyorsak, seçimlere nasıl bakacağız? Seçimlerle bir dönüşüm amaçlanır mı? Amaçlayanlar vardır elbette, seçimlere hep “dönüm noktası” olarak bakanlar da.

Genel oyun aşama aşama, 1850’lerin Fransası’ndan buyana, genel kabulü ve yaygınlaşması, politikayı parti politikasına, seçim politikasına, meclis ve parlamento politikasına indirgemeye başladı. Esas burjuva politikası olan bu alana, 1870’lerden sonra sosyal-demokrat ve sosyalist partiler de dahil olmaya başlamıştır. İşçi sınıfının “seçim politikasına” dahil olmasıyla, malum politika, hem “demokratik”, hem de “kitlesel” hale büründü. Malum, zamanla, işçi sınıfı, ideolojisi, çıkarları, sisteme “entegre” edildi. Bildiğimiz “sosyal-demokrasi” böylece ortaya çıkmaya başladı.

Seçim hakkı, seçilebilmek, sisteme “entegre” olmak, pek açıdan kazanım anlamına geliyordu. Kazanımlar elbette vardır, hatta, pek çoktur. Ancak, sosyalizmden, sosyalist dönüşümden de uzaklaşılmıştır. Başka türlü olabilir miydi, en azından gelişmiş Avrupa için, tartışmalıdır. Örneğin Engels, Alman sosyal demokrat partisi, seçim odaklı politikayı benimsemeseydi, neler olurdu, sormak gerek. Başka türlü ne olabilirdi, geçmişi yeniden tasarlamak demektir. Alman partisi tümüyle devrimci, seçim ve parlemento dışı bir politika benimsese, herhalde, parti o parti, kitle tabanı da, o işçi sınıfı olmazdı. Belki bu parti, çok daha önce bölünür, kendi Lenin’ini, daha Lenin’in doğduğu yıllarda çıkarırdı.

Yine geçmişe gidelim ve soralım: TİP’li sosyalist militan gençler, partiyi terketmese, hatta parti içinden yönetimi bizzat kendileri ele geçirmeye çalışsaydı? Hatta, sonunda, parti yönetimini ele geçirselerdi! Hemen tahminimi söyleyeyim: TİP, bir tür TKPC, THKO, TİİKP koalisyonu olarak gelişir, sonra tekrar parçalanırdı. Muhtemelen 12 Mart da, bir kaç yıl önce gerçekleşirdi. Böyle olmasaydı da, 12 Eylül erkene çekilirdi. Başka senaryolar önerilebilir elbette.

Politika hangi amaçla yapılırsa yapılsın, seçim için ya da yukarıda belirttiğim gibi “toplumsal ilişkileri dönüştürmek” için olsun, mutlaka, bir  yapıyla, yapılarla, bir bilinç seviyesiyle karşı karşıya kalınacaktır. Alman partisi bu gün bilinen sosyal demokrat çizgi yerine Marksist çizgiyi benimseseydi, ya da 1960’ların Türkiye sosyalistleri TİP içinde kalıp mücadele etmeye çalışsaydı, çok kaderci olmayalım ama, benzer gelişmeler, başka zamanlarda, başka isimlerin öne çıkmasıyla tekrar eder gibi geliyor bana. Çünkü, yukarıda söylendiği gibi, yapı, yapılar, bilinç seviyesi, bir de “konjonktür” söz konusudur.

***

Tarihten bu güne gelelim: Türkiye’de bir hafta sonra milletvekilliği seçimleri yapılacaktır. Kim kazanırsa kazansın, farketmez, diyecek durumda mıyız? Pek çok sol kesim “AKP’nin geriletilmesi” stratejisini benimsemişe benziyor. Önemli bir kısmı da, bu gerilemenin  HDP’nin seçim barajını geçip meclise milletvekili seçtirebilmesiyle olanaklı olduğunu söylemektedir. Yüzeysel olarak bakarsak, doğrudur. Derine inersek, yukarıda yazılan cümleyi tekrar etmem gerekecektir: “(Ç)ok kaderci olmayalım ama, benzer gelişmeler, başka zamanlarda, başka isimlerin öne çıkmasıyla tekrar eder gibi geliyor bana. Çünkü, yukarıda söylendiği gibi, yapı, yapılar, bilinç seviyesi, bir de “konjonktür” söz konusudur”.

Yapı, yapılar, bilinç, konjonktür...İlk ikisi Marks’ın, diğer ikisi Lenin’in çok sevdiği konulardır. Olabilen zaten ikisinin sevdikleri yanyana gelince olabilmiştir.

Biraz daha açalım:

Türkiye otuz yıllık neo-liberalizmle sentez içinde, bir önceki dönemini restore etmeye çalışacaktır. Bunun için CHP ve eskiden CHP’nin içinde olan zamanın HDP’sini tekrar ön plana çıkartmaya çalışmaktadır. Benzer şekilde, otuz yıllık neo-liberalizmi koruyarak, Türkiye, bir tür AP, RP, ANAP restorasyonunu da yapmaya çalışacaktır. On üç yılın AKP’si, geçicidir. Ama, o da senteze ve restorasyona dahil edilmek zorundadır.

Açtığımızı daha somut yazalım: Kürtler, bu halleriyle, “sisteme” entegre edilecektir. Bu süreç içinde de, öyle görülüyor, kaldığı kadarıyla eski Maocu, halk devrimci, PKK, bitirilecektir. HDP şimdi ya da kısa bir süre sonra meclis partisi olarak kabul edilsin, mevcut parti sisteminin parçası haline getirilecektir.  Baraj altı ya da üstü, sadece, zamanla, kişilerle oynanmış olacaktır.

AKP ne kadar düşecek, artık açık hale gelmiştir, bu haliyle sistemin kaldırabileceği bir parti ve hareket olmaktan çıkmıştır. AKP, 2013 yılının Haziran’ında, sonra Aralık’ında, çoktan düşürülmüştür. Bu düşmemiş haliyle, aslında dönüşerek ayakta kalmaya çalışmaktadır. AKP, ayakta dursa da, 7 Haziran’dan sonra tekrar hükümet kurabilir hale gelse de, tarihsel olarak bitmiştir. Çünkü, “ılımlı İslam”, “siyasal İslam”, bitmiştir.

Bir tarafta PKK, öte tarafta “siyasal İslam”, haliyle Erbakan ve şimdi de Erdoğan bitmekte olduğu içindir ki, yavaş yavaş, MHP de bitmektedir. Ama, bitmekte olanlar, değişmek, dönüşmek zorundadır.

CHP dönüşmüştü, daha da hızlı şekilde dönüşmek durumundaydı, zaten şimdiki durumu da budur. Laiklikle ilgili bir iddiası artık bulunmuyor. Bundan böyle, TÜSİAD ile MÜSİAD’ın ortak çıkarlarını savunmaya çalışacağı açıkça görülüyor.  Bir “sentez” ve “restorasyon” işlevi yükleneceği görülüyor.  Bu seçimde olmazsa, hemen arkasından...

***

Şimdi soralım, sanki “yapı, yapılar, bilinç, konjonktür” hiç yokmuş gibi...HDP baraj altında kalırsa, ne olacak?

Kimse merak etmesin, şimdi olmazsa, bir dahaki sefere girer!

***

“Yapı, yapılar, bilinç, konjonktür” demiştik. Yazılanlar ilk ikisine vurgu yapmıştır.  Bilinç ve konjonktür ise, şunları söylüyor, şunları gerektiriyor: Milliyetçilik, ulusalcılık, İslamcılık, neo-liberalizm artık tepkisel hale gelmiş, hatta, geri çekilmek üzeredir. İçeride durum budur. Artık sadece “restorasyonun” birer öğesi olabilirler. Komşu devletler, sınırlar, dış politika çoktan değişmiştir. Yeni dış bağlantılar, birleşmeler, ittifaklar olanaklı hale gelmiştir.

“Kim kazanırsa kazansın” dememek için, yapının içsel dönüşümünü, kaymalarını, bu dönüşüme, kaymalara eşlik eden bilinç seviyelerini görmek gerekiyor  Ancak o zaman, şu parti meclise girer mi, diğer parti yüzde kaç oy alacak soruları anlamlı hale gelebilir.

***

AKP yüzde kırkın altına düşer mi? Evet, ama, düşmese bile, daha sonra tümüyle düşer. HDP barajı geçer mi, evet olabilir, olmazsa, bir dahaki sefere geçer...Merak etmeyelim!

Ama esas konular bunlar değil, toplumsal dönüşümü şimdiden hazırlamaktır. Politika da zaten budur! En azından bizim için.