Kestane kebap, bu ne biçim cevap!



22-03-2015 08:20


Filmmor Kadın Filmleri tarafından yıllardır gereksiz bir cinsiyetçi tavırla seçilen Altın Bamya'dan hiç hazzetmiyorum. Arka Pencere'nin yılın en kötülerini yani kestanelerini seçip, alarm zilleri çaldığı oylamaya ise sırf davete icabet olsun diye her yıl gönülsüzce katıldığımı ve bir türlü çıkan sonuçlarla çakışmadığımızı da söylemek isterim. Oylama yöntemiyle olunca böyle oluyor elbet diye sesimi çıkarmamıştım ama bu sene neredeyse kötü diye hiçbir sinema yazarının izlemediği filmleri kategori dışı görünce olayı biraz eşelemek istedim. Bir kere oylama katılan çoğu isim festival filmi dışında yerli film izlemiyor ve en kötü kategorisinde seçici olarak yer almayı kendinde hak olarak görmüş. Neye göre buna karar vermişler, gerçekten de şaşırdım. En kötüyü oylarken izlemediği filmler için hangi kategoriyi dikkate aldılar merak ettim doğrusu.

Aslında bu oylama sistemi bize her şeyimizin biraz da ezbere gittiği ülke sistemini çok güzel özetliyor bence. En kötüyü seçerken de en iyi belirlerken de aynı ezberci sistemle davranıyoruz, bize bu kadarı yeter deyip daha ötesini zorlamıyoruz. Geçen haftaki yazımdan SİYAD adaylarındaki aynılıktan dem vurmuştum, beş filmle yetinme duygusu diğer filmlerdeki olumlu özelliklere gözümüzü, kulağımızı kapatmamamızı sağlıyor ve her kategoride aynı beşli aday olarak can sıkmaya devam ediyor!

Şimdi Arka Pencere’nin en fena film adaylarına bakalım. Sabit Kanca 2 varken ben hiçbir filmi en kötü seçemem doğrusu! Hele adaylar arasında  bir Yav He he, Bir Gece ve 10. Köy Teyatora mutlaka olması gerekirken. Ama izlenmedikleri için yoklar! Bu durumda ilk sıraya yerleşen Orçun Benli imzalı Gulyabani en azından bu filmin oylamaya katılan daha çok kişi tarafından izlendiğini gösteriyor ama yine de sonuçlar tatmin edicilikten uzak!

Biray Dalkıran’ın ödülü benim için şöyle bir gerçekçilik içeriyor, bu kadar fazla filmi arka arkaya sıraladığı ve hepsinde de belli bir ivme yakalayamadığı için hak etmiş görünüyor! Ama bi yandan da Dabbe serisiyle otomata bağlamış ve fazlasıyla cepten yiyen Hasan Karacadağ için de özel bir formül düşünülmeliydi! Hatta Recep İvedik için tüm ziller bir yıl boyunca alarm kıvamımda tutulmalıydı gibi yöntemler geliyor aklıma. Fırat Tanış’ı bir rolü için harcamak da çok etik durmuyor, mesela hep aynı rolle karşımıza çıkıp filmlere dair gerçeklik algımızı alt üst ettiği için Ercan Kesal’a da bir uyarı zili çalınıp kaçılamaz mıydı? Ya da Bir Varmış Bir Yokmuş da erkek karakterin dip mevzusunu bir kayıp vakasına bağlama halinin zorlayıcılığına bir bipp çalınamaz mıydı? Neyse liste uzar gider böyle ama bu tarz anketlere gerçeklik kazandırmak için ince eleyip sık dokumak, gerçekten de izleme yapıldığına emin olmak gerekiyor, yoksa şunlara sorduk şu yanıtı aldık gibi sonuçlar tatmin etmediği gibi gerçeklikten bir hayli uzak duruyor ne yazık!

Not: Kötü film izlemeyenler bu oylamada neden var!

Kocan Kadar Konuş!

Biz de roman uyarlamaları bir hayli az, senaryo sıkıntısını aşmanın güzel yollarından biri oysa ki. Gelecek hafta vizyona girecek olan İçimdeki İnsan da roman uyarlaması. İrfan Yalçın’ın Fareyi Öldürmek kitabından uyarlanan film bir hayli psikolojik ve absürd bir hava yaratıyor ve filmi farklı bir noktaya çekmeye başarıyor. Kocan Kadar Konuş ise Şebnem Burcuoğlu’nun kitabından uyarlama. Herkesin evlilikle, bir adama kendini yamamakla kafayı bozduğu günümüzde Efsun gibi ayakları üzerinde durmaya çalışanların artması dileğiyle dileğiyle diyelim. Film kendisiyle dalga geçebilen, bu yüzden de komik olmayı başarabilen Efsun karakteriyle şenleniyor gerçekten de, geri kalanın silmesi sıkıcı. Ne yaşamayı ne de hayattan zevk almayı biliyorlar. Her şeyi planlı programlı, bir adama şirin görünmek üzerine kuran diğer kafalar neyse ki filmde fazla öne çıkmıyor, yan ses olarak kalıyor da keyfimize bakıyoruz. Yüzde yüz Türk kızı imajı buysa vay erkeklerin haline gerçekten de. Her dakika oynadığını, erkeklere şirin gözükmek için kendi gerçekliğinden uzaklaştığını, hayatını tüyolar ve formüller üzerine kurduğunu görmek çok bildik! Bunu fark eden erkeğin hala ısrarla orada durması da farklı bir algı olsa gerek. Kocan Kadar Konuş Ezgi Mola’nın varlığıyla sevimli bir noktaya taşınıyor, tabii azıcık Bridget Jones Günlüğü’ne de dalmış senaryo. Özellikle de slikonlu külot esprisiyle! Hayatı önce kendisi için yaşanır kılan, sonra bir erkek arkadaş ya da eş arayışına giren kadınlara sevimli bir selam yolluyor film! Mesajı alınız lütfen!

O.H.A’ya keşke inanabilsek!

O.H.A neredeyse iki yıldır vizyona ha girdim ha gireceğim diyerek seyirciyi fena kandırıyor. İki yılda yeterli salon sayısına ulaşamayacağı, taş çatlasa 25-30 salonla sınırlı kalacağı anlaşılmış olmalı artık. Keşke öyle olmasa ama öyle işte! Yönetmeni Levent Soyarslan’ın son dakikada vizyon erteleme durumu bence salonların geldiği tekelleşmeyi işaret etmekten bir hayli uzak, gayet kişisel bir durum. Eğer öyle olsa salon bulamayan diğer filmlerle bir işbirliğine gidilmeye çalışılır ve tekelleşme belası bütün filmler için ele alınırdı. Belki de yöneten filminin vizyona görmesini istemiyordur ne dersiniz? Olabilir tabii bunda herhangi bir suç durumu yok ama neredeyse iki yılda altı – yedi kere ertelenen vizyon durumu kabak tadı vermeye başladı! Acil çözüm!

banubozdemir@gmail.com