Kent Suçu mu cinayeti mi?



24-10-2016 07:22


Emre Gürcanlı

“Kent suçu” kavramı yeni sayılabilecek bir kavram. Kentsel dönüşümle, “mega”, “çılgın” projelerle ve onlara karşı mücadele edenlerin pratiğiyle ortaya çıkan bir kavram bir bakıma.

Kurucusu olduğum ve halen de yürütmesinde yer aldığım Toplumcu Mühendisler ve Mimarlar Meclisi, bundan iki yıl önce kent suçlarıyla mücadele kararı aldığında ortaya öncelikle bir tanım koymaya çalışmıştı:

“Kent Suçu Nedir?
Suç, hukuki bir kavram olarak kent ile ilişkilendirildiğinde çeşitli alt başlıklarda incelenebilir. Suç eyleminin, genel olarak Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) tanımlanan biçimiyle kent ile ilişkilendirilmesine sayısız örnek verilebilecek olsa da ceza yasaları kent suçunu tanımlamaktan uzaktır.

Uzun yıllardır ülkemizde “kent suçları”, “kente karşı işlenen suçlar” gibi kavramlarla tanımlanan ve asıl olarak kent yaşamını tahrip eden, kente ait olan kültürel, tarihi ve doğal zenginliklerin olumsuz yapısal değişikliklere uğramasına yol açan, kamu yararını gözetmeyen her türlü eylem bu kapsamda tanımlanmaktadır.

“Kent suçunun” yalnızca TCK kapsamında ele alınması yeterli değildir. İmar, Belediye, Kıyı, Orman, Boğaziçi, Çevre Kanunu gibi birçok yasal düzenlemede bu suçun kent ile dolaylı ya da doğrudan bağlantısını gösteren düzenlemeler bulunmaktadır. Öte yandan kent suçunun yalnızca yasalar çerçevesinde ele alınmasının mevcut yasal düzenlemelerin bir dizi gayri meşru özelliği bulunmasından ötürü sınırları olduğu da bir gerçekliktir.

Kentlerimizin ve doğal yaşamımızın bir parçası olan ekosistemde, kalıcı yıkımlara yol açan uygulamaların ülkemizde sayısız örneği bulunmaktadır. Kente karşı işlenen suçlar ya da genel tanımıyla kent suçları, çeşitli eylemler sonucunda zarar gören kentler ve toplum  ile kente zarar veren tarafların etkileşiminde ortaya çıkan bir suçtur. Bu suçun tanımı, tarafları ve sorumlularının yukarıda anılan şekilde yalnızca ülkemiz yasal mevzuatı kapsamında ele alınması, kent suçunun faillerinin bizzat kanun koyucu mekanizmalardan kaynaklandığı düşünülecek olursa yanlış ve eksikli olacaktır.” (http://www.toplumcumeclis.org/index.php/yazilar/item/218-kent-su%C3%A7lar%C4%B1yla-m%C3%BCcadele)

Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası ve pek çok demokratik kitle örgütünün yaptığı etkinliklerde, yayınladıkları farklı yayınlarda bu kavram zikrediliyor. Daha da eskiye gidersek örneğin Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi Eylül 1993 sayısında, bir panelde sunulmuş olan Kente Karşı Suç Kavramı Üzerine Düşünceler başlıklı bir bildiri ile yine aynı derginin 2008 yılı Temmuz sayısında da Kente Karşı Suç: Hukuksal Bir Çerçeve başlıklı yazılar bulunuyor (her iki yazının da linki yazının sonunda). 

Daha kısa ve net bir tanım da Barış Bildirisini imzaladığı için KHK ile üniversitesiyle ilişiği kesilen, kente karşı işlenen suçlar  konusunda sayısız çalışması olan ve aynı zamanda aktif olarak mücadele eden Kocaeli Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Gül Köksal’dan geliyor. Köksal, kent suçunun, bir anlamda öznenin kent olduğu ve bu özneye karşı işlenen suçu temsil etmekle birlikte bir anlamda da kent hakkını ihlal eden tutumlar nedeniyle kentte yaşayan her türlü canlının hakkına zarar verme durumuna işaret ettiğini söylüyor. Diğer bir deyişle, kent bünyesinde yaşayan her canlının refahı, sağlığı, gelişimi ve benzeri tüm temel hak ve özgürlüklerini eşit ve adil bir biçimde gözeten bir anlayış karşısındaki her hareket, kent suçu olarak sayılabilir.

Bu konuda uzun uzadıya bir tartışma açmak anlamsız. Yalnızca bu kavramı biraz genişletmeyi, Gül hocamızın tanımından da hareketle ‘her canlının refahı, sağlığı ve gelişimi” ifadelerini basamak yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu gerekli, daha doğrusu kaçınılmaz, daha da doğrusu yaşamsal!

Kent Suçu, İnşaat Terörüne dönüşürken…

Neden bu konuya girdiğimin yanıtını ise Kadıköylüler çok daha iyi biliyor. Kadıköy Kent Dayanışması’nın bildirisinde:

“Kentsel dönüşümün yoğun ve vahşi bir şekilde gerçekleştiği Kadıköy'de inşaat araçları terör estirmeye devam ediyor. 1 Yıl içinde 5 cinayet gerçekleşti. Hüseyin Özbudak, Fahrettin Kerim Gökay Caddesi'nde karşıdan karşıya geçerken öldürüldü. Kurbağalıdere’nin balçığını taşıyan hafriyat kamyonu yaya yolunda yürüyen Şule İdil Dere’yi ezerek öldürdü. Suadiye'de kaldırımda yürüyen Ayşe Altın, hafriyat kamyonundan düşen beton kalıplar altında kalarak öldürüldü. Geçtiğimiz hafta da Özge Kandemir, yük kamyonunun altında kalarak hayatını kaybetti. Bu hafta ise Erenköy'de bir işçi hafriyat kamyonunun üzerine devrilmesiyle can verdi” deniyor.

Demek ki yaşamsal bir konudan söz ediyoruz. Demek ki kente karşı işlenen suç, kavramsal düzeyde değil bizzat somut bir şekilde insana, insan canına da kastediyor. Kente karşı işlenen suçlar, Kadıköy’de 5 yurttaşımızı bizden alıyor. Demek ki kavramı almak, açmak, genişletmek ve bir mücadele aracı haline getirmek gerekiyor.

Kent suçu kavramı, birbirinden bağımsız gibi görünen tekil suçları, sözgelimi imara aykırı bir yapı ile çevreye zarar veren bir proje veya yoldan geçen birisine çarpan bir kamyon, bir araya getiriyor. Plansız, programsız, toplumun çıkarları yerine sermayenin çıkarlarını savunan, çevreyi, şehir planlamasını, estetiği, ulaşımı, gürültüyü, tozu, her türden güvenlik ve sağlığı hiçe çayan projelerden söz ediyoruz. Ve bu projeler artık geleceğimizi değil, bugünümüzü de bizden alıyor, Şule İdil Dere gibi, Özge Kandemir gibi gencecik arkadaşlarımız “kent suçu” işlenirken öldürülüyor!

İşçi sağlığı ve iş güvenliği emeğin sağlık ve güvenliği sorunu, toplumsal bir konu, aynı zamanda halkın sağlığı ve güvenliği konusu diyoruz. Bir mühendislik projesi de, bir inşaat projesi de tasarımıyla, güvenli imalat ve inşasıyla aslında topluma ait, toplumla var olması, o şekilde düşünülmesi gereken şeyler. En teknik olarak görünen projenin bile toplumun çıkarları kapsamında tasarlanması, planlanması ve uygulanması gerekiyor. Aksi halde sularımız kirleniyor, ormanlarımız yok oluyor, kentlerimiz trafik, gürültü, toz topraktan, estetiğe aykırı insanı yaşadığına pişman eden inşaatlarda yaşanmaz hale geliyor ve dahası her gün bizzat yarattığı risklerle can alıyor, almaya devam ediyor.

Özellikle genç mimar, mühendis ve şehir plancısı arkadaşlarımızı bu kavramı tartışmaya, genişletmeye, mücadele etmeye çağırıyorum. Yaptığımız hiçbir şey “teknik” değil!

 

Kaynaklar:

http://www.todaie.edu.tr/resimler/ekler/6419541ded188c5_ek.pdf?dergi=Cagdas%20Yerel%20Yonetimler%20Dergisi

http://www.todaie.edu.tr/resimler/ekler/16f2a0fd70b3d65_ek.pdf?dergi=Cagdas%20Yerel%20Yonetimler%20Dergisi

http://www.toplumcumeclis.org/index.php/yazilar/item/218-kent-su%C3%A7lar%C4%B1yla-m%C3%BCcadele

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/cevre/54187/Kent_suclularini_desifre_edin.html