Ken Loach, sosyal haklardan yoksun çalışanların dramını perdeye taşıyor: Üzgünüz, size ulaşamadık

“İşçi sınıfının sinemacısı” olarak tanınan emektar (82 yaşındaki) İngiliz yönetmen Ken Loach’ın yeni filmi Üzgünüz, Size Ulaşamadık (Sorry, We Missed You) dün (cuma) ülke çapında sekiz şehirde tamamına yakını Cinemaximum zincirinin ‘sanat filmlerine’ tahsis ettiği salonlar olmak üzere toplam 16 salonda vizyona girdi. Üzgünüz, Size Ulaşamadık’ın makus talihi, sınırlı ölçekte gösterime girmesinden ibaret değil: filmin dağıtımcısı Filmartı, dünya prömiyerini bu yılki Cannes Film Festivali’nde yapmış bu film için “basın gösterimi” (eleştirmenlere ön gösterim) yapmaya tenezzül etmemişti ve işin fazladan ironik tarafı şu ki Üzgünüz, Size Ulaşamadık Türkiye prömiyerini yaptığı Filmekimi’nde gösterildiğinde de, ileride vizyona gireceği gerekçesiyle, İKSV tarafından basın kontenjanı ayrılmayan filmler arasında yer alıyordu...

Üzgünüz, Size Ulaşamadık’ın başkarakteri evli ve iki çocuk babası, Ricky adında bir emekçi. Ev sahibi olma planları 2008’teki ekonomik krizin ardından suya düşmüş ve borç batağına saplanmış olan Ricky, kirada oturmaktan ve birikmiş borçlarından kurtulabilmelerini sağlayacak düzeyde gelir elde etme umuduyla bir kargo şirketinde teslimatçı şoför olarak çalışmaya başlar. Bu kargo şirketinin çalışanlarına yönelik politikası sözüm ona onlara “imtiyaz” (franchise) vermek üzerine kuruludur ancak işin aslı, bu yöntemin çalışanları 8 saatlik mesai ve izin hakkı dahil olmak üzere sosyal haklardan külliyen yoksun olarak maksimum sömürü koşulları altında köle gibi çalıştırabilmek için hukuki bir kılıf olmasıdır. İlk işe çıktığı gün, bir çalışma arkadaşının idrarını yapabilmesi için Ricky’nin yanına bir pet şişe vermesinden işin rengi belli olur aslında: Ricky’yi, gün boyu tuvalete gitmeye bile zaman bulamayacağı bir tempo beklemektedir! Sonuçta Ricky kendisini haftada 6 gün, günde 14 saat kargo paketlerini zamanında teslim edebilmek için koştururken bulacaktır... Ve bu koşullar altında ailesiyle birlikte zaman geçirmeye fırsat bulamamak bir yana sorunlu bir okul hayatı olan oğlunun acil durumlarda bile yanında olabilmekte zorlanacaktır; çünkü, ne kadar istisnai ve meşru bir gerekçesi olursa olsun işinden izin alabilmesi söz konusu değildir: “işi aksatmak,” kargo şirketi tarafından ağır maddi yaptırımlara bağlanmış durumdadır. 

Senaryosunu Loach’ın pek çok diğer filminde olduğu gibi Paul Laverty’nin yazmış olduğu Üzgünüz, Size Ulaşamadık’ın konusu, hastane randevularına her gittiğinde kendisine kargo şirketi tarafından ağır maddi cezalar kesildiği için bu randevuları aksatarak hasta halde çalışmak durumunda kalan ve sonuçta yaşamını yitiren diyabet hastası bir kuryeye dair gerçek bir vakadan esinlenmiş. Fakat bu esinlenme, söz konusu vakadaki spesifik durumun birebir yansıtılması şeklinde değil; Üzgünüz, Size Ulaşamadık son çeyreğinde kısmen benzer, yine izleyicinin (sol memenin altındaki cevahir sönmemiş olan izleyicilerin) yüreğini burkan ve isyan ettiren ama başka bir olay dizgesi içeriyor ve anlatısını -örneğin yönetmenin bir önceki filmi Ben, Daniel Blake’ten (I, Daniel Blake, 2016) farklı olarak- başkarakterin akıbeti açısından kısmen açık uçlu biçimde sonlandırıyor.

Loach, bu sosyal gerçekçi anlatıyı popüler sinemanın ve sanat sinemasının yakın dönemdeki yenilikçi trendlerinden hiçbirine yüz vermemek anlamında gösterişsiz, son derece yalın bir sinema diliyle sunuyor, biçimciliğe zerre kaymıyor. Üzgünüz, Size Ulaşamadık’ın gücü ve etkileyiciliği, yalnızca içten toplumsal duyarlılığında değil, odağına aldığı karakterlerin yaşam koşullarını ve bu koşulları belirleyen ekonomik pratiği en sıradan, en ince detayına dek büyük bir sahicilikle yansıtmasında da yatıyor. Uzun lafın kısası, Üzgünüz, Size Ulaşamadık tereddütsüz biçimde bu yılın en iyi filmlerinden biri ve hatta kanımca en iyisi.

Son olarak, Üzgünüz, Size Ulaşamadık’ın günümüz kapitalist toplumlarındaki gerçekliğin bir yönünü tüm çıplaklığıyla sahici ve dolayısıyla, yukarıda belirttiğim üzere, yürek burkucu ve isyan ettirici biçimde yansıtışının örtük bir yönü üzerinde durmak istiyorum. Üzgünüz, Size Ulaşamadık’ta perdeye gelen aile aslen birbirine sevgiyle bağlı fertlerden oluşan bir aile ve uyumsuzluk içindeki oğul kısmen hariç olmakla birlikte birbirleriyle dayanışmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Hayat gailesi içinde birbirlerine zaman ayırabildikleri veya beraber oldukları az sayıda ve sınırlı zaman dilimlerinde insani bir yaşamın sevecen tezahürleri göz yaşartıcı biçimde perdeye geliyor. Ancak işin püf noktası şu ki, mevcut ekonomik dizge, ailenin içinde bulunduğu ekonomik darboğazın babayı ağır koşullarda çalışmaya yöneltmesi ve bu koşulda çalışmaya başlayınca elini verenin kolunu kaptırması gibi koşulların daha da ağırlaşması, bu insani zaman dilimlerinin tekrarlanmasını olanaksızlaştırdığı veya en azından zorlaştırdığı gibi, o zaman dilimlerindeki insani deneyimleri sonuçta kifayetsiz kılıyor. Özellikle filmin anlatısının sonlandığı noktadaki mizansenin, her şeye rağmen böyle anların ‘sağaltıcılığına’ değil, kifayetsizliğine dair oluşu, filmin imlediği noktanın bu ekonomik dizge içinde emekçi bireyin çaresizliğine işaret etmek olduğuna ve devamla bunun da örtük biçimde imlediği yerin, bireysel çabaların, mikro ölçekteki pratiklerin kifayetsizliği ışığında bu ekonomik dizgenin makro düzeyde külliyen değişmesi dışında çare olmadığına işaret ediyor.