Kazanımlar



18-01-2015 08:40


Barbaros Tantan

Çayırova ilçesindeki Emek ve İnönü Mahalleleri'nde Kentsel Dönüşüm Projesi uygulanmak istenmesi yüzünden yaşanan sıkıntı ver gerginlik, bölge halkının kazanımları ile bir derece de olsa yumuşadı gibi.

Projeye karşı çıkan halk, İnönü ve Emek Mahalleleri Güzelleştirme ve Yaşatma Derneği aracılığıyla Çayırova Belediyesi'ne dava açıp projenin iptalini talep etmişti.

Talepte, bölgenin, 2009 yılında kendilerinden habersiz olarak projeye dahil edildiği ve bu durumdan 2013 yılında haberdar olunduğu gerekçesine yer verilmişti.

Davanın son oturumu 30 Aralık 2014’te Kocaeli İdare ve Vergi Mahkemeleri'nde görüldü. Derneğe ulaşan sonuca göre, proje, her iki mahalle için iptal edildi.

Yaklaşık 2 bin nüfusa sahip olan Emek ve İnönü mahallelerinde 730 hak sahibi var. Yani, proje uygulanabilir görülseydi, bu kadar aile telef olacaktı. Yaşam alanlarından koparılıp göç etmek zorunda bırakılacaklardı.

Kentsel Dönüşüm Projesi konusunda çıkan bu karar çok alışılagelmiş bir sonuç değil. O yüzden, lokal de olsa ciddi bir kazanım…

**********

Aynı kategoriye girer mi?

Kentsel yaşama yön veren karar mekanizmalarında yaşanan değişimlerin kazanım olup olmadığını da bakmak lazım.

Kocaeli çok hassas dengelere sahiptir. Türkiye çapında dev protesto gösterileri olsa bile benzer gösteriler bu kentte çoğunlukla olaysız geçer. Bu ortamın sağlanmasında çeşitli etkenler vardır. Olaylara tepki gösterilir ama gerginlik pek tırmandırılmaz. Fakat, bir enerji birikmesi yaşanmadığı söylenemez, yani stresli bir kenttir.

Gerginliğe bağlı patlamalar yaşanmamasının çeşitli nedenleri vardır elbette. Onlardan birinin de, kent yöneticilerinin tavrı olduğu kabul edilir. Öyleleri geldi ki, sözde disiplini sağlamak adına kurallarından taviz vermedi. Bu yaklaşım, sıradan bir gösteride binlerce polisin sokağa dökülmesi ve havanın gerilmesine neden oluyordu. Bir protesto gösterisi bile yapamayanlar, polis baskısının yarattığı ortamda patlamaya hazır bir bombaya dönüşüyor, haddinden fazla tepki vermeye başlıyordu.

Üniversitede de durum aynıydı. Bilim yuvası, uzun süre polis copu ve kalkanı gölgesinde yönetildi. En küçük hak arayışına müdahale edildi ve gerginlik hep tırmandı. Ardından öğrencilere soruşturmalar, kınama ve uzaklaştırma cezaları sıradan işlem haline geldi. Yetmedi, mahkeme yolları aşındırıldı.

Şimdi, bu sert iklimin yerine daha ılık bir rüzgar estirilmeye çalışılıyor gibi. Bunun birinci derecedeki gerekçesi Vali ve Rektör değişikliği yaşanmış olmasıdır.

Elbette görevi yeni devralan Vali Hasan Basri Güzeloğlu ile Rektör Prof. Dr. Sadettin Hülagü için bir güzelleme yapmayacağım. Ama, uzunca bir süre baskı altında tutulan kentin, görünürde de olsa ılıman bir iklime alışmaya çalışması bile kayda değer bir değişimdir.

Diyalogu önemser görünen bir profille halkın karşısına çıkan Vali, öğrencileriyle her düzlemde ilişki kurmaya özen gösterdiğini belli etmeye çalışan bir rektör, önceki dönemlerin tablolarını değiştiriyor gibi.

Güvenliği önemseyen yönetici profili yerine, diyalog eksenli yönetici profili karşımızda duruyor. Bu durum, kazanım kategorisine girer mi?

Pek emin değilim, süreç içerisinde göreceğiz…

**********

Çelebi’nin penceresinden

CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi de, bölge toplantısına katılım için geldiği İzmit ilçe binasında, hem yerel hem de genel sorunlara farklı bir pencere açarak değerlendirmelerde bulundu.

AKP kadrolarının 12 yılı aşkın süredir "kazanım sağladık" diyerek böbürlendiği ve üzerinden propaganda yapmaya çalıştığı bir dizi konuda, Çelebi’nin sert itirazları vardı.

Çelebi, sözde ‘büyüyen Türkiye’den emeklilerin paylarını alamadığını söylüyordu mesela. Emeklilerin iki bayramda ikramiye alması gereğine dikkat çekerek, "Açlık sınırı altında emekli maaşını kabul etmiyoruz. Şu anda bin 430 lira açlık sınırı. Emekliler bunun üzerinde maaş almasını istiyoruz" diyordu.

Ama, dedim ya, bu ve benzeri yaklaşımları, AKP kadroları "yarattığımız kazanımların farkında bile değiller" diyerek propaganda ediyor.

Çelebi’nin "12 Eylül askeri darbesini aratan günler yaşanıyor" dediği Türkiye’de, iktidarın hem geneldeki hem de yereldeki kadroları "kazanımların arttığı bir dönem" olarak tanımlıyor.

Bu kazanımlar, sakın kişisel kazanımlar olmasın ?

Çünkü, Çelebi’nin de dediği gibi, "AKP, yapan değil, satan bir parti" görünümüne sahip…

17 ve 25 Aralık soruşturmalarında ortalığa saçılan rüşvet ilişkilerini ülke ölçekli kazanım olarak sunmaya çalışmalarının altında bu gerçek yatıyor olabilir mi?

SEKA’yı devre dışı bırakıp yarattığı değerlerin tümünü elden çıkartan bir zihniyet, kentsel değerler açısından bakıldığında nasıl bir kazanım yaratabildi dersiniz?

brbrstantan@gmail.com