Kazanım, kararlılık ve tehlike!



01-02-2015 01:46


Barbaros Tantan

Türkiye’de, işçi sınıfının kazanımlarını engellemek için her yolun denendiği bilinen bir gerçek. AKP anlayışı da, bu gerçeklerin pervasızca yaşama geçirilmesinde önemli bir siyasal zemin hazırlıyor.

Sektörde örgütlü üç sendikadan biri olan Birleşik Metal-İş, Osmaniye, Hatay, Mersin, Konya, Kocaeli, Bursa, İzmir, Bilecik, İstanbul ve Gebze'deki 42 fabrikada çalışan 15 bin işçiyi ilgilendiren sürecin sonunda grev kararları aldı ve bir bölümünde uygulama başladı.

İşçi sınıfının bu kararlılığı karşısında her yolu deneyen patronlar, hemen adım atıp grevi erteletmenin yolunu buldu. Kocaeli Sanayi Odası (KSO) Başkanı ve işçilerin kazanımını hiçbir dönem hazmedemeyen Ayhan Zeytinoğlu, grevlerin ertelenmesi için ilk başvuruyu yapanlardan biri oldu.

MESS de, Kocaeli’nde yerel mahkemeye "grev ertelemesi" için başvurdu. Ancak, mahkeme bu talebi reddetti.

Böyle olmasına rağmen, KSO Başkanı’nın başvurusunu da dikkate alan Bakanlar Kurulu, grevleri 60 gün erteledi.

AKP’nin işçi düşmanı politikalarından elbette ki kimse şüphe duymuyor. Ama, bu 60 günlük erteleme ciddi sıkıntılara yol açacak gibi. Metal sektörünün "Milli Güvenlik" ile ne alakası varsa, bu şekilde gerekçelendirilip grevin ertelenmesine tepkili olan işçiler, bazı fabrikalarda işgal eylemi başlattı.

Bu kararlılık sürecek gibi…

Bu arada, Türkiye’de, işçi sınıfının küçük de olsa kazanımlar sağladığı mücadeleleri daha fazla görmeye ihtiyaç var. Evet, metal işçilerinin önemli bir bölümünün grevi ertelendi. Ama, bu süreci az da olsa göreceli kazanımla kapatanlar da var.

Kazanım, oldukça göreceli bir kavram. Bana göre kazanım olan şeyler, başkalarına göre belki kayıptır. Ama, bu kadar farklı değerlendirmeler için yapacak fazla bir şey yoktur.

Sözü edilen olayların birinci derecede muhatapları kazanım diyorsa kazanımdır. Mesela İzmit’teki Bekaert fabrikasındaki işçilerin dediği gibi. Bekaert’in patronu MESS’ten koparak Birleşik Metal-İş’in esnek taleplerine ‘evet’ dedi. Ve, bu fabrikada anlaşmaya varılıp grev kararı uygulamaya konulmadı. 29 Ocak Perşembe günü "grev halayı" yerine "toplu sözleşme halayı" çekildi.

Varılan anlaşmada, sözleşme süresinin işçi sendikasının istediği gibi yine iki yıllık olarak kalması, totalde saat ücretlerine yüzde 10 civarında artış getirilmiş olması ve benzer düzenlemeleri "kazanım" demek için yetersiz sayanlar çıkabilir.

Ama, işvereni MESS’ten çıkarak sözleşme imzalamaya ikna etmek bile başlı başına kazanımdır. Bu, o işçilerin ve üye sendikalarının kararlılığını sonucudur.

İşçiler, grev halayı çekmeyi düşündükleri bir sabahı, varılan anlaşmayı tartışarak geçirdi.

Elbette eleştiriler de olmuştur ya da olacaktır. Ama, toplamda genel kabule damgasını vuran olumlu hava, grev halayını toplu sözleşme halayına çevirmeye yetti de arttı bile.

Halayın rengi, işçilere her koşulda destek olan sosyalist yapılanmaların fabrika önünde sınıfın bireyleriyle yan yana halay çekmesiyle de değişti.

Sızlanan tek kişi görmedim, gözlerde umudun izini gördüm, yüreklerde de izini hissettim. Ortak kanıyı tanımlayan ifade, "bu daha başlangıç, mücadeleye devam" sloganında özetleniyordu.

***********

Olmalı, olacak

Gezi Parkı olayları sonrası örgütlenen Birleşik Haziran Hareketi, eğitimdeki yarıyıl dolayısıyla AKP’ye karne de verdi.

Haziran ayaklanması sırasında polisin attığı gaz fişeği sonucu yaşamını yitiren Berkin Elvan’ı anmak isteyen genç kuşaklara izin verilmezken, Birleşik Haziran Hareketi’nin açıkladığı Milli Eğitim’in karnesinde, AKP'ye bilimsellik, laiklik, demokrasi, eğitim, ekonomi, sağlık ve çevreden  sıfır notu verildi. AKP, diktatörlük, hırsızlık, katillik, cinsiyetçilik ve ayrımcılıktan beş tam puan aldı.

Öğretmenler de, AKP’nin en temel hak olan eğitim hakkını alınır satılır hale getirdiğine dikkat çekerek, karma eğitimin kaldırılmak istendiğini bir kez daha anımsatıyordu. Ve, onların da çağrısı, AKP'ye en büyük dersi vermek için boykot olmuştu.

Öğrenci velilerine gelince…

"Ben çocuğumu kindar ve dindar nesil olsun diye okula göndermiyorum" diyen veliler, devletin eğitim politikası olarak din dersi vermesinin kabul edilemez olduğuna işaret ediyordu.

Anlayacağınız, toplumun önemli bir bölümü, yarıyıl tatili öncesi verilen karneler üzerinden gönderme yaparak, AKP’nin eğitimde gericileştirme operasyonu olarak bilinen 4+4+4 sisteminin sıkıntıları ve doğuracağı sonuçlar üzerine tepkisini dillendiriyordu.

Bu arada, Birleşik Haziran Hareketi, 13 Şubat'ta da 1 günlük uyarı boykotu hazırlığını sürdürüyor.

Bu çalışmanın, ülke genelinde olduğu gibi emek yoğunluklu bu kentte de gerçekte karşılığı olmalı, olacak.

***********

Eyvah, eyvah…

Tehlikeye gelince;

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın 2015 yılının, Türkiye için güçlü ve dengeli bir büyüme döneminin başlangıç yılı olacağını söylemesi, başlı başına tehlike.

Başçı’nın söylediklerini şöyle okumak gerekir…

Bu büyümenin yapısal dönüşüm programından, bugüne kadar olduğu gibi çalışanlar, emekliler, yoksullar ve tüm emekçiler için daha fazla yoksullaşma ve kemer sıkma çıkacak.

Buna mı sevineceğiz?

Tehlikenin farkında mısınız?

brbrstantan@gmail.com