Karambol



28-08-2016 10:53


Barbaros Tantan

Türkiye’nin her bölgesinde olduğu gibi Kocaeli’ndeki ekonomik, sosyal ve siyasal yaşam da, 15 Temmuz darbe girişimi dolayısıyla başlayan ve bu girişime yeltenenleri tasfiye etmek adına sürdürülen kapsamlı operasyonlar dolayısıyla ciddi bir karambol durumu yaşatıyor.

Bu karambolde, işçilerin ve emekçilerin halini duyan, gören ve de düşünen yok…

Bu karambolde, kadın cinayetlerini sorgulayan yok…

Bu karambolde, 9 yaşındaki çocuklara tecavüz vakalarının nedeni ve zanlılarını sorgulayan yok…

Bu karambolde, hırsızlık, arsızlık ve diğer yüz kızartıcı suçlara bakan bile yok.

Bu karambolde, Cerablus’a yönelik operasyonun nedenlerini ve doğacak sonuçları sorgulayan yok.

Velhasıl, karambol durumu, aynı torba yasalarda olduğu gibi gerçekten ne olduğu ve neler yaşandığının net olarak anlaşılmasını engelliyor.

Dedim ya, işçilerin durumu nedir ?

Hemen değinelim;

Geçen dönem MESS’ten ayrılarak sendika ile birebir sözleşme imzalayan Bekaert işyerinde çalışan 350 işçiyi ilgilendiren  yeni dönem toplusözleşme görüşmeleri başladı.

Yetkili sendika olan DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’in üyeleriyle birlikte hazırladığı sözleşme taslağı 68 maddeden oluşuyor. Bu taslak üzerindeki ilk müzakere, 25 Ağustos Perşembe günü sendikanın İstanbul’daki merkezinde yapıldı.

Masaya koyulan taslağın her maddesinin kendileri için önemli olduğunu söyleyen sendikanın Kocaeli Şubesi Başkanı Telat Çelik’in işaret ettiği noktalar çok önemli. 

Birleşik Metal-İş, görüşme masasında ‘kiralık işçiliğin fabrikaya girmesini’ önleyen bir tavır geliştirmekte kararlı duruş sergilerken, kıdem tazminatını güvence altına almayı sağlayan maddeleri de işverenin önüne koyuyor.  Tabi, bunların yanı sıra olmazsa olmaz koşullardan biri de, işçiyi ekonomik olarak rahatlatacak rakamlara ulaşmak.

Taleplerine bakınca, insanca yaşamak için gereklilikler olduğu görülür.

Diğer taleplere gelince…

Taleplerin tamamını paylaşacağım, çünkü karambolde unutulmasını ya da yok sayılmasını istemiyorum.

Birleşik Metal-İş, iki yıllık sözleşme kapsamında saat ücretine birinci yıl 2.70 TL, ikinci yıl için işyeri ortalamasına yüzde 15’lik oranda zam talep ediyor. Böylece, aylık giydirilmiş ortalama ücreti 2 bin 900 TL’den 3 bin 400 TL’ye çekmeyi hedefliyor.

Bu talebe nasıl hayır denilebilir ki?

Ama, işveren rahatlıkla HAYIR der ve de ilk oturum olmasa bile ikinci ya da üçüncü oturumda vereceği ücret teklifiyle HAYIR diyecektir.

Diğer talepler de, sağlıklı ve üretken çalışma ile verim açısından önemli…

Mesela, 6 günlük çalışma karşılığı 270 saat üzerinden ödenen ücretin 300 saat üzerinden ödenmesi,

Mesela, yakacak yardımının aylık 140 TL’ye çıkartılması,

Mesela, iş akdi devam eden işçinin ölümü halinde kanuni mirasçılarına 50 bin TL ücret verilmesi, 

Mesela, her yıl için yılda 2 gün ücreti işveren tarafından ödenen mazeret izni uygulanması,

Mesela, ulusal bayramlar ve resmi tatil günlerinde uygulanan fazla mesai ücretlerinin yüzde 250 oranında artırılması,

Mesela, dini bayramlar ödeneği ilk yıl için 711 TL olarak kabul edilmesi,

Mesela, erzak yardımının 1 Eylül’den itibaren net 475 TL olması,

Mesela, yılbaşında işçilere ödenen erzak paketi 300 TL’lik olması, 

Mesela, çalışması 1-5 yıl arasında olanlara yılda 20 gün, 5-25 yıl olanlara 24 gün, 15-20 yıl olanlara 28 gün, 20-25 yıl olanlara 30 gün, 25 yıldan fazla olanlara 32 gün yıllık ücretli izin verilmesi,

Mesela, izin parasının ilk yıl 776 TL olarak bağlanması,

Mesela, 6 aya kadar hizmeti olanlara 3 hafta, 6-18 ay olanlara 5 hafta, 18-3 yıl hizmeti olanlara 7 hafta, 3 yıldan fazla hizmeti olanlara 9 hafta ihbar tazminatı verilmesi,

Mesela, gece zammının yüzde 10’dan yüzde 40’a çıkartılması talepleri var.

Çok mu şey istiyorlar?

Karambolde, gürültüye gitmesin diye bir de ben anımsatmak istedim… 

Çünkü, bu ve bu ölçekteki diğer toplusözleşme taslakları kabul görmezse, torba yasalarla ne kadar işçi aleyhine yasa düzenlemeleri yapılsa da, fabrikalar önümüzdeki dönemde iş barışının bozulabileceği yerler olacaktır.

Bulunduğumuz kent açısından baktığımda, siyaseten yaşanan karambole neredeyse tamamen teslim olmuş 2 milyon civarında insan olduğunu görüyorum. Bu insanları, ekonominin karambol girdabından kurtarmak şimdilik mümkün değil. 

Öte yandan, 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası devlet eliyle kurgulanan ‘Milli birlik ve beraberlik’ havasının oluşturduğu sosyolojik ortamdan çekip gerçeklerin yanında durmalarını sağlamak da olası görünmüyor. 

O nedenle, karambol etkisi altında ezilen emekçileri ve yoksulları, yeniden gerçek dünyaya döndürmek ve kendi gündemleri üzerinden mücadeleyi sürdürmelerini sağlamak gerekir. İşte, bu toplusözleşme dönemi belki de yeni bir ‘’METAL FIRTINASI’’ yaratmayacak ama bir ÇOBAN ATEŞİ yakacak ya da KIVILCIM olabilecektir.

Bu yeni durum ‘’KARAMBOL’’ halini ortadan kaldırırsa kadın cinayetleri, çocuklara tecavüz vakaları, yüz kızartıcı tüm suçlar ile Cerablus’a yönelik operasyonun nedenleri ve sonuçlarının sorgulanmasına geçilecektir. 

Dolayısıyla, susmamak, kıvılcım ateşi olabilmek için en verimli ortamın bugünler olduğunu görmek, ‘’susma, sustukça sıra sana gelecek’’ deyimini böylesi dönemlerde çok daha fazla dillendirmek gerekiyor.