Karadeniz’de yolculuk yeşile mi dönüyor ? 

Bu başlığa aldanmayın, bu sadece iktidarın doğaya saldırısını ve yeşil yol projesini kamuoyuna şirin göstermek için yandaş gazetelerin kullandığı bir başlık. Bu başlık aslında bir ölüm fermanı. Bir bölgenin bütün yaşam alanlarını işgal etmenin masum yüzü. 

Karadeniz yaylalarını birbirine bağlayan, Samsun’dan başlayıp Artvin’e uzanan ve adına “yeşil yol” denilen proje tamamlanmak üzere. Yaklaşık 2000 kilometrenin üzerinde bir yol ağı olan projenin 1064 kilometrelik kısmı mevcut karayolu ağına bağlanarak “gerekli iyileştirmeler” yapıldı. Geri kalan kısım da bölüm bölüm yapım aşamasında. Pek çok  kez mahkemeye taşınan bu projenin önündeki yasal engel kısmı “iyileştirme ihaleleri” adı altında yapılarak pek çok yerde aşıldı.
 
Yaşamı savunan, bunun için mücadele eden bölge halkları ve yaşam alanlarının şirketlere peşkeş çekilmesinin  karşısında durmaya çalışan yaşam savunucuları 10 yılı aşkın sürede  çeşitli tehditlere ve saldırılara uğradı. “Babalar gibi satarım” anlayışının yürütücüsü AKP iktidarı, bölgenin  maden haritalarını çıkartarak neredeyse tüm yaylaları, meraları, ormanları ve suları uluslararası tekellerin ortaklığındaki şirketlere tahsis etmeye başladı. 

Her şeyi para olarak gören AKP hükümeti, yerin altını üstünden daha değerli görerek acımasızca doğaya saldırdı. Yaşam alanlarını savunanlar, bunun tam tersi anlayışla karşılarına dikilerek yaşam kavgası verdiler ve hala veriyorlar. Çünkü AKP hala saldırmaya devam ediyor. 
Bölgede son yıllarda sık sık meydana gelen orman yangınlarının çıktığı bölgelerde daha sonrasında ya bir maden şirketini görüyoruz ya da 5 yıldızlı otellerle karşılaşıyoruz. Her şey oldu bitti karmaşasına getiriliyor.  

Madenler özellikle Doğu Karadeniz’in çok büyük bir sorunu. Artvin’de 25 yıllı aşkın süre tüm şehrin tek vücut olarak direndiği Cerattepe madeni, AKP’nin inşa ettiği baskı rejiminden güç alan bir şirket tarafından çalıştırılmaya başladı. 

Millete küfredecek kadar pervasız bir şahsın insafına terkedilen Artvin’de başlayan çalışmaların ormanlara, derelere verdiği zararı gözlerimizle yerinde gördük, maden sahasının nasıl tahrip edildiğini içimiz acıyarak yaşadık. 

Maden arama  çalışmaları tüm  ruhsatlandırılmış  alanlara  yayılırsa Artvin ve bölgenin diğer illeri artık yaşanmaz bir hale gelecek, zaten AKP’nin amacının da bu olduğu açık bir şekilde görülüyor. 
Kamusal yarar anlayışının altına sığınan AKP iktidarı ormanlar, su kaynakları, meralar bir çok doğal alan madencilik, turizm ve inşaat için gözden çıkartılmaktadır. Bu anlayışla pek çok yer  tahrip edildi. Geri dönüşümü artık mümkün olmayan zararlar verildi. 

Bütün bu yanlışlara rağmen hala bölgenin yaşam alanlarına saldırı devam ediyor. Hemen her gün bölgenin bir yerinde, bir vadisinde şirketlerle yaşam alanlarına sahip çıkanlar karşı karşıya gelmeye devam ediyor.  

Artvin’den Ordu’ya kadar olan coğrafyada bugün yaşadıklarımız saldırmaktan asla vaz geçmeyeceklerini gösteriyor. 

Doğaya verdikleri zararın farkında olan yetkili kurumlar zararlarını gizlemek adına bugün tahrip edilen yerlere çim ekmekten bahsediyorlar. Bu şekilde suçlarını örtmeyi hedefliyorlar . 
 
Bir yaylaya çim ekme fikrinin bilimsel anlamını konusunda ise Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı öğretim görevlisi Prof. Dr. Serdar Makbul, kendisine yöneltilen bir soruya yol yapımı için hazırlanan ÇED raporunda bölgede bulunan endemik bitki türlerinin mutlaka tespit edilmesi gerektiğini vurgulayarak yanıt verdi.

Bir yaylanın çimlendirilmesinin futbol sahasının çimlendirilmesinden farklı olacağını anlatan Makbul, Rize İl Özel İdaresi'nin raporunda çimlerin de endemik türlerden oluşacağına dair bir ifade olduğunu vurguluyor. 

Makbul, “Yaylaların çimlendirilmesi, futbol sahalarının çimlendirilmesi, park ve bahçelerin çimlendirilmesi düşüncesiyle yapılamaz. Yani bu bilime de aykırı. Rize il Özel İdaresi’nin de kastının bu olmadığını düşünüyorum. Bu olursa çok komik olur zaten. Raporda endemik çimlerin dikilmesi gibi bir ifade var” diye konuştu. 

Kısaca dostlar, özürleri kabahatlerinde daha büyük. 

Yeşil yol projesi maden sahalarına daha kolay ulaşma ve oradan çıkacak madenleri işleme merkezlerine, limanlara en kolay şekilde ulaştırmanın projesidir. Başlıkta bahsedilen yolculuk yeşile dönmüyor aslında .  

Geleceğimiz, yaşam alanlarımız karanlık bir yolculuğa çıkıyor.  Bu yolculuğu durdurmak için olanca gücümüzle yaşam alanlarımıza daha güçlü sahip çıkmalıyız. Vadi vadi yapılan örgütlenmeleri daha da artırmalı bu mücadele anlayışını emek mücadelesi ile kesinlikle birleştirmeliyiz.