Kapitalizmin rezil arka bahçesi: Ebola



12-02-2015 07:57


Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Ebola salgını için yaptığı ilk uyarının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. DSÖ, salgın için ilk uyarısını 23 Mart 2014’te yaparken, bu salgının uluslararası bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve acil bir eylem planına ihtiyaç duyulduğunu ilan etmesi Ağustos ayını bulacaktı.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ’NÜN BAŞARISIZLIĞI

Başta Sierra Leone, Liberya ve Gine’de olmak üzere 22 binden fazla insanın Ebola hastalığına yakalandığı ve 9 bine yakın insanın hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği bu ciddi salgın, DSÖ’nün pek çok açıdan eleştirilmesine neden oldu. DSÖ, en genel anlamda, salgını iyi yönetememekle suçlanırken;salgınla ilgili bilimsel yeterliliği olmayan insanların usulsüz biçimde atandığına ilişkin iddialar da dünya basınında gündem oldu.

Basına sızdırılan ve DSÖ’nün iç yazışmalarını içeren gizli bir belgede, Örgüt Ebola salgının yayılmasını engellemek için gerekli hamleleri yapamadığını itiraf ediyordu. DSÖ’nün bu iç yazışmasının basına sızdırıldığı ve salgını engellemek için gerekli önlemlerin alınmadığını ortaya koyan bu belgenin yayınlandığı tarihlerde salgında hayatını kaybeden insanların sayısı 4 bin 500 civarında, yani şu andaki mevcut ölüm sayısının yaklaşık yarısı idi...

BASİT BİR DİKKATSİZLİK Mİ?

DSÖ’nün Ebola salgınını iyi yönetmemekle eleştirildiği aynı günlerde, salgının nasıl başladığına ilişkin yapılan bilimsel araştırmalar dikkat çekici tezler ortaya koyuyordu. Bunlardan en öne çıkanı, Ebola virüsü deneylerinde denek olarak kullanılan ve deneylerin ardından doğal yaşamlarına bırakılan yarasaların bu büyük salgının kaynağı olduğunu savunuyordu. Bu özel yarasa türü, geçmişteki Ebola salgınlarında da salgının kaynağı olmakla suçlanmıştı. Bu çalışmaya göre, Batı Afrika’yı kasıp kavuran Ebola salgının ilk vakası olan ve hayatını kaybeden iki yaşındaki Emile Ouamouno’nun Gine’de yaşadığı Meliandou köyünde çocukların oyun oynamak için girdiği ve içinde Ebolalı yarasaların yaşadığı bir ağaç kovuğu bu salgının kaynağı idi.

TOPLUMSAL EŞİTSİZLİKLER, MİMARLARI VE EMEKÇİLER

DSÖ’nün salgını yönetememe başarısızlığı, uluslararası kamuoyuna bir şeffaflık ve samimiyet konseptinde servis edildi. Örgütün Genel Direktörü yaptığı bir açıklamada, “Ebola salgını dünyada artan sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin yarattığı tehlikeleri ortaya koydu” derken, uluslararası sermaye güçlerinin en büyük iki ajansı olan Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın (DB) Afrika ülkelerine dikte ettiği ve sağlık sistemlerinde kamuyu zayıflatarak özel sektörü önceleyen yapısal uyum programlarından bihaber gibiydi.

Ebola salgınını en ağır yaşayan üç Batı Afrika ülkesi olan Sierra Leone, Gine ve Liberya IMF ve DB’nin bu yapısal uyum programlarını uygulayan ve sağlık sistemleri zaten son derece güçsüz bırakılmış üç yoksul ülke idi. Bu ülkelerin değil Ebola gibi ölümcül bir hastalığın salgını ile baş etmek, sıradan bir rutin aşılama programını bile uygulayabilecek bir sağlık sistemleri kalmamıştı. DSÖ’nün Genel Direktörü Chan, toplumsal eşitsizliklerin ve sağlık sistemlerindeki yetersizliklerin bu salgına zemin hazırladığını söylerken haklıydı; fakat yoksul bırakılmış Afrika ülkelerinin bu hale getirilmesine karşı mücadele etmeyen bir örgütün Genel Direktörü ve bir hekim olarak bir o kadar da haksızdı. 

Toplumdaki her büyük alt üst oluşun emekçilerle “bir şekilde” etkileşeceği gerçeği Ebola salgını ile de doğrulandı. ABD’li, İngiltereli, İspanyalı, Kübalı, Afrikalı,... onlarca sağlık emekçisine Ebola virüsü bulaşmış, aralarında hayatını kaybedenler olmuştu. Bu arada sosyalist Küba, Afrika’daki salgınla mücadele etmek üzere en fazla sayıda sağlık emekçisi gönderen ülke olmuştu. Dünyanın en varsıl ülkesi olmasına rağmen temel sağlık göstergeleri yerlerde sürünen Amerika Birleşik Devletleri ise Afrika’daki salgınla mücadele etmek için en becerikli olduğu şeyi yaptı: Afrika’ya asker yığdı.

İLAÇ TEKELLERİNİN KÂR HIRSI

Dünya çapında yüz binlerce insanın sağlığını tehdit ettiği hesaplanan böylesi büyük bir salgın, kısa sürede kapitalistlerin kar hedefinin bir parçası oldu.Yeni Ebola aşı ve ilaçlarının geliştirilmesi için ilgili izin, fon ve destekler GlaxoSmithKline (GSK) ve Chimerix gibi uluslararası ilaç devlerine verilirken, bu ilaç ve aşıların üç ay içinde hazır olacağı, salgını ortadan kaldıracakları, geleceğimizi kurtaracakları yönündeki haberler dikkat çekici bir sıklıkta uluslararası kamuoyuna servis edildi.

Sınır Tanımayan Doktorların başta Liberya olmak üzere Batı Afrika’daki tedavi merkezleri bu uluslararası ilaç şirketlerinin araştırma ve deney merkezleri haline gelirken, Şubat ayı itibariyle salgının yayılma hızının belirgin bir düşüşe geçtiği bildirildi. Bunun üzerine, aşı ve ilaç araştırmaları için onay verilen ve Sınır Tanımayan Doktorların Liberya’daki kliniklerinde araştırmalarını sürdüren ilaç devlerinden biri olan Chimerix, kar marjının bekleneni karşılamayacağı gerekçesiyle Ebola ilaç ve aşı araştırmalarından çekildiğini ilan etti.

TOPLANAN MİLYARLARCA DOLAR  PARA YARDIMI...

Tıp tarihine rezil skandallarla geçecek olan bu salgın, kapitalizmin “yardımseverliğini” de deşifre etti. Geçtiğimiz günlerde British Medical Journal’de yayınlanan bir çalışma, Ebola için toplanan milyarlarca Dolar nakit para yardımının adil dağıtılmadığı ve toplam paranın çok büyük bir bölümünün salgından etkilenen Afrika ülkelerine ulaştırılmadığını ortaya koydu. Buna göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün Ağustos 2014’teki çağrısından itibaren 2.89 milyar Dolar nakit yardım toplanırken, bu paranın yalnızca üçte birinin salgından etkilenen ülkelere dağıtıldığı ortaya çıktı. Ayrıca salgından etkilenen ülkelere para yardımı belirgin derecede gecikmeli olarak ulaştırılmıştı.

SONUÇ NİYETİNE...

Binlerce insanın ölümüne, binlerce Afrikalının zorunlu göç etmesine, binlerce Afrikalı emekçinin işsiz kalmasına ve zaten yoksul bırakılan bu ülkelerde yoksulluk ve eşitsizliğin daha da derinleşmesine neden olan bu ciddi salgın kapitalizmin ve emperyalizmin rezil çelişkilerini bir kez daha en can alıcı şekilde deşifre etti.

Deneylerde kullanılan ve virüs taşıyan hayvanların doğal yaşamlarına salıverilmesi şuursuzluğuyla binlerce insanın hayatına mal olan Ebola salgınını başlatan, bu salgına kâr marjı penceresinden bakmakta bir beis görmeyen, salgınla mücadele eden tek gerçek özneler olan sağlık emekçilerinin sağlığını ve güvenliğini hiçe sayan, son olarak da toplanan milyarlarca dolarlık yardım paralarının üçte ikisini kendi uluslararası ajanslarına aktarabilen bu düzenin rezil çelişkilerine zorunlu değiliz.

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan açlık, evsizlik, işsizlik, sağlık güvencesinden yoksunluk, yaşamla bağdaşmayan çalışma koşulları, iş cinayetleri, savaş ve çatışma koşulları, salgın hastalıklar,... ile insanlık dışı hayatlar yaşamaya mecbur bırakılırken artık kendi krizlerini dahi tamir etmeyi beceremez hale gelen bu vahşi “hastalığın” ilacının bilgisi hepimizin bileğinde, emek gücünde gizli. Öyle çok deney, araştırma falan yapmaya da ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan tek şey emeğimize sahip çıkmak, örgütlü gücümüzü ortaya koymak!

DAVET: Bu vesile ile ilerici kadınların örgütlü mücadelesine el vermek isteyen herkesi 15 Şubat Pazar günü Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde toplanacak olan İlerici Kadınlar Konferansı’na davet ediyorum!