Kapitalistler “yine” sağlığımızla oynuyor!



01-10-2015 07:20


Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfının Durumu’nda ve Marks’ın Kapital’de sık sık ve ayrıntılı biçimde bahsettiği gibi, iş yaşamının, başta çocuk ve kadın işçiler için,  insan sağlığına ve en temel yaşam haklarına karşı nasıl pervasız ve saldırgan hale getirildiğini ve kapitalistlerin bu bağlamda nasıl insanlık dışı rezil bir tutum alabildiğini “dinozorca” ve “çağdışı” bulan arkadaşlar onlayn mı? Bakın burada son derece “çağdışı olmayan” ve güncel bir kaynak var: Dünya Ekonomik Forumu’nun bir çıktısı olan “Küresel Rekabet Raporu 2014-2015”.

Rapor uzun, biz işimize bakalım ve mesela bu raporda “sağlık” sözcüğünü tarayalım. O da ne; bu raporda “sağlık” bakın ilk olarak nasıl karşımıza çıkıyor:

“Rekabetçiliğin dördüncü ayağı: Sağlık ve temel eğitim

Bir ülkenin rekabet edebilirliği ve üretkenliği için sağlıklı bir iş gücü yaşamsaldır. Hasta olan işçiler potansiyel verimleri ile çalışamazlar ve daha az üretkendirler. Kötü sağlık hali, hasta işçiler sıklıkla izinli olduğundan ya da düşük verimle çalıştığından,  iş dünyası için belirgin kayıplara neden olur. Bu nedenle sağlık hizmetlerine yönelik yatırımlar ahlaki olduğu kadar ekonomik mevzular için de kritiktir.”

Raporda sağlığı yerinde olan, iyi eğitilmiş ve donanımlı iş gücü ordusu olmadan iş dünyasının kalkınamayacağına sıkça vurgu yapılırken, “sağlık” sermayedarlar gözüyle ve salt sermaye için yeniden tanımlanıyor. Raporda dünya çapında artan bebek ölüm oranları, yerel sıtma pikleri ve dünya nüfusunun çok azının çevre sağlığı bakımından yapılandırılmış bölgelerde yaşadığına dikkat çekilirken, esas olarak işçilerden bu şartlarda gereken verimin alınamayacağına vurgu yapılıyor.

Hmmm; yani bu kelli felli amcalar diyorlar ki, patronlar kar etmeye devam edebilsin diye işçiler asgari düzeyde sağlıklı olmalı...

Bu söylem bizim için yepyeni değil; Ekim 2013’te İngiltere Başbakanı David Cameron İngiltere’de aile hekimleri ve ameliyathanelerin 7/24 çalışması gerektiğini söylerken buna gerekçe olarak da hasta insanların (işçilerden bahsediyor) hafta sonu tatillerinde tedavi/ameliyat edilmeleri ve Pazartesi günü işbaşı yapabilmeleri suretiyle işgücünde sağlık sorunları nedeniyle yaşanan kayıpları önleyebilmeyi öne sürüyordu. Aynı Cameron’ın bir kaç hafta önce sosyalist Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi liderliğine seçilmesini takiben resmi Twitter hesabı üzerinden "İşçi Partisi artık ulusal güvenliğimiz, ekonomik güvenliğimiz ve ailenizin güvenliği için tehdit oluşturmaktadır" şeklinde bir paylaşım yaptığını da atlamadan geçmeyelim...

Sermayenin çıkarlarını önceleyen ve yine sermayenin çıkarları için işçilerin “olması gereken” sağlık durumlarını tarifleyen bu paradigma öyle çok yerde beliriveriyor ki, oluruna göre en dinci-gerici sağlık(sızlık) politikalarını, oluruna göreyse en bilimsel kılıf giydirilmiş tezleri yumurtlayıveriyor. Ancak hepsinin çıktıları aynı kapıya çıkıyor: Sınıf düşmanı sağlık politikaları, artan iş cinayetleri, artan ve de belgelendirilmeyen meslek hastalıkları, yerlerde sürünen çevre sağlığı, artan bebek ölüm oranları, azalan aşılama oranları, yine yerlerde sürünen toplum sağlığı eğitimleri, kadın düşmanı üreme sağlığı politikaları ve söylemleri, toplumsal travmalar, sağlık hizmetlerine erişim sorunları, ...

Liste çok uzar; hepimiz biliyoruz hatta tam içinde/dibinde yaşıyoruz bu sağlık(sızlık)’ı: İstanbul’da işimize gidip evimize dönerken soluduğumuz egzoz ve soluyamadığımız oksijende, Ankara’da devlet hastanelerinin acil servislerinde sedye olmadığı için yerde yatırarak beklettiğimiz annemizin başında, Van’da yeşil kartı olmadığı için hastaneye yatıramadığımız zatürreli bebemizin baş ucunda, Tuzla’da iş makinesinin kopardığı parmağımız için iş kazası raporu alamamamızda, korunma araç ve gereçlerinin parasını veremediğimiz için karnımıza düşen bebeyi taşıyan isteksiz bedenimizde ve de her daim küfre ve hakarete uğrayan onurumuzda taşıyoruz, biliyoruz bu sağlık(sızlık)’ı... Gerçi patronlar buna “sağlık” diyor ya!

Emek, demokrasi ve barış ve onlarca başka neden daha illa ki; diyorum ki ama, 10 Ekim’de sağlığımız için de buluşalım Ankara’da. Ama öyle işe gidebilmek için, yok efendim verimli olabilmek için falan değil; sermaye için değil, kendi sağlığımız için koşalım Ankara’ya. Bas bas bağıralım; canımız, sağlığımız hatta ölümüzü bile emanet etmiyoruz size diye. Herkese eşit, parasız sağlık hizmetini mis gibi sunarız, hatta hizmet sunumuna gelene kadar da öyle bir koruruz, öyle bir sahip çıkarız iyilik halimize.

Öyleyse sağlığımız için 10 Ekim’de Ankara’da görüşmek üzere!

Haa, merak da etmesinler canım, kuduz aşısı önceliğimiz paraya tapan saraylı beylerde...

Not: Kaynak paylaşımı için Sevgili Asuman Göksel’e teşekkürlerimle...

Kaynaklar

1.     http://www3.weforum.org/docs/WEF_GlobalCompetitivenessReport_2014-15.pdf

2.     http://www.theguardian.com/society/2013/oct/01/gp-surgeries-open-seven-days-a-week