Kaosla ya da kaossuz...



18-04-2016 10:37


Doğan Ergün

"Alçak kaos planı tutmadı"

"Amerika’nın kaos planı püskürtülecektir"

"Erdoğan’ı kaosla gönderecekler"

Bunlar, geçen ay içerisinde, yaklaşık bir haftalık bir süre zarfında, üç farklı yayında kullanılan ifadeler...

Yalnızca örnek olarak buraya taşıdık. Yoksa, googleda yapacağınız bir "kaos planı" aramasında yalnızca son bir ayda yayınlanmış yüzlerce haber ve makaleyle karşılaşacaksınız.

Birinci ifade, Akit adlı paçavradan alındı. 

İkincisi "aydınlık" bir gazetede, üçüncüsü ise isminde "sol" geçen bir internet sitesinde yer alıyor. 

"Kaos planı" tezini siyasi-ideolojik yelpazenin sağından soluna geniş bir yelpazeyi kapsaması kimin başarısı sayılmalı?

Kuşkusuz Erdoğan'ın!

Şunu rahatlıkla tespit edebiliyoruz: AKP/Saray Rejimi, başka bir dizi örnekte benzerini yaşadığımız gibi, kendi yol haritasında tutarlı bir şekilde ilerlerken güçlü araçlar devreye sokmakta ve kendini tanımlarken "sol"-"aydınlık" gibi kavramları kullananları dahi etkileyebilmektedir. Böylece, "sol-aydınlık" gibi kavramların içi ve misyonu boşa düşürülmüş olmaktadır. Solcuların dahi mazlumlaştırdığı bir iktidar sahibi kendini çok şanslı ve başarılı saymalı.  

Darbe mi arıyorsunuz, alın size darbe... Halka karşı yapılmış en büyük darbedir bu!

Peki gerçekte nasıl bir dinamik işliyor?

Türkiye ile emperyalist merkezler ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerde geçen ay şu başlıklar öne çıktı:

- Erdoğan'ın ABD ziyareti

- ABD'de süren Reza Zarrab soruşturması

- AB-TR mülteci anlaşması

- AP Türkiye raporu

- TR'de yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi - İslam Ordusu ve İslam İnterpolü projeleri

Bu gelişmeler ve bunların yarattığı sonuçlar, AKP/Saray Rejimi'nin, Türkiye'nin uluslararası konumunu İslami güçler ve Ortadoğu coğrafyası üzerinde bir hegemonik güç haline getirme ve Batı'yla bu konumu üzerinden pazarlıkçı bir ilişki şeklinde tanımlanabilecek stratejisinde yol almakta olduğunu gösterdi.

AKP/Saray Rejimi'nin kaba-sabalığı, "anti-demokratik" oluşu üzerinden koparılan yaygara derinde yatan gerçek ilişkilenme dinamiklerini örtmesin. Esas olan, Erdoğan'ın zorlu, engebeli, riskli bir yolda ilerleyebilmesidir. 

İlerleyebilmenin başlıca nedeni, Erdoğan'ın İslam İşbirliği Teşkilatı'ndaki konuşmasında vurguladığı haliyle değişen ve boşluklar yaratan dünya sistemindeki güç ilişkileridir. Dahası, Türkiye'deki siyasi ortamın değişmesinin veya bir iktidar değişikliğinin yaratacağı, siyasi, demografik, mali ve askeri maliyeti karşılayabilecek bir dış gücün var olmaması, Saray Rejiminin daha kolay yol almasını sağlamaktadır. Son olarak, Türkiye'nin özellikle mülteci meselesinde üstlendiği misyon AB açısından şimdilik rahatlatıcı rol oynamaktadır.

Bir parantez açalım ve risklerden de bahsedelim. 

Riskler, Batı açısından oluşabilecek tehdidin boyutlarıyla ilgilidir. 

Suud-TR ittifakının yalnız mali bir güç olmakla sınırlı kalmayıp, askeri-istihbari alanlara da yönelme eğilimi olması, dikkatle takip edilmesi gereken orta vadeli bir tehdit unsurudur. Bu girişim, özellikle enerji kaynakları ve yolları ile yine bunlarla doğrudan ilişkili olarak cihatçı siyasi yapılanmaların vesayetine göz dikmekte, bu bakımdan hem Rusya hem de Batı için potansiyel bir tehdit anlamına gelmektedir. Burada özellikle Rusya faktörünün altı çizilmelidir. Batı'nın şimdilik göz yumduğu/ses çıkaramadığı TR-Suud işbirliğinin an itibariyle en fazla rahatsız ettiği ülke olarak Rusya gösterilebilir. 

Parantezi kapatalım ve devam edelim...

"Kaos planı" yaygarasının bir türevi daha bulunuyor. Bundan medet umanlar, buna yatırım yapanlar...

"Erdoğan'ı bu kez gerçekten gözden çıkardılar, biz makul çözüme odaklanalım" diyenler var ve halk bir darbe de onlardan yiyor. 

Rejimin açtığı/açılmasına izin verdiği yola bir kez girdiniz mi, hangi yöne giderseniz gidin Erdoğan'ın hizmetine girmiş oluyorsunuz. 

İleri Haber sitesi ve bu sitenin yazarları, aylardır bu paradigmayı terk etmenin önemini vurguluyor. 

Sosyalist hareketin uluslararası dengelere, zayıflıklara ya da kuvvetli yönlere aşırı odaklanması mücadele bakımından zarar vericidir.

Erdoğan'ın İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesinde de vurguladığı politik hattın beslendiği en önemli kaynaklardan biri, Türkiye'de İslamcı-faşist politikayı toplumsallaştırma becerisidir. İlerici güçlerin odaklandığı nokta da burası olmalıdır. 

Buraya vurduğunuzda kaos mu çıkıyor, ortam sütliman mı oluyor? Orası bizi ilgilendirmez... 

Kaosla ya da kaossuz Erdoğan'ı yıkacağız!