Kaos rejimi, yangın krizi ve komplo teorisi üzerine



04-08-2021 17:16


Levent Turhan Gümüş

Sözcükler kifayetsiz. Yanıyoruz!

Manavgat... Marmaris... Turunç... Datça... Hozat... Çökertme... Mazı...

Memleket yangın yeri! (1)

Hiçbir şey normal değil. Bir anomali olarak yaşıyoruz hayatı. Sıcaklıklar mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Mutfaktaki yangın günden güne harlanırken pandemi de artan oranda can almaya devam ediyor.

Bütün bunların beslendiği kaynaksa Başkanlık Rejimi.

Adını koyarak devam edelim: Başkanlık Rejimi, bir kaos rejimidir. Ülke bir zamandır “kaos hali siyaseti” uyarınca yönetiliyor. Bir azınlık grubunun çıkarlarına hizmet eden bu yönetme biçimi, iki temel “hassasiyet”i kullanarak kendisini yeniden ve yeniden var ediyor: Milliyetçilik ve dincilik.

Milliyetçilik, “düşman” kategorisi üzerinden suçluyu tarif edip hedef tahtasına oturturken dinci kadercilik üzerinden tevekkül telkin edilerek soğutma işlemi uygulanıyor.

Hükümet yanlısı medya paçavraları, trol yazarlar ateşin üzerine benzinle gidiyor. AKP hükümetleri döneminde zenginleşmiş, ahlaktan nasibini almamış bir çıkar grubu her gün el yükseltiyor. Kaostan beslenen lümpen oligarklar, istedikleri zaman memleketi cehenneme çevirebileceklerinin bilgisi ve bundan sonuç alabileceklerinin özgüveniyle işledikleri suçlara her gün bir yenisini ekliyor.

Artık şaşırtmayacak ölçü ve biçimde küstahlar. İnsanların acısını böylesine hiçe sayan açıklamalar yapabilmelerinin tarihsel karşılıkları var. Toplumu düşman kamplara bölerek parçalayıp yönetme siyasetinden her zaman verim almış olmanın hafızasıyla, “devlet bilgisi”yle hareket ediyorlar. ‘70’lerde kan gövdeyi götürürken sürecin olgunlaşmasını nasıl izledilerse, ‘90’larda binlerce faili meçhul cinayetin işlenmesine nasıl yol verdilerse, 7 Haziran 2015 - 1 Kasım 2015 seçimleri arasındaki kanlı süreçle kaos rejiminin fitilini nasıl ateşledilerse, şimdilerde ülkeyi saran yangını da öyle izliyor, egemenliklerini daha da güçlendirecek bir siyaset adına yaygınlaşmasına yol veriyorlar.

Türkiye tarihinin en büyük yangın kriziyle kavrulurken yetkililer saçlarını tarıyor. (2) Türkiye Hava Kurumu (THK) kayyumu, düğüne gitme mecburiyetini, yangınla ilgili yapması gereken işin önüne koyabiliyor, sorumlu bakan yangın söndürme uçaklarının neden kullanılmadığıyla ilgili açıklamasında Vizontele filminden bir sahneyi örnekleyerek dalga geçebiliyor. Amaçlanan sadaka toplumunun ritüellerine uygun olarak devletin başı lokum, çay dağıtmakta bir mahzur görmüyor.

Ülke cayır cayır yanarken TRT yangınların kontrol edildiğini, hükümetin borazanı A Haber ise Türkiye’nin yangınla mücadele başarısını Avrupa’nın takdir ettiğini başlığa çıkartıyor. Her konuda olduğu gibi yangınlara ilişkin de fütursuzca yalan söylüyorlar. AB ülkelerinin yardım teklifini önce reddedip sonra kısmen kabul ediyorlar. Yanan orman, börtü böcek, insan umurlarında değil. Yeter ki iktidarlarına bir halel gelmesin; acz içinde olduklarını seçmen kitlesi görmesin, bilmesin, bir an için de olsa akıllarından kuşkulu bir “acaba” geçmesin. Dert ettikleri sadece bu! (3)

Milliyetçilikle büyüklük kompleksi kardeştir. İtibardan tasarruf olmaz diyerek çok katlı özel uçaklarıyla seyrü sefer eyleyenlerin en büyük korkularından biri yönetemedikleriyle ilgili bilginin kendi taraftarları içinde de yaygınlaşmasıdır. Konvoylar, çakarlı arabalar, tüm faşizmler için ilham kaynağı olabilecek iletişim bakanlıkları ve benzeri unvan ve pozisyonlar bunun için var.

Yangınlarla ülkesi kavrulan sadece biz değiliz tabi ama iklim krizinin getirdiği bu yangın felaketine en hazırlıksız yakalananlardan biri biziz. Ülkemizi diğer coğrafyalardaki yangınlardan ayıran temel fark, komşu Yunanistan da içinde olmak üzere bütün “yangın coğrafyaları”nın buna büyük ölçüde hazır olması.

Son dönem devlet yapısına egemen olmuş görünen kaotik işleyiş, yangın krizinin yönetilmesine de damgasını vurmuş bulunuyor. Birbiriyle çelişen tutarsız açıklamalar arasından kafasını uzatan “Kim yaktı” sorusu, yüzlerce metre ötelere fırlayarak yangının yayılmasına yol açan kozalaklar gibi evden eve kulaktan kulağa yayılıyor.

Komplo teorisi “kaos yönetimi”nin en sevdiği teoridir. En önemli işlevi gerçek failin gizlenmesidir. Toplumsal olaylar da içinde olmak üzere bir sorunun gerçek nedenlerine inilmesini engellemek için kullanılır. Göze perde çekerek -örnekse- insanları COVID-19’un laboratuvar ortamında oluşturulan bir virüs olduğuna inandırabilir. Yetmediğinde başka kanallardan daha öncesinde iz bırakmış başka kötücül veriler devreye sokularak akıllar iyice karıştırılabilir. Her şey yıllar öncesinden planlanmıştır zaten. Elon Musk, Bill Gates gibi büyük servet sahipleri virüs yayıcıları olarak öne çıkartılır, aşıların içinde çipler olduğu gibi akla hayale sığmayacak bilgiler aşı karşıtlığı için servis edilir. Böylece; hayatlarında tek kelime bilimsel makale okumamış milyonlarca eğitimsiz, ellerindeki akıllı telefonları kullanarak -birer komplo propagandacısına dönüştüklerinin farkında olmaksızın- kaos sürecine dahil edilir.

Komplo teorisi de dinci bilinemezcilik gibi kendinden menkul bir inanç anlayışından besleniyor. Aşı karşıtlığının öncelik ve özellikle cemaat, tarikat mensupları arasında yaygın olması raslantı değil. Dinci bilinemezcilikle komplo teorisinin buluşması bir tür çarpan etkisi yaratarak her türlü akli uyarıyı işlevsiz kılabiliyor. Aşı karşıtlığına kaynak oluşturan komplo teorisinin ülkemiz özelinde alıcısı çok. Aynı şekilde yangınların kasıtlı çıkartıldığıyla ilgili söylentinin de alıcısı çok. Birtakım meczuplar yangınları hükümeti zor duruma düşürmek için PKK’nın çıkardığını, CHP’nin de hal, tavır ve açıklamalarıyla buna çanak tuttuğu bilgisini yayıyor. Ortada hiçbir somut kanıt yok, olması da gerekmiyor zaten çünkü taraftarlarının nezdinde “kötülük” PKK’yla, bir tık ötede HDP’yle ve bir tık daha ötede CHP’yle özdeşleştirilen bir kod sözcük. (4)

Bu yakıştırmanın, suç isnadının seslendikleri kitlenin tarihsel hafızasında karşılığı var. Sabit damar yollarından biri olarak orada duruyor. İhtiyaç halinde damar yolu açılarak şırınga ediliyor. Hızar bu tür durumlarda hep olduğu gibi çift taraflı işliyor. Vatanın elden gittiğine koşullanmış ama neden elden gittiğiyle ilgili gerçekte hiç kafa yormamış başka türde bir cahillik olan kaba milliyetçilik, ormanları “birilerinin” yakmış olma ihtimaline inanmaya dünden razı. Hafıza buna müsait. Şiddet dolu, yıkıcı bir külliyat var ortada. O külliyatın asli faili olarak “Kürt” sözcüğü, bir başka kötülük objesi olarak belirmiş “canlı bomba”larla birlikte dolaşıma sokuluyor. Tehlikeli. Çok tehlikeli. Belli ki kaos yönetiminin oligarkları yangın vesilesiyle bir kez daha ülkenin fay hatlarıyla oynuyor.

Altını çizelim:

Ortada bir rejim krizi var. Beceriksizlikten de öte kasıt, bilinçli bir tercih söz konusu.

Akbaba gibi bekliyorlar. Yangın yerlerinin düğüncüsü gibiler. Açıklama yaparken ne sesleri titriyor ne de yüzlerinden üzüntü halinden kaynaklı bir seğirme, dalgalanma geçiyor. Bağı bahçesi, evi hayvanı yanmış acılı insanlara kira öder gibi ev sahibi olabilecekleriyle ilgili bilgiyi bir müjdeymiş gibi verebiliyorlar. En densizleri “Eski evleri yananlar keşke benim de evim yansaydı diyecekler” gibi vahamet arz eden bir cümle kurabiliyor. (5)

“Daha başka, daha kötü ne olabilir ki?” diye sorarken yaşanan yıkımı bir sonraki yıkım izliyor.

Kemalist kurumlarla hesaplaşma adına gerçekleştirilen hamlelerden biri olan THK’yı felç etme hamlesi, yangınlar aracılığıyla kamu varlıklarına çökme noktasında başka bir aşamaya geçmiş bulunuyor.

Talan ve yağmaya dayalı iktisadi mekanizma bir kez daha devrede. “Turizmi Teşvik Kanunu Değişikliği”ndeki düzenlemenin getirdiği kolaylıkla; yangınlar sona erdiğinde muazzam ölçekte kamusal değer özelleştirilerek el değiştirmiş olacak. Yanıp kül olmuş araziler üzerinde yeni zenginlerin otelleri, villaları yükselecek. (6)

Ve bütün bunlar yetkililerin bilerek karanlıkta bıraktıkları “Kim yaktı?” sorusunun harlayıp durduğu bir milliyetçi hezeyanın gölgesinde, ilahiyatçıların yağmur duaları eşliğinde gerçekleşecek.

“Ne Yapılmalı?” sorusu hesabına altını çizelim:

Kendisini milliyetçilik ve dincilik üzerinden yeniden kurgulayabilen bu kötülük mekanizmasıyla parçada, cansiperane de olsa tek tek verilecek mücadeleyle baş edebilmek mümkün değildir.

Mecazen söylersek:

Yüksek kapasiteli uçağı olan uçağıyla, helikopteri olan helikopteriyle, arozözü olan arozözüyle, kazma küreği olan kazma küreğiyle, hiçbir alet edevatı olmayan yalın kılıç ama mutlaka yan yana gelerek bir “karşı hegemonya” örgütlenmelidir.

Başka türlü bu “memleket yangını”nın söndürülmesi mümkün görünmüyor.

 

 

DİPNOTLAR

1. Aynı günlerde Van’ın Başkale ilçesinde, yaşayanların “Kıyamet gibiydi” diyerek anlatmaya başladığı bir başka “yangın”, sel felaketi yaşandı. Sel ne varsa, evleri, ahırları, hayvanları ve insanları önüne katıp götürdü ama günler sonra bile felaketzedelerin yardımına koşan kimse olmadı.

2. Marmaris yangını, yanan alanın genişliği itibariyle ülke tarihinin en büyük yangını olarak kayda geçti.

3. Yangın söndürme uçaklarının yetersizliği nedeniyle can havliyle yardım talebinde bulunanların girişimlerine karşı yaptığı açıklamada, Türkiye'nin güçlü olduğunu savunan İletişim Başkanı Fahrettin Altun, yapılan paylaşımları “sözde yardım kampanyası” diye niteleyerek, “Türkiye'yi aciz göstermeyi amaçlıyorlar” dedi. Ardından da #StrongTürkiye etiketiyle kampanya başlattı. Bu aciz açıklamaya katkı beklenebileceği gibi büyüklük kompleksi madalyonunun diğer yüzünden geldi. “Modern” kimlikleriyle bilinen bazı “ünlü sanatçı”ların büyük devlet hassasiyetleri depreşti. Türkiye’yi başka ülkeler nezdinde küçük düşüren yardım talepli paylaşımlara katılmadıklarını açıkladılar. Kendilerine verilebilecek tokat gibi yanıt İspanyol yardım ekibinden geldi. İspanyol Hava Kuvvetleri, hangarlarda çürümeye terk edilen THK uçaklarıyla aynı özellikli Coorsair tipi yangın uçağı mürettabını uğurlarken yaptığı paylaşımda, Şekspir’in “Biz bu dünyaya kardeş olarak geldik; O halde el ele yürüyelim.” sözlerine yer verdi.

4. Yeni Şafak provokatörü İbrahim Karagül, Marmaris yangınının hemen sonrasında “CHP, orman yangınlarında PKK ile birlikte hareket etti” diye başlayan, toplumsal yangının fitilini ateşleyebilecek bir tivit attı. Toplumda infiale yol açabilecek bu tiviti nedeniyle kendisi hakkında herhangi bir soruşturma açılmadı.

5. Antalya’nın Gündoğmuş ilçesindeki orman yangını sürerken “Evleri kullanılamaz hale gelen yurttaşlar için TOKİ tarafından 20 yıl ödemeli konutlar yapılacağını” belirten belediye başkanı Mehmet Özeren, "Evleri çok eski olan vatandaşlar keşke bizim de evimiz yansaydı diyecekler” ifadesini kullandı.

6. Türkiye'nin dört bir yanında orman yangınları sürerken orman alanlarındaki yapılaşma tasarrufu Orman Bakanlığından alınıp Turizm Bakanlığına verildi. “Kanun değişikliğiyle turizm yatırımlarında sermayenin el değiştirmesinin yolunun açıldığını” belirten Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) tasfiye edilen kent ve çevre hukuku komisyonunun son sekreteri, çevre ve ekoloji avukatlarından Ömer Erlat’a göre: “Turizmi Teşvik Kanunu Değişikliği ile daha çok orman alanı, köy ve belediye tüzel kişiliklerine ait meralar, kıyı ilçeleri ve milli parklarda uygun görülen yerler turizm yatırımcılarına devredilecek; Anayasa ve yasalarla kamuya ait olan ve korunması gereken alanlar, kıyı ilçeleri, devletin hüküm ve tasarrufundaki tescil harici her türlü alan turizm yatırımcısına peşkeş çekilecek; mevcut ‘sözleşmeler’, jeotermal arama ve işletme ruhsatları iptal edilerek pastadan pay kapmak isteyenler için yeniden düzenlenecek.”