Kalemin gücünden kork(may)anlara



04-04-2016 08:55


Öznur Özkaya

"Gazetecihaber ve bilgi kaynağına çabuk ulaşma ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunma işini üstlenmiştir. Gazetecinin bu görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir."  Böyle diyor vikipedia. Yazıları / haberleri araştırmacılığı ilke edinmiş bir aydının duyarlılığını yansıtan gazeteci “ülkesinde işlerin yolunda gitmeyişinden kaygı duyan bütün ilkeli aydınlar kadar yalnız” (Özel 2014: 17) kalsa dahi haksızlıkları, sömürüleri, adaletsizlikleri çekinmeden sergileyebilmeli.

Düşüncelerini hiçbir çıkar grubunun baskısı altında kalmadan özgürce ifade edebiliyorsan, onurun sayacağın kalemini düzen insanları veya sermayedarlar adına kullanmıyorsan, tekelleşen medyanın eline düşmeyip susmuyorsan “çalışan gazeteci”sindir. Basın meslek örgütleri, yalnız iş sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması, sözleşmelere işin türü ve ücret miktarının yazılması gibi gazetecilerin sosyal ve yasal haklarını belirleyen hükümleri içeren “212 sayılı yasa” üzerine değil, aynı zamanda çok sayıda gazetecinin çalışamaz hale getirilmesi, bu konuda baskının yoğunlaşması, haber alma hakkının alabildiğine sınırlandırılması, internet sitelerinin kolayca kapatılıp kayyumlar cehennemi oluşturulması üzerine de odaklanmalıdır.

İktidar değişse de hiç değişmeyen, her zaman güçlü olanla dirsek temasına girişen, yaptığı ısmarlama haberleri reklam vereni, belli bir grubun veya kişinin çıkarlarına uygun hazırlayan, temel gazetecilik ilkesinden çok uzakta olsa da “iyi gazeteci” sıfatıyla kamuoyuna takdim edilen, plazalarda astronomik paralar karşılığında mesleğini icra eden gazeteci “çalışmayan gazeteci” iken, editoryal baskıya boyun eğmeyen, sansürle soslanmış haber aktarmayan, bir görüşe doğru olduğu için doğru, yanlış olduğu için yanlış diyen, kamuoyunu salt kendi egosunun tatmini için değil; onun iyiliği, huzuru ve refahı için yönlendiren, halkın haber alma özgürlüğüne aracılık eden ve toplumun sağlığını, mutluluğunu, zenginliğini engelleyenlerin peşini bırakmayan da “çalışan gazeteci” dir.

Çizgisini kolayca değiştirip ışığın geldiği yöne yüzünü dönen pervanelerden olmadığı için, "kendi yetenekleri, üretimleri ile değil, varlıklı soyu sopuyla, hatırlı eş dostun süslü kartvizitiyle ün ve servet edinmeye çalışanların pıtrak gibi çoğaldığı bir ülkede" (Özel 2014: 35) "bir kişiye yapılan haksızlık bütün topluma yapılmış sayılır" (Özel 2014: 207) diyerek araştıran, hesap soran, hodri’si silinen meydanda kendini kullandırtmayan gazeteci, gerçek gazetecidir. Üstelik Uğur Mumcu'nun dediği gibi “İnsanın çekinecek bir şeyi yoksa, açığa çıkar korkusuyla başını eğeceği bir ayıpla gezmiyorsa, haksız kazançla lükse, rahata alışmamışsa, böyle bir gazeteciyi kim kullanabilir?”(Özel 2014: 247)

Havuz medyası, yandaş medya, vb. diye tabir ettiğimiz pervaneler de esasında ne yaptıklarını biliyorlar, "Ben kandırıldım," deme gibi durumları yok. Murat Uyurkulak "Merhume" adlı son romanında bakın ne güzel dillendirmiş bu pervanelerden birini. "Ülkenin en haysiyetsiz, en alçak, en satkın gazetesinin gündem toplantısı... Şeytan gibi akıllı, yılan gibi tahsilli, zehir gibi kültürlü köleler sıfatıyla dizilmişiz masanın etrafına, genel yayın yönetmenini bekliyoruz, insanlıktan istifa etmek için hepimizin envai sebebi var, zerre şikayetçi değiliz." (Uyurkulak 2016: 18) Bu pervanelerin bir kısmı da bol ışık bağımlısı oldukları için kimi zaman "Evet," kimiz zaman da "Hayır," derler. Dengesizdirler. Halbuki "Sadık kalan direnir, hain ihanet eder; kahraman mücadele eder, iradesi zayıf olan teslim olur. Her birimizin içinde hem güçlülük hem de zayıflık, hem cesaret hem de korku, hem metanet hem de bocalama, hem dürüstlük hem de namussuzluk vardır. Burada biri gider, öbürü kalır. Ya evet dersin ya da hayır. Bu iki uç arasında ip cambazlığı yapmaya kalkan, cascavlak ortada kalır." (Fučík 2016: 67) Bunu bilmez yahut görmezden gelirler.

Demokratik rejimlerde gazeteciliğin sınırlarını özgürlükler ve mesleğin evrensel ilkeleri çizer; iktidarın bakış açısı, "milli-gayri milli" gibi kriterler yahut  "Köşe yazarıymış, düşüncesini belirtiyormuş; ne olursan ol, beni bağlamaz," gibi söylemler çizmez. Medya-iktidar ilişkileri bu ülkede her daim sorunlu olmuştur, çünkü siyasi erk her zaman gazetecileri kendi çektikleri kırmızı çizgilerle kontrol altında tutmak istemiş, bunun için de ekonomik, siyasal ve hukuksal açıdan baskı uygulamıştır.  Medya patronlarının gazetecilik dışı alanlarda mevcut ekonomik faaliyetleri de iktidarların elini güçlendirmiş, patronların Ankara'ya olan gereksinimleri iktidarın medyayla kolayca oynamasına yol açmıştır.

Olan biteni eli kolu bağlıymış gibi seyretmek, kayıtsız, duyarsız, nemelazımcı bir tavır sergilemek ülkenin hukuk devleti olması önündeki en büyük engeldir. Oysaki  "Bir insanın hayatı boyu bir kez olsun şahane bir otelde tatil yapamamış olması veya bir kadının bütün ömrünü bir evin içinde geçirip bir defa dahi vapura binememiş olması ya da bir adamın cümle hikayesinin talebe, asker, amele, ihtiyar ve mevta sıfatlarından ibaret olması tek başına devlet aleyhinde dava konusudur..." (Uyurkulak 2016: 208) Gazetecilik onur mesleğidir. Her koşulda, her zorlukta fikirlerini sonuna kadar savunan, korkmadan, yılmadan yazanların mesleğidir. İktidarla medyanın flörtüne kulak asmayan gerçek gazeteciler  demokrasi ve özgürlük mücadelemizin en önemli unsurlarından biri olarak  her daim kamuoyunu bilgilendirme ve halkın taleplerini dile getirme sorumluluğuyla doğruluktan şaşmamak durumundadır,  "Çünkü insanlık görevi bu savaşla sona ermeyecek, insanlar sahici insan olmadıkları sürece insan olmak kahramanlık gerektirecek." (Fučík 2016: 124) İşte, tam da bu yüzden kalemin gücünden, mürekkebin haşmetinden korkanları açığa çıkarmak için uğraşanlara - Gül'e, Erdem'e, İnce'ye, tutuklu olsun olmasın hakikat uğruna savaşan basın emekçilerine, bir de bizim Rıfat'a - sımsıkı sarılın; çünkü onlara sarılırken Mumcu'ya, İpekçi'ye, Dink'e ve nicesine de sarılmış olacaksınız!

 

* Merhume, Murat Uyurkulak, April Yayıncılık, 2016.

* Darağacından Notlar, Julius Fučík, Çev: Celal Üster, Yordam Kitap, 2015.

* Uğur Olsun! Bir Devrimcinin Öyküsü, Sevgi Özel, Kırmızı Kedi, 2014.

* https://tr.wikipedia.org/wiki/Gazetecilik