Kadınlar yapacak!



07-03-2016 09:13


Emre Gürcanlı

Evet kadınlar yapacak, ister beğenin ister beğenmeyin kadınlar yapacak!

Hem de çalışan, kentli kadınlar yapacak…

Çalışan kentli kadın deyince, aklınıza topuklu ayakkabısıyla, modern giyimiyle, bilgisayar başında oturan veya yönetici konumdaki kadınlar gelmesin. Başındaki türbanıyla, saatlerce tekstil atölyesinde çalışmak zorunda kalan, simit sarayında akşam vardiyasında tezgahta duran, kent merkezlerindeki AVM’lerde değil yalnızca, mahallelerdeki mağazalarda da çalışan, gıda/catering sektöründe canı çıkan, hepsi kentli, hepsi de emekçi kadınlar aklınıza gelsin. Gelmese bile onlar zaten aklınızı başına getirir, görmeseniz bile göreceksiniz, onlar zaten hep ön saflarda. Gezi’de de, Artvin/Cerattepe’de de, hatta otomotiv, metal grevlerinde en cesur, en gözünü budaktan sakınmayan onlar. Yıllarca mahalle mahalle işyeri işyeri o veya bu şekilde işçilerin arasında olan birisi olarak ben bunları gördüm, hala da görmekteyim…

Evet bu kadınlar yapacak. Yemek değil, çocuk değil, devrim yapacak. Kadınlar yapmazsa, yapamazsa bu memlekette hiçbir şey olmayacak…

Peki bu köşede salt 8 Mart diye mi kadınlar, kadın emekçiler gündemde? Tabii ki hayır. Kadınlar sınıf mücadelesinin her yerinde. Sınıf mücadelesi derken şunun altını bir kez daha çizelim: Korkut Boratav’ın pek çok eserinde vurguladığı gibi işçi sınıfı mücadelesi her zaman ama her zaman sürüyor, ama kimi zaman farklı boyutlarda sürüyor. Kimi zaman işçiler harcamalarını kısıyor, kimi zaman ev içi iş bölümünü düzenliyor, kimi zaman işten kaytarıyor, kimi zaman ek iş peşinde koşuyor. Mücadele dönemlerinde ise örgütleniyor, grev yapıyor hakkını alıyor vs. Ama bu isterseniz “pasif” sınıf mücadelesinin kahramanları hep kadınlar oluyor. Güvencesiz işlerde çalışan, ama evde de kıstığı harcamayla ev içi emeğini harcayan ve tüm bir ailenin kendisini yeniden üretmesi için mücadele edenler ağırlıklı olarak kadınlar.

Görünmüyorlar mı?

“Macera filmlerinde özellikle kalabalık yerlerde bir aksiyona girişecek kişilerin en çok tercih ettiği kılık değiştirme temizlik görevlisi kılığına girmektir. Çünkü her zaman önümüzde olan, gözümün önünde çalışan temizlik işçilerini hiç fark etmeyiz. Yaşam Merkezi isimli senaryosunu Murat Akgöz'ün yazdığı, Ömer Günüvar’ın yönettiği 21 dakikalık o kısa filmde de Ömer görünmeyen adamlardan birisidir. Fark edilmez, dikkat çekmez, kapitalizmin kıyısında yaşam mücadelesi verir. Kadınların görünmeyen acıları veya emeği derken, her ne kadar başrol oyuncusu erkek olsa da, bu film aklıma geldi. Evet, görünmüyorlar, bu görünmezlik kavramını Kayıp İşçi Kadınlar kitabında da, Kadının Görünmeyen Emeği (Haz.Savran ve Demiryontan, 2008) kitabında da ana tema olarak görebilirsiniz. 2004 yapımı Görünmeyen Emek (Görünmeyen Emek Kadın Kolektifi'nin deneyimlerini anlatır) ve 2005 yapımı Avcılar, Aracılar ve Kadınlar (Avcılar Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Kooperatifi) ev eksenli çalışan, çevresi tarafından yaptıkları iş olarak görülmeyen, emeklerinin karşılığına taşeronlar (aracılar) tarafından el konan kadınların öykülerini anlatır. Hepsinde de ortak nokta "görünmezliktir". Peki gözden uzak olan, teoriden de siyasetten de uzak olur mu?”

Vallahi ne kadar görmeseniz de onlar görünüyorlar artık. Pazar günü Ergun Çağlayan “Kadınlar Artık Emekçilerin Tam Yarısı” yazısında açık açık yazdı: 2014-2015 yılında TÜİK anketlerine göre işgücüna yeni katılan kadınların oranı erkekleri yakaladı. Çalışan erkek nüfusu bir milyon 110 bin artarken, çalışan kadın nüfusu bir milyon 107 bin arttı. Her ne kadar kadınların üçte birinden azı ekonomik faaliyetin içinde yer alsa da daha fazla kadın çalışıyor, daha fazla kadın çalışma yaşamının içine giriyor, iki yıl içinde çalışanlar içinde kadınların oranı %28.5’tan %30.5’a yükseliyor.

Çalışan kadınların sayısının artması derken?

Çalışan kadınların sayısı artıyor derken, aslında başka bir şey de söylemiş oluyoruz Türkiye kapitalizmine dair. Kuraldışı, güvencesiz, “esnek” çalışma arttıkça, bu rezil ve zor koşullara ancak kadınlar dayanabiliyor! Hemen DİSK/Genel İş Sendikası’nın Kadın Emeği Raporu’na gözümüzü dikiyoruz. Rapor diyor ki;

-Kadınların işgücüne katılma oranları Türkiye’de genel olarak düşük,

-Türkiye’de 12 Milyona yakın kadın “ev işleriyle meşgul” olduğu için çalışma yaşamına katılmıyor,

-Kadınların işsizlik oranı daha fazla,

-Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğinde çok ama çok kötü durumda

-Türkiye’de 1.5 milyon kadın kayıtsız ve yarı zamanlı çalışıyor

-Kadınlar daha çok kayıt dışı sektörlerde çalışıyor

 Kayıt dışı, yarı zamanlı veya esnek işlerde çalışmak işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından da büyük bir felaketin habercisi oluyor!

Görebilmek için bakmayı bilmek gerek

Kadının görünmeyen emeği dediğimizde gerçekten emek süreçlerinde kaale bile alınmayan ev işleri, ev emeği ve ciddiye alınmayan "kadın işi" olarak görülen sektörler aklımıza gelmeli. Birisi görünmüyor, sayılmıyor, diğeri ise görünse de "görünmüyor". Kadın emekçilerin çalışma yaşamındaki sağlık ve güvenlik sorunlarına dair bir tartışmada onların erkeklerle birlikte çalıştıkları alanlar nasıl önemliyse, kadınların yoğun olarak çalıştığı geleneksel sektörler tekstil, gıda ne kadar önemliyse, gözümüzün önüne hiç gelmeyen onlarca sektör de o kadar önemli demek zorundayız. Daha önce yine bu köşede yazdığım yazı dizisinde de ayrıntılı bir şekilde inceledim. Bu hafta özetle geçeceğim.

Konuyu işçi sağlığı ve iş güvenliğine odaklayalım ve yol alalım. Kadın emekçilerin sağlık ve güvenliklerine ilişkin yapılacak çalışmalarda iki engelden söz edebiliriz; bu sorunların farkına varmak (varamamak) ve bu sorunları örgütlemek için örgütlenmek (veya örgütlenememek) (Messing ve Grosbois, 2001).

Şimdi şöyle bir bakalım ve soralım işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişken çalışmalar nelere odaklanmıştır? Tarihsel olarak bu çalışmalar daha görünür sorunlara odaklanmıştır işyerinde gerçekleşen kazalar; düşmeler, elektrik çarpmaları, kimi zaman zehirlenmeler ve benzeri. Sağlık söz konusu olduğunda da yine daha görünür alanlara, sonrasında ise sınıf mücadeleleri ve sınıftan yana bilim insanlarının çabalarıyla, uzun vadede kendisini gösteren mesleki kanser, toksik etkiler, ağır kaldırmanın gelecekteki zararları, aşırı zor fiziksel şartlar; soğuk, sıcak, gürültü ve toz gibi alanlar üzerine çalışmalar yapılmıştır. Ancak tüm bu çalışmaların ortak noktası erkeklerin yoğun olarak çalıştıkları alanlar olmalarıdır. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde kadın emekçilerin büyük bir kısmı işçi sağlığı ve iş güvenliği çalışmalarının ve mücadelelerinin dışında kalıvermektedir. Kadınların çalıştığının görmezden gelinmesi, yaptıkları işlerin hafif ve zararsız olduğuna inanılması ya da yakınmalarının "asabi" olduğu önyargısı bu ihmallerde büyük rol oynamıştır (User ve diğ., 2012).

Kadınların büyük bir kısmı hizmet sektöründe beyaz yaka veya gözümüzün önünde olmalarına karşın bir o kadar da görünmez "pembe yaka" alanlarda çalışmaktalar. Mavi yakalı kadın emekçilerin ise en fazla çalıştıkları alanlar gıda sektörü ve tekstil olup, buralarda da belli işlerde yoğunlaşırlar. Bu alanlardaki çalışma yaşamına ilişkin riskler büyük oranda görünmezdir, özellikle de bir asma iskelede pencere temizleyen veya ateşli bir bacanın dumanına maruz kalan rafineri işçisi erkekler ile kıyaslandığında bu çok net olarak açığa çıkacaktır (Messing ve Grosbois, 2001).

İş cinayetlerinde ve meslek hastalıklarında ölen emekçilerin büyük bir kısmının da erkek olması, kadınların sorunlarını görünmez kılan veya ikincil hale getiren faktörlerden bir diğeridir. Öte yandan yukarıda sayılan risklerin bulunduğu sektörler örgütlü sendikaların bulunduğu sektörler olup, işçilerin güvenlik ve sağlıkları için yürütülecek mücadelelerde avantajlı oldukları söylenebilir.

Tam da burada duralım ve son üç yılda göçmen işçiler arasındaki kadın ölümlerine bakalım; 144 ölümden 21’i kadın! Bu genel Türkiye ortalamasının çok üzerinde, neden; zira özellikle göçmen kadınlar en ama en kötü iş kollarında en kötü koşullarda çalışıyor, çalışmak zorunda kalıyor ve aynı zamanda evin tüm yükünü çekiyor.

Gözümüzü daha çok daha çok dikmek zorundayız kadın emeğine. Çünkü kuraldışı, güvencesiz, esnek, belirsiz çalışma biçimleri özellikle kadınları vuruyor, bu üretim alanları kapitalizmin tali değil asli üretim alanları haline geliyor.

Özetle; işçi sağlığına ilişkin epidemiyolojik araştırmalar çoğunlukla erkeklerin çalıştığı sanayi kollarındaki asbest ve kömür tozu gibi zehirli etkenlere odaklanmıştır. Oysa ki çoğu işçi birden fazla etkenin faal olduğu işyerlerinde çalışır ve bu etkenlerin rolleri bilinmediği için işyerleri de temiz olarak kabul edilir. Mevcut epidemiyoloji bilgisi sınırlı olduğu için işçilerin çeşitli hastalıklarını işyeri özellikleriyle bağlantılandırmak da güçtür. Bu nedenle kadınların sağlık riskleri sıklıkla görmezden gelinir (Klitzman ve diğ. 1997'den aktaran Kümbetoğlu ve diğ., 2012).

Kadınların yoğun olarak çalıştığı kuraldışı, güvencesiz çalışma alanlarına bakalım:

1. Bu işlerin ortak özelliği kadın emeğinin yoğun bir şekilde kullanımı ve toplam bu alanlarda çalışanlar içinde erkeklerin oranının çok düşük olmasıdır. Çocuk bakıcılarının, evlere temizliğe gelen emekçilerin neredeyse tamamı, tezgahtarların ve kasiyerlerin büyük kısmı, manikür-pedikür çalışanlarının ezici çoğunluğu, taşeron temizlik işçilerinin yarıya yakını kadınlardan oluşmaktadır ve özetle bu sektörlerde kadın istihdamı genel ortalamanın çok üzerindedir.

2. İkinci önemli özelliği hemen hemen sendikanın ve örgütlülüğün hiç bulunmaması, bazı alanlar dışında (kasiyerler, büyük marketlerdeki tezgahtarların örgütlülük deneyimleri gibi) örgütlülük ve kolektif davranma deneyiminin bulunmamasıdır (nesnel koşulların da etkisi gözardı edilmemelidir).

3. Bu işler uzun saatler boyunca ayakta kalmayı gerektiren fiziksel açıdan güç de isteyen işlerdir.

"Yani benim çalıştığım iş ayakta çalışılan bir işti. ayakta çalıştığım için bazı dönemlerde çok hasta olurdum ve ayakta duramıyorum yani. Kıvransan dahi göndermiyor. Ağrı kesici al, yani her hastayım diyen eve gidemez. Öyle bir lüksü yok, izin verse bile kırk minnet, bağıra çağıra verir zaten o bağırtıyı dinlememek için, o acıya katlanırsın. Yani..." (30, Evli, Tekstil-Hizmet, Sekreter, İstanbul) (Kümbetoğlu ve diğ., 2012)

4. Bu işler psikolojik açıdan yorucu, mobbinge açık, "duygusal emek" kullanımını gerektiren (sürekli gülümsemek zorunda olmanız gibi!) yıpratıcı işlerdir.

5. Tüm bu işlerde bir başka önemli ortak nokta, belli bir standardın olmaması (ücret, çalışma koşulları, çalışma ortamı) keza yeterli düzeyde mevzuata yansıyan bir düzenlemeye da sahip olmamasıdır. Örneğin ev işleri (temizliğe giden kadın emekçilerin yaptıkları işler) son derece riskli olabilmektedir, çünkü adı üzerinde "ev"dir ve "işyeri" olarak planlanmamış ve organize edilmemiş, üretim/hizmet için gerekli ergonomi ve çalışma koşullarından yoksun bir ortamdır.

6. Bir önceki maddeyle bağlantılı olarak bu işlerin büyük bir kısmının her anlamda kapsam dışı (mevzuat, bilimsel çalışmalar ve hatta siyaset söz konusu olunca) olduğunu söylemek gerekmektedir. Tüm dünyada yaygınlık kazanan evde üretim yapan kadınlara değinmek gerekir. Evde fason üretim yapan işçi kadınların maruz kaldığı riskler bir fabrikadakinden daha fazla olabilir. Zira bir önceki maddede de belirttiğimiz üzere hızlı bir şekilde parça başı üretim yapan kadınlar, bir yandan yemeğini yapmakta, bir yanda çocuğuna bakmakta, çay demlemekte ve salonunun ortasında tüm bu işlerle birlikte parça başı üretim yapmaktadır.

Bir kez daha, sıkılmadan mücadele için notlar

Kuralsız çalışma yaşamının giderek temel çalışma rejimi haline gelmesi ve kuralsız çalışan sektörlerde de kadınların istihdam oranının görece fazla olması, güvenlik ve sağlıkla ilgili sorunlarını gündeme getirme ve bunun için mücadele etme fırsatlarını da azaltmaktadır.

Keza bilim insanlarının özellikle "en riskli" alanlara yoğunlaşması (ki madenlere sözgelimi odaklanmak Türkiye için acil bir sorundur, ama tek başına yeterli değildir) kadınları yine görünmez kılmaktadır. Özellikle meslek hastalıkları konusunda bakış açımızı değiştirip, tüm sektörlere dönük de çalışmalar yapmak zorunluluktur.

Kadınların işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarına dair siyasal ve ideolojik mücadele; bankada çalışan kadınla, evde temizliğe gelen kadını, saatlerce tezgahta ayakta duran genç kadın ile, sevimsiz küçük burjuvalara gülümsemek zorunda kalan üniversite öğrencisi yarı-zamanlı emekçiyi, lokantanın sıcak ve buharlı yemekhanesinde 10 saat yemek yaptıktan sonra evde de mutfağa giren kadın ile sürekli gülümsemek zorunda olan uçuş görevlisini, merdiven altı atölyede çalışan tekstil işçisi genç kız ile manikürcüde, kuaförde çalışan, bir otelde 16 saat çalışan temizlik yapan kadın emekçiyi birleştirecek ortak mücadelenin anahtarlarından birisidir.

"Gizli, saklı" kalmış veya "işten sayılmamış" alanlardaki kadın emeği üzerine saha araştırmaları yapmak kuşkusuz gerekli ve elzemdir, ama bu alanlarda örgütlenmeyi ve bu örgütlenmede işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesini temel başlıklardan birisi haline getirmek eşitlik ve özgürlük mücadelesinin olmazsa olmazıdır!

Tüm bunları bir yana bırakalım. Türkiye’de eşit ve özgür bir ülke kuruluşunda kadınlar, kentli emekçi kadınlar, hep ön saflarda olacak. Çalışma yaşamında da daha fazla yer alacaklar, almak zorunda kalacaklar. O yüzden sendikada, dernekte, partide, mahalle meclisinde, kent direnişlerinde, çevre/doğa mücadelelerinde daha fazla kadın, daha fazla mücadele ve o güzel günlere mesafenin daha da kısalması anlamına gelecek. Yaşasın 8 Mart!

Kaynaklar:

England, K. V. (1993). Suburban pink collar ghettos: the spatial entrapment of women?. Annals of the Association of American Geographers, 83(2), 225-242.

Reid, J., Ewan, C., & Lowy, E. (1991). Pilgrimage of pain: the illness experiences of women with repetition strain injury and the search for credibility. Social science & medicine, 32(5), 601-612.

Lippel, K., & Demers, D. L. (1996). Invisibilite, Facteur d'Exclusion: Les Femmes Victimes de Lesions Professionnelles, La. Can. JL & Soc., 11, 87.

Messing, K., & de Grosbois, S. (2001). Women workers confront one-eyed science: building alliances to improve women's occupational health. Women & health, 33(1-2), 125-141.

İleri Ü.(2014). İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemleri ile Sosyo-Ekonomik Sonuçları, Efil Yayınevi, Aralık 2014,

Messing, K. (1998). One-eyed science: occupational health and women workers. Temple University Press.

Kümbetoğlu B., User İ., Akpınar A., (2012). Kayıp İşçi Kadınlar (Kayıtdışı Çalışmaya Dair Bir Alan Araştırması), Bağlam Yayınları