Kadayıfın altı



20-02-2016 08:50


Metin Çulhaoğlu

Bugünün dünyasında bir ülke düşünün ki peş peşe gelen bombalı katliamlarda yüzlerce insan ölüyor ve “kim yapmış/yaptırmış olabilir” sorusuna yanıt arayanlar hemen burun kıvrılmayacak nedenlerle en az 10 devlete ve/ya da örgüte işaret edebiliyor!

Sonra, bu katliamlardan en çarpıcı olanları ülkenin başkentinde, biri kentin merkezinde, diğeri merkezin de ötesinde devletin “en hassas” bölgesinde gerçekleşiyor.

Bunlar ne anlama geliyor?

***

Bir ara değinmiştik: İktisatta bir “örümcek ağı modeli” vardır. Bu modelin bir versiyonunda süreçler içe doğru bir sarmalla gelişir, sonunda bir dengeye ulaşılır.  Böyle olduğundan “istikrarlı” ve “yakınsak” model de denir. Diğer versiyonda ise süreçler dışa doğru, olası denge noktasından giderek uzaklaşan bir sarmalla gelişir. Bu da “istikrarsız” ve “ıraksak” modeldir.  

Bugün AKP rejimi ikinci versiyona özgü, “dengeden uzaklaşan”, “istikrarsız” ve “ıraksak” sarmala kaptırmış gitmektedir. Sorun, bir yanda AKP rejiminin vizyonu, iddiası ve hırslarıyla diğer yanda hem birilerinin bu rejimden bekledikleri hem de gerçekleşmesi mümkün olanlar arasındaki bağdaşmazlıktır.  

Ne gibi?

Örneğin, AKP rejimi belirli bir oy tabanına, desteğe kuşkusuz sahiptir; ama Türkiye’ye giydirmek istediği gömlek bu destekle gerçekleştirilebilecek olanın çok ötesindedir.

AKP rejimi elbette sermaye sınıfının rejimidir; ama kalkıştığı işler bu sınıfı da ürkütecek boyutlar kazanmaktadır.

AKP rejimi ülkedeki “geleneksel Kemalist zihniyetin” dışındadır; ama “uslu Kürt” sabit fikrinde o zihniyetten hiç de aşağı kalmadığını herhalde Kürtler de artık anlamıştır. 

Türkiye içinde bulunduğu bölgede önemli bir ülkedir; ama AKP rejiminin bu “önemden” kalkarak yeltendiği işler belirli kesimler dışında kendi “din kardeşlerini” bile öfkelendirmektedir.

Türkiye emperyalist güç odaklarına baktığı gibi bu odaklar da Türkiye’ye bakar; ama AKP rejiminin “vizyonu” bu odakların tahammül sınırlarını zorlayıp “aman başımız bu vizyon yüzünden zamansız bir belaya girmesin” kaygılarını körükleyecek saçmalığa ulaşmıştır.

Durum özetle böyledir.

Durum böyleyse, bir katliamın asıl faili olarak sayıca 10’u aşkın odağa işaret edilebilmesinin nedeni de “Türkiye üzerine oyun oynamak isteyenlerin” çokluğu değil, AKP rejiminin damarına bastığı çevrelerin çokluğudur.  

Ve örümcek ağı modelinin dengeden uzaklaştırıcı süreçleri devam etmektedir.

***

Daha ne kadar devam eder?

Bir yerde durdurulacaksa, düzenin kendi içinden ve onun aktörleriyle nasıl durdurulur?

Bu soruları AKP geleneğinin hocalarından, çıkarılan gömleğin eski sahibi Erbakan’ın ülkenin siyasal tarihinde yer etmiş iki sorusuyla birlikte düşünebiliriz.

Biri 70’lerden kalmadır: “Kadayıfın altı kızardı mı kızarmadı mı?”

1970’li yılların sonunda, dışarıdan “kerhen” desteklenen Demirel hükümetini düşürme zamanının gelip gelmediğiyle ilgiliydi. Hocaya göre kadayıfın altı öyle bir kızarmalıydı ki iktidardan düşürülen bir daha oraya gelemesindi…

Günümüze buradan bakılırsa, kadayıfın altının kızaracağı yoktur. Zaten bu sözün edildiği dönemde bile fırındaki kadayıfın altının kızarıp kızarmayacağı tartışma konusu olmuş, görüşüne başvurulan kadayıf ustaları kadayıfçılıkta böyle bir şeyin olmadığını belirtmişlerdi.

Erbakan’ın tarihe geçen diğer sorusu ise “kanlı mı olacak kansız mı?” şeklindeydi…

Bilemeyiz…

Bilebildiklerimiz şunlardır:

AKP rejiminin düzenin kendi aktörlerinin eliyle silinmesi, kazınması ve tarihe gömülmesi kesinlikle mümkün değildir…

AKP rejiminin defterinin “liberal restorasyonla” dürülmesi de hiç mümkün görünmemektedir.

Mümkün görünen, iyice devletlûlaşan AKP ile iyice AKP’leşen geleneksel devletlûların 12 Mart 1971 sonrasına benzer devletlû bir iktidarda buluşmalarıdır.

Deniz Baykal muhtemelen kendini buna hazırlıyordur.

Peki, “liberal motif” hiç mi olmayacak?

Abdullah Gül ve çevresi de muhtemelen buna ısınıyordur.